Dünya tarihi, hiçbir dönemin şahit olmadığı kadar organize, vahşi ve gözü dönmüş bir barbarlık çağından geçiyor. Gazze’de ve tüm Filistin topraklarında on yıllardır süren, bugün ise tam anlamıyla bir soykırıma dönüşen İsrail terörü, sadece Ortadoğu’yu değil, insanlığın ortak vicdanını ateşe veriyor. Filistinli bir kadının İsrail askerinin yüzüne karşı haykırdığı, "Şimdiye kadar kaç Filistinli çocuk öldürdün?" sorusu, bugünün küresel düzeninin tam kalbine saplanmış utanç vesikasıdır.
Özgürlük Filosu’ndan Fransız aktivist: ‘İsrailli askerler beni darp etti ve cinsel tacizde bulundu. O açık hava hapishanesinde bize hayvan gibi davrandılar ve karanlık konteynerlerde üst üste sıkıştırılmış halde tutuluyorduk.’
Ancak bu kanlı tiyatroda artık mızrak çuvala sığmıyor. Hakikat, Siyonist lobilerin parayla, tehditle ve şantajla ördüğü duvarları birer birer yıkıyor.
Güç Değil, Kontrolü Kaybetme Korkusu
Batı dünyasının İslam’a ve mazlum halkların direnişine karşı duyduğu hastalıklı öfkenin temelinde din değil, tahakküm hırsı yatmaktadır. İrlandalı Müslüman Robert Wilson’ın da isabetle belirttiği gibi: “Batı, İslam’dan aşırılık nedeniyle korkmuyor. İslam adil bir ekonomi, disiplinli bir hayat, güçlü aile yapısı ve bağımsız düşünce sunduğu için ondan korkuyorlar. Mesele din değil, kontrolü kaybetme korkusu.”
Yüzyıllardır dünyayı sömüren küresel çete, kendi kurduğu kölelik düzenine boyun eğmeyen, sömürgeleşmeyi reddeden ve adalet talep eden her sesi "tehdit" olarak kodluyor. Fransız bir rahibin, "Eğer İslam iddia edildiği gibi şiddet yanlısı olsaydı, ilk fetihlerden sonra hiçbir Hıristiyan veya Yahudi hayatta kalamazdı" itirafı, Batı’nın yüz yıllardır ürettiği İslamofobik sanayinin yüzüne inmiş ahlaki bir tokattır.
Soykırım Ortakları İçin Yolun Sonu: Dünyada Güvenli Liman Kalmadı
Katliamın arkasındaki Siyonist çete ve onlara her türlü lojistik, askeri ve siyasi desteği sağlayan Batılı liderler için artık saklanacak hiçbir yer kalmadı. Kanada’da, İsrail seviciliğiyle bilinen eski Maliye Bakanı Chrystia Freeland’in yüzüne haykırılan, "Senin yüzünden binlerce kişi katledildi. O ruhlar hayatının geri kalanı boyunca seni kovalayacak. Seni iğrenç hayvan, Siyonist köpek!" sözleri, bu suç ortaklarının artık sokaklarda, etkinliklerde, yani halkın arasında başı dik yürüyemeyeceğinin en net kanıtıdır.
Almanya Başbakanı'na yöneltilen, "İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudileri katlederek soykırıma imza attınız, bugün ise İsrail'e destek vererek Gazze'deki soykırıma katkıda bulunuyorsunuz; tarihin hep yanlış tarafında mı duracaksınız?" sorusu, Batı’nın tarihsel suçluluk psikolojisiyle nasıl yeni bir katliamın sponsoru haline geldiğini tescillemektedir.
Halkların İsyanı ve Küresel Boykot
Siyasetçilerin kirli ittifaklarına inat, dünya halkları ayağa kalkmıştır. İtalya'da 75’ten fazla kentte hayatı durduran, milyonlarca işçinin, liman çalışanının katılımıyla gerçekleşen genel grev, halkların devletlerine çektiği bir ihtardır. Liman işçileri İsrail'e silah sevkiyatını engellemek için gövdelerini siper ederken, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in kürsüden yükselen "Benimle birlikte söyleyin: Bu bir soykırımdır!" haykırışı, siyasette de namuslu seslerin henüz tamamen yok olmadığını göstermektedir.
Bu uyanış sadece sokaklarda değil, sanat dünyasında da karşılık buluyor. Milyonlarca dolarlık sözleşmeleri elinin tersiyle iten, HBO, Disney ve Coca-Cola gibi devleri reddeden Dua Lipa, ilkelerin paradan daha değerli olduğunu dünyaya ilan etmiştir. 268 milyon dolarlık bir serveti Siyonist ambargoya karşı Filistin adına feda etmek, bir duruşun ötesinde, ahlaki bir devrimdir.
Adaleti Boğmak İsteyen Küresel Terör Düzeni
Karşı karşıya olduğumuz yapı o kadar organizedir ki, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkaran Fransız yargıç Nicolas Gouyou’nun Visa ve Mastercard kartları bloke edilmekte, yargıçlar ve aktivistler suçlu muamelesi görmektedir. Amerikalı bir aktivistin "Bizi vergilerimizle İsrail'i desteklemeye zorluyorlar, reddedersek şehrimizin bütçesini kesiyorlar" isyanı, ABD’nin Siyonizm tarafından nasıl esir alındığının açık ilanıdır.
Kudüs’te Hıristiyan rahiplerin üzerine tüküren, Batı Şeria’da Müslüman kadının geçim kaynağı olan hayvanlarını bayram öncesi gasp eden bu faşist zihniyet, nükleer silahları ve küresel pedofili ağlarıyla dünyayı tehdit eden bir urdur.
Ancak kartlar yeniden dağıtılıyor. Pakistan’dan Suudi Arabistan’a kadar uzanan hatta, Trump’ın "İbrahim Anlaşmaları" adı altındaki Siyonist normalleşme dayatmaları sert bir kayaya çarpmış ve reddedilmiştir. KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın "Çocukları öldüren İsrail devletine güven duymam, saygı duymam ve muhatap almam mümkün değil" duruşu, tüm bölge liderlerinin kuşanması gereken asgari ahlaki sınırdır.
Hülesa
İsrail ve onun kör, sağır, dilsiz destekçileri ne yaparsa yapsın; ne yargıçları sindirerek ne de Özgürlük Filosu’ndaki aktivistleri karanlık konteynerlerde darp ederek gerçeği karartamayacaklar. İnsanlık vicdanı Siyonizm’den daha büyüktür. Bu barbarlık düzeni yıkılacak ve bu kan deryasında payı olan her lider, her devlet, tarihin çöplüğünde birer lanet nesnesi olarak anılacaktır.













