Kaostan Düzene Geçiş Arayışı
7 Ekim sonrası derinleşen kriz ortamında, bölge dışı aktörlerin askeri müdahaleleri ile bölge içi aktörlerin varoluşsal kaygıları karşı karşıya gelmiş durumdadır. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırı planlarını askıya alarak diplomasi masasına yönelmesi, bu değişimin en somut göstergesidir. Ancak bu diplomatik manevranın arkasındaki asıl itici güç, Washington’un kendi iradesinden ziyade; Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın koordineli bir şekilde yürüttüğü "aktif arabuluculuk" trafiğidir. İlk bakışta birbirinden uzak görünen bu üç aktörü birleştiren temel unsur, Ortadoğu’da hem İran’ı hem de İsrail’i birer "istikrasızlık kaynağı" olarak gören yeni bir stratejik akıldır.
Stratejik Birleşmenin Anatomisi: Riyad’dan "Sekizli Gruba"
Bu yeni bölgesel yapılanmanın temelleri, Kasım 2023’te Riyad’da atılan Arap-İslam ortak iradesine dayanmaktadır. Gazze kriziyle başlayan bu süreç, zamanla Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Katar ve Pakistan gibi aktörlerin yer aldığı bir "güvenlik platformuna" evrilmiştir. Bu ülkeleri bir araya getiren yegâne motivasyon, Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya savaşın bölgesel bir yangına dönüşmesi durumunda yaşanacak ekonomik ve güvenlik çöküşünü engelleme arzusudur.
Özellikle Mart 2024’te Riyad’da gerçekleşen dışişleri bakanları toplantısı, ittifakın kapsamını genişletmiştir. Yayınlanan ortak deklarasyonun hem İran’ın saldırgan tutumunu hem de İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki yayılmacı emellerini aynı sertlikte kınaması, bölgedeki "iki uçlu" tehdit algısının resmileşmesidir.
Savunma Sanayii ve Güvenlikte Yeni Blok
Türkiye, Mısır ve Pakistan arasındaki yakınlaşma sadece diplomatik kınamalarla sınırlı kalmamaktadır. Ankara’nın ileri savunma sanayii kabiliyeti, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın muazzam finansal kapasitesiyle birleştiğinde; bölgede dışa bağımlılığı azaltacak yeni bir "savunma ekosistemi" doğmaktadır. İkili düzeyde imzalanan savunma anlaşmaları ve karşılıklı üst düzey ziyaretler (Erdoğan’ın Riyad ve Kahire temasları gibi), bu bloğun kağıt üzerinde kalmayacağını, sahada askeri bir iş birliğine dönüştüğünü kanıtlamaktadır.
İsrail İçin "Bölgesel İzolasyon" Riski
Bu yeni oluşumun en büyük kaybedeni şüphesiz İsrail’dir. Tel Aviv, on yıllardır "İran tehdidi" üzerinden Arap dünyasıyla kurduğu normalleşme köprülerinin, bugün bizzat bu ülkeler tarafından kurulan yeni bir blokla baypas edildiğini görmektedir. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki politikaları, onu bölge devletlerinin gözünde "uzlaşılabilir bir ortak" olmaktan çıkarıp "bölgesel bir zorba" imajına hapsetmiştir.
Mısır ve Ürdün ile olan barış anlaşmalarının zedelenmesi ve Suudi Arabistan ile normalleşme sürecinin Filistin şartına bağlanması, İsrail’in bölgedeki yalnızlığını derinleştirmektedir. Öte yandan, İran’ın zayıflamasıyla oluşan güç boşluğunun Türkiye tarafından doldurulması, bölgedeki Müslüman liderlik arayışında Ankara’yı birincil aday konumuna getirmektedir.
500 Milyonluk Güç ve Yeni Statüko
Toplam nüfusu 500 milyona yaklaşan, Süveyş Kanalı gibi kritik su yollarını kontrol eden, nükleer kapasiteye sahip ve dünyanın en büyük enerji rezervlerini elinde tutan bu ülkelerin kurduğu ittifak, küresel sistemde de karşılık bulmaktadır. Trump yönetiminin kurduğu "Barış Konseyi" içinde yer alan bu aktörler, artık sadece Batı’nın çizdiği sınırları takip etmek yerine, kendi güvenlik mimarilerini inşa etmektedirler.
Ortadoğu’da bundan sonraki süreç; sadece silahların gölgesinde değil, Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın başını çektiği bu yeni stratejik bloğun belirleyeceği "bölgesel egemenlik" ve "istikrar" parametreleri üzerinden şekillenecektir.















Çok güzel analiz emeğinize sağlık