İslam, sadece bir ritüeller bütünü değil, aynı zamanda dostun ve düşmanın kim olduğunun kesin çizgilerle belirlendiği bir "Vela ve Bera" nizamıdır. Bugün, "stratejik ortaklık", "küresel entegrasyon" veya "ekonomik maslahat" kılıfları altında kâfirlerle saf tutanlar, Müslümanların izzetini Batı’nın veya Doğu’nın kirli sofralarında meze yapanlar, aslında kendi ahiretlerini ve ümmetin haysiyetini ateşe atmaktadırlar. İslam akidesinde kâfirle iş tutmak, sadece siyasi bir hata değil, doğrudan imanın özüne yöneltilmiş bir hançerdir.
Kur’an-ı Kerim’in Değişmez Hükmü: Onları Dost Edinmeyin!
Yüce Allah, kitabında müminleri kâfirlerin dostluğuna ve rehberliğine karşı defaatle ve en sert ifadelerle uyarmıştır. Rabbimiz şöyle buyurur:
"Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah ile hiçbir ilişiği kalmaz..." (Âl-i İmrân, 28)
Bu ayet, kâfirlerle stratejik ortaklık kuranların, Allah ile olan bağlarını kendi elleriyle kopardıklarını ilan eden ilahi bir ültimatomdur. Müslümanların kanını döken, mukaddesatına dil uzatan ve İslam’ı yeryüzünden silmek isteyen yapılarla "maslahat" gereği masaya oturmak, ayetin ifadesiyle Allah’ın korumasından çıkmaktır. Yine Maide Suresi 51. ayetteki hüküm, bugün modern dünyanın diplomatik yalanlarına kananlar için bir tokat mahiyetindedir: "Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır."
Nebevi Uyarı: Kâfirlerin Ateşiyle Aydınlanamazsınız!
Resulullah (s.a.v.), ümmetinin karakterini korumak adına kâfirlerle olan ilişkilerde mesafeyi net bir şekilde belirlemiştir. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
"Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın." (Nesâî, Zînet, 51)
Bu nebevi ikaz, sadece fiziksel bir ateşi değil; kâfirlerin sistemlerini, yaşam tarzlarını, hukuk anlayışlarını ve siyasi himayelerini reddetmeyi kapsar. Kâfirlerin rehberliğinde kalkınma beklemek, karanlığın içinden ışık devşirmeye çalışmak kadar beyhudedir. Onların ipine sarılanlar, ancak o ipin ucundaki cellada hizmet ederler.
İzzet Kâfirlerin Yanında Değil, Allah’ın Katındadır!
Bugün, Batılı güçlerin icazetiyle ayakta kalmaya çalışan "Müslüman" görünümlü yapılar, izzeti yanlış adreste aramaktadırlar. Kur’an bu zilleti şöyle deşifre eder:
"Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir." (Nisâ, 139)
Kâfirden merhamet dilenen, onların ekonomik ve askeri desteği olmadan yaşayamayacağına inanan bir zihniyet, İslam’ın "Lâ ilahe illallah" davasını anlayamamış bir zihniyettir. Müslüman, kâfirin karşısında ancak tebliğci veya muzaffer bir irade olarak durur; ezik, boynu bükük ve onun menfaatlerine amade bir iş ortağı olarak değil!
Safını Belirle!
Küfür tek millettir. İster modern sömürgeciler olsun, ister kadim düşmanlar; İslam’a ve Müslümanlara karşı olan kinleri hiçbir zaman sönmeyecektir. Onlarla iş tutmak, onların ajandalarına hizmet etmek ve onlardan medet ummak, şehitlerin kanına ve Kur’an’ın hükmüne ihanettir. Müslümanlar için tek kurtuluş, kâfirlerin sahte vaatlerine sırt çevirip, kendi öz kaynaklarına ve Allah’ın yardımıyla elde edilecek izzete dönmektir. Unutulmamalıdır ki; kâfirden dost, domuzdan post olmaz!















Müslümanın yaşantısının ölçüsünün unutulduğu günün.. Müslümanın yaşantısının ölçüsünün unutulduğu günümüzde, güzel bir yazı olmuş teşekkürler.
Tam günümüz mankurtlaştırılmış kölelestirilmis mü.. Tam günümüz mankurtlaştırılmış kölelestirilmis müslümanlara tokat gibi bir makale ...Çok güzel Allah razı olsun.....
Eline yüreğine sağlık güzel bir yazı olmuş. "ilim ilim bilmektir ,İlim kendin bilmektir.Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır." Demiş Yunus. Müslüman isek bunu bilmemiz ve o ölçülerde hareket etmek gerekir.