İnsanlık tarihinin en keskin güç kırılmalarının yaşandığı, dostluklar ile düşmanlıkların birbirine karıştığı, ittifakların maskeli birer tiyatroya dönüştüğü vahşi bir dönemden geçiyoruz.
Bu kaos çağında, Türkiye’nin yürüdüğü eksen nettir: Bizim dostluğumuz da düşmanlığımız da sınır tanımaz! Son yüzyılda Anadolu’ya hapsedilme senaryolarıyla, milyonların sessiz çığlığıyla ve içeriden vurulan hain darbelerle çok ağır travmalar yaşadık. Ancak o küllerden çıkardığımız büyük dersler, bugün dost ve düşman çizgilerimizi kalın harflerle belirlemiştir.
Yeni bir tarih yolculuğu başlarken, kimlerle yol yürüyeceğimize çok dikkat etmek zorundayız. Çünkü açık ve net bir gerçeği yüksek sesle haykırmanın zamanı gelmiştir: Türkiye-İsrail savaşı, sınırların ötesinde, çoktan başlamıştır!
Adriyatik’ten Orta Asya’ya Sinsi Çevreleme Planı
Son on yıldır küresel çete tarafından vizyona sokulan "Türkiye’yi durdurma" stratejisinin başat aktörü İsrail'dir. Ankara’nın arka kapılarında dolaşan, sınır boylarında haritalar çizen siyonist akıl, Türkiye’nin etki ürettiği her coğrafyayı ateşe vermeye çalışmaktadır.
Libya ve Sudan: İç savaşlarla bölünerek Türkiye’nin Akdeniz ve Afrika stratejisi baltalanmak istendi.
Somali ve Suriye: Somaliland üzerinden bölünme senaryoları denendi; Suriye sınırımızda ise PKK eliyle bir "terör koridoru" inşa edilerek Türkiye coğrafyadan yalıtılmak istendi.
Türkiye, askeri teknolojideki devrimsel hızı, istihbarat ve dış politikadaki hamleleriyle bu haritaları yırtıp atmış, terör koridorunu çökerterek İsrail’i sınırlarından uzaklaştırmıştır. Ancak durmayan siyonist terör, şimdi yeni cepheler açmaktadır.
Ege ve Doğu Akdeniz’de Savaş Çanları
Suriye’de kaybeden İsrail, Yunanistan’ı tamamen rehin almış ve Ege adalarını birer füze deposuna çevirmiştir. Atina yönetimi, İsrail’in oyuncağı haline gelerek ülkesini açık bir çatışma alanına sürüklemektedir. Kıbrıs Rum Kesimi ise AB üyesi bir devletten ziyade, İsrail’in lojistik ve askeri üssü olarak konumlandırılmaktadır. Bu açık tehdit karşısında diplomatik çekingenlik bitmelidir: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ismi acilen "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" olarak değiştirilmelidir.
Adriyatik’te Sazan Adası Tezgâhı
Kuşatma planı Adriyatik’e kadar uzanmıştır. Arnavutluk’ta Soğuk Savaş döneminin stratejik savunma hattı olan Sazan Adası, turizm yatırımı kılıfı altında Trump’ın damadı Jared Kushner’e, yani açıkça İsrail nüfuzuna devredilmiştir. Bu hamlenin tek bir amacı vardır: Bölgedeki Türk askeri varlığını tasfiye etmek ve Türkiye-Arnavutluk dostluğunu dinamitlemektir. Arnavutluk yönetimi, Amerikan paralarına kanıp soykırım cephesinin taşeronu olmamalıdır.
Türkistan’da Büyük İhanet: Türk Devletler Teşkilatı Hedefte!
En acı verici cephe ise ata yurdumuz Orta Asya’da açılmak istenen gediktir. Son dönemde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin İsrail ve Rum Kesimi ile kurduğu tehlikeli yakınlaşmalar tarihi birer basiretsizlik örneğidir.
Kazakistan’ın Rum lider Christodoulides’e "Dostluk Nişanı" vermesi, bazı Türk devletlerinin İbrahim Anlaşmaları’na göz kırpması kabul edilemez.
Tarihe Düşecek Kara Bir Leke: AB Dönem Başkanı Rum Kesimi’nin, İsrail’in kışkırtması ve milyarlarca dolarlık kirli sermaye fonlarıyla Türk Cumhuriyetleri’nde elçilikler açarak zemin kazanmaya çalışması, ortak tarihimize vurulan sinsi bir darbedir. İsrail’in bir sonraki hedefi, Türk dünyasının jeopolitik şahlanışı olan Türk Devletler Teşkilatı’nı içeriden bitirmektir. Bu coğrafya, Türkiye’yi sırtından vuracak hamlelere alet olmamalıdır.
Mezhep Savaşları ve Türkiye’yi Vurma Senaryosu
Büyük resmi görmek zorundayız. Batı ve siyonist ittifak, tarih boyunca Haçlılara karşı duran yegane güç olan Sünni omurgayı çökertmek için iki asırdır sinsi bir plan yürütmektedir.
Önümüzdeki 40-50 yıllık vadede, Şia eksenini hem kahraman hem de mağdur ilan ederek bayraklaştırıyorlar. Amaç, İslam dünyasını içeriden kemirecek büyük bir Şii-Sünni çatışmasının temellerini atmaktır. Sünniliği tarihten uzaklaştırıp, İslam’ı protestanlaştırarak Müslümanları kimliksizleştirmek isteyen bu üst akıl, projenin önündeki tek küresel engel olan Türkiye’yi bir zaaf anında kıskıvrak yakalayıp vurmayı hedeflemektedir.
Son Uyarı: İç ve Dış Cepheyi Çelikleştirmek Zorundayız!
Burada yapılan şey bir savaş çığırtkanlığı değil, kör gözlerin bile görebileceği çıplak bir jeopolitik gerçeğin ifşasıdır. Türkiye, ABD yönetimine çöreklenmiş siyonist lobi ve Netanyahu çetesi tarafından çok yönlü bir kuşatma operasyonuyla karşı karşıyadır.
Türkiye, 15 Temmuz işgal girişimini püskürttüğü günden bu yana gerçek anlamda bağımsızlığına kavuşmuş ve bölgesel bir güçten küresel bir aktöre dönüşmüştür. Selçuk Bayraktar öncülüğündeki askeri teknoloji devrimi, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın liderliğindeki dış politika ve istihbarat atılımları düşmanlarımızın kabusu olmuştur. İşte bu yüzden İsrail, Türkiye bir adım attıkça bunu bin adım olarak hissetmekte ve korkudan "Bir sonraki hedefimiz Türkiye" diye haykırmaktadır.
Ne yapmalıyız? Türkiye, askeri, istihbari ve diplomatik olarak İsrail ile doğrudan bir savaşa her an hazır olmak zorundadır. Sadece dış cephede değil, iç cephede de safları sıklaştırmalıyız.
Ülke içindeki birliği, dirliği ve kardeşliği bozacak hiçbir tertibe izin verilmemelidir. Alttan alta ülkemizin altını oyan Tom Barrack gibi sinsi figürler yakın takibe alınmalı, gerekirse saniye düşünülmeden "İstenmeyen Adam" ilan edilerek kapı dışarı edilmelidir.
Unutulmasın ki; Türkiye, kendisine karşı kurulan bütün cepheleri dağıtmayı bilen bin yıllık bir devlet aklına sahiptir. Dostlarına duygusal bir sahiplenmeyle bakan bu devleti gücendirmek, hiç kimse için hayırlı sonuçlar doğurmaz.
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar herkes bu gücü iyi bilir. Siyonist terör şebekesi de er ya da geç bu gerçeği anlayacak ve bu aziz milletin önünde diz çökmek zorunda kalacaktır!













