Tarih, zulmün ve cehaletin en koyu karanlıkta olduğu demleri kaydederken, insanlık vicdanının en ağır sınavları Hüzün Yılı’nın ayazında verilmiştir. Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.), davasının en çetin eşiğinde, omuzlarına yüklenen muazzam yükün yanı sıra en güvendiği dayanaklarını, kan bağıyla bağlı olduğu can dostlarını ard arda toprağa vermiştir.
Kureyş’in küfür yobazlarının körüklediği tecrit duvarları, iman edenleri boğmaya, yalnızlığa mahkum etmeye yöneliktir. Fakat ilahi irade, bu dipsiz gibi görünen matem iklimini başıboş bırakmamış; kalpleri teskin etmek, yaralara merhem sürmek için Kur’an’ın en ibretvizyon kelamını, Yusuf Suresi’ni göndermiştir.
Yusuf Peygamber’in hayatı, sıradan bir kıssadan ibaret değil; zulmün merkezinde dimdik duran bir imanın, sistematik tuzaklara karşı kuşanılan ahlaki kalkanın sert manifestosudur. Kardeşlerin kıskançlığıyla açılan kuyu, vicdansız tüccarların pazarlarında bir köle olarak harcanış, sarayın ihtişamlı duvarları ardında ihanetle örülen o alçakça tuzaklar ve nihayetinde gerçeği haykırdığı için bizzat adaletsizlikle mühürlenen zindan...
Her bir aşama, Hak yolunda yürüyenlerin sırtına vurulmuş çelikten prangalar gibidir.
Ancak mesele zindana düşmekte değil, o zindanı bir irfan medresesine çevirmektir.
Yüce Yaratıcı, Peygamberine ve o günün yalnız mü’minlerine şu açık ve sarsıcı hakikati fısıldıyordu:
"Ey Muhammed! Kavminin seni yalanlamasına ve sana eziyet etmesine üzülme. Yusuf'un kardeşlerinin kıskanması, ona tuzak kurması, kuyuya atılması, Mısır Azizi'nin karısının fitne ve aldatmalarla onun iffetine saldırması, zindana atılması gibi uğradığı çeşitli bela ve sıkıntıları düşün. O, inancı uğurunda eziyetlere katlanıp, sıkıntı ve musibetlere sabredince Allah onu zindandan saraya nasıl nakletti? Onu nasıl Mısır ülkesinin azizi kıldı, ülkenin hazinelerini nasıl ona verdi, bir düşün! İşte ben, dostlarıma ve verdiğim belalara sabredenlere böyle yaparım."
Bu hitap, ne uyuşuk bir teselli ne de ucuz bir avutma metodudur. Bu; zalimlerin saltanatına karşı direnen onurlu ruhlara çekilmiş bir çelik zırh, batılın kalesine karşı kuşanılmış ilahi bir stratejidir.
Darlığın ardından gelen genişlik, zorluğun ardından sökün eden o mutlak kolaylık, sabrın ve imanın bizzat ta kendisidir. Yusuf’un kuyudan tahtına yürüdüğü o çileli rota, hakikatin zerre ödün vermeyen karakterinin zaferidir.
Asırlar sonrasından bugüne dek uzanan bu ilahi sesleniş, zulmün ve hoyratlığın karşısında eğilmeyenlere hala rehberlik etmektedir. Çünkü nehirler yataklarını bulur, gecenin en koyu anı sabaha gebedir ve iradesini kiralık beyinlere teslim etmeyenler, eninde sonunda kendi saraylarını inşa ederler.
Yusuf Suresi'nin 87. ayetindeki o sarsılmaz irade, her devrin mustarip vicdanlarına meydan okumaya devam ediyor:
"Allah’ın rahmetinden ve rahata kavuşturmasından ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah’ın rahmetinden, O’nun kudretini inkâr edenlerden başkası ümit kesmez."
















