Myanmar, Şubat 2021’den bu yana tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Nobel ödüllü lider Aung San Suu Kyi’nin demokratik yollarla seçilmiş hükümetini deviren askeri cunta, ülkeyi bir kan gölüne çevirmiş durumda. Ancak bu vahşet, uluslararası arenada hak ettiği yaptırımlarla karşılaşmak bir yana, küresel güçlerin kirli oyunlarıyla adeta ödüllendiriliyor. Özellikle Çin ve Hindistan’ın yürüttüğü “kırmızı halı diplomasisi”, Myanmar halkının demokrasi çığlıklarını boğarak cuntayı nefes alamazken hayata döndürüyor.
Çin’in "Akrabalık" Maskesi Altındaki Stratejik İhaneti
Pekin’in Myanmar cunta lideri Min Aung Hlaing’e sunduğu görkemli karşılama töreni, sadece diplomatik bir nezaket değil, aynı zamanda demokrasiye karşı işlenmiş bir suç ortaklığıdır. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in “akraba” retoriği, Myanmar’daki askeri rejimin işlediği insan hakları ihlallerini meşrulaştıran bir kılıf görevi görüyor.
Çin için Myanmar, halkın özgürlüğü veya huzuru değil; Malakka Boğazı’na bağımlılığı azaltacak stratejik bir koridor ve Kyaukphyu Limanı gibi emperyalist birer yatırım sahasından ibarettir.
Pekin’in “istikrar” çağrıları, gerçek bir barış için değil, yalnızca kendi yatırımlarını korumak ve sınır hattındaki suçları baskılamak için kurulan “seçici” bir mantığa dayanıyor.
Çin, kendi ekonomik çıkarları tehdit altına girdiğinde cuntayı dizginliyor, ancak bu durum asla bir barış çabası değil; tam aksine, rejimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya dayalı bir “yatırım koruma” kurnazlığıdır.
Hindistan’ın "Sade" Ama Zehirli Meşruiyet Arayışı
Diğer tarafta Hindistan, demokrasi söylemleri ile bölgedeki stratejik zorunlulukları arasında sıkışmış durumda. Yeni Delhi’nin Min Aung Hlaing’i ağırlayarak cuntaya sunduğu meşruiyet kapısı, Myanmar halkının direnişine vurulmuş bir darbedir.
Hindistan ve Çin arasındaki bu Myanmar rekabeti, aslında Myanmar halkının kaderi üzerinden oynanan bir satranç oyunudur.
İki bölgesel güç de Myanmar’ın topraklarını kendi projeleri için bir basamak olarak kullanırken, cuntanın eli kanlı liderine ihtiyaç duyduğu uluslararası "tanınma"yı altın tepside sunuyor.
Cunta Neden Cesaretlendi?
Çin’in sunduğu tam teşekküllü törensel destek, cuntaya direniş güçlerine karşı yürüttüğü acımasız “askeri yaklaşımı” tırmandırması için gereken sahte özgüveni veriyor.
Cunta lideri, Pekin’den aldığı bu destekle artık sadece bir “darbeci” değil, Çin’in stratejik ortağı olduğu illüzyonuna sığınıyor.
ASEAN’ın dışlayıcı tavrına rağmen, bu büyük güçlerin verdiği destek sayesinde cunta, bölgesel blokların yaptırımlarını aşabileceğine ve "sahte bir istikrar" ile iktidarını konsolide edebileceğine inanıyor.
Halkın Direnişi Güçlerin Çıkarlarıyla Eziliyor
Çin ve Hindistan’ın Myanmar’daki varlığı, barışa giden yolu açmak yerine, çatışmayı körükleyen ve cuntanın ömrünü uzatan bir oksijen tüpü işlevi görüyor. “Kendi evini düzelt” mesajları, rejimin kendi halkına karşı uyguladığı şiddeti gizleyen bir perde olmaktan öteye gidemiyor.
Myanmar halkı, demokratik bir gelecek için canı pahasına mücadele ederken, Çin ve Hindistan’ın bu “stratejik zorunluluk” maskeli emperyalist rekabeti, bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa sürüklüyor.
Bu güçler, Myanmar’ın geleceğini demokrasiye değil, ticari koridorlarına ve limanlarına hapsetmeye devam ettikçe, bölgedeki iç savaşın kazananı sadece halkı ezen cunta, kaybedeni ise Myanmar halkı olmaya devam edecektir.
















