Ankara, bugün tarihin en büyük "göz boyama" ritüellerinden birine, bir NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Ekranlarda generallerin, profesörlerin NATO’yu yere göğe sığdıramadığı, "NATO olmasa biterdik" nakaratlarıyla kendi celladına şükranlarını sunduğu bir trajedi izliyoruz. Oysa hakikat, zihin konforumuzu yerle bir edecek kadar çıplak ve sarsıcıdır: NATO, bir savunma paktı değil, siyonist küresel hegemonyanın ve insanlığa vurulmuş en ağır pranganın adıdır.
Siyonizmin Askeri Eli: Nato'nun Küresel İşgal Haritası
İkinci Paylaşım Savaşı’nın külleri üzerine inşa edilen bu örgüt, galiplerin dünyaya diktiği bir cellat kostümüdür. İkinci Dünya Savaşı’na kadar dünyayı sömüren İngiliz aklının, savaştan sonra yerini Yahudi sermayesi ve onların "besleme" baronik-masonik elitlerine devrettiği bir sistemin askeri kalkanıdır.
Bugün Amerikan Kongresi’nin, Gazze’de masum çocukları katleden bir soykırımcıyı 67 kez ayakta alkışlaması, bir tesadüf değil, efendisine verilen sadakat şahididir. ABD, bağımsız bir devlet değil, Yahudi hegemonyasının stratejik bir operasyon merkezidir. NATO da, bu hegemonyanın küresel ölçekte korunmasından sorumlu olan "işgal kuvvetidir."
"Türkiye'yi Korumak" Yalanı ve Bedenin İhaneti
Türkiye’nin NATO üyeliği, bir güvenlik tercihi değil, bir ruhun teslimiyetidir. Lozan ile medeniyet iddialarından vazgeçmeye zorlanan bu topraklar, NATO üyeliğiyle "Batı’yı tehdit etmeyecek kadar eli kolu bağlanmış" bir köle derekesine düşürülmüştür. 15 Temmuz dahil olmak üzere, bu topraklarda yaşanan her darbenin altında, Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını hazmedemeyen bu örgütün parmak izleri vardır.
"NATO bizi işgalden koruyor" diyenler, aslında bizi kendi tarihsel derinliğimizden, kendi medeniyet iddialarımızdan ve bağımsızlığımızdan koruyan o demir parmaklıkları kutsuyorlar. Biz NATO'ya girmedik; biz, kendi ruhumuzu, Batı'nın kirli ve kanlı çıkarlarına rehin verdik.
Yanılsama: "NATO 3.0" ve Türkiye'nin Kuşatılması
Şimdi de "NATO 3.0" masalıyla Türkiye’ye elma şekeri uzatılıyor. "NATO’yu biz şekillendireceğiz" hayali, bir ayartma operasyonudur. Türkiye güçlendikçe onu kendi eksenine hapsetmek, yeniden bir "Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye" kurmasını engellemek için NATO içinde konumumuzu "görece" artırıyorlar. Dün Osmanlı’yı hangi sinsi oyunlarla parçaladılarsa, bugün de Türkiye’yi aynı "stratejik ortaklık" yalanıyla kuşatıyorlar.
Ankara'daki zirveden bir "diriliş" bekleyenler büyük bir yanılgı içindedir. NATO, Sovyetlerin yıkılışından bu yana varoluşsal bir krizin pençesindedir; içi boşalmış, Avrupa ile ABD arasında derin çatlakların oluştuğu, sadece birilerinin "kuyruk acısını" gidermek için Rusya'ya karşı kışkırtıldığı bir kaos merkezidir.
İbretlik Son
İzlanda’nın ordusuzluğu ile ABD’nin soykırımcı makinesinin aynı masada oturması, bu ittifakın bir "savunma ortaklığı" değil, bir "çıkarlar paylaşımı" olduğunun kanıtıdır. 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYH'nin %5'ine çıkarma dayatması, dünyanın daha güvenli bir yer haline gelmesi için değil, efendilerin silah tüccarlarını daha fazla beslemesi içindir.
Son söz şudur: Bir millet, kendi savunmasını kendi medeniyet ekseninde kurmadığı müddetçe, ne kadar NATO üyesi olursa olsun, her an hançerlenmeye mahkumdur. Biz, NATO’nun "koruyucu kalkanı" altında değil, onun gölgesinde medeniyetimizi, ruhumuzu ve geleceğimizi eritiyoruz. Tarih, başkasının silahına güvenip yatağa girenlerin, sabahleyin o silahın namlusuyla uyandığı ibretlik vakalarla doludur.
NATO bir güvenlik sigortası değil, insanlığın özgürlüğüne vurulmuş, altın kaplamalı bir kölelik zinciridir.













