Hz. Suheyb-i Rûmî (r.a) ve İmanın Sarsılmaz Ticareti
İslâm’ın doğuş günlerinde Hz. Erkam’ın kapısında Hz. Ammar ile yolları kesişen Hz. Suheyb (r.a.), sadece hakikate susamış bir yürekle o kutlu kapıdan içeri girdi. Aynı anda Müslüman oldular ve o andan itibaren çilenin, baskının, işkencenin en amansız harmanında pişmeye başladılar. Öyle bir zulüm ortamıydı ki, kâfirler Müslümanların başka bir beldeye hicret edip huzurla nefes almalarına dahi tahammül edemiyor; inananları zincirlemek, işkencelerle ezmek için peşlerini bırakmıyorlardı.
Hicret vakti geldiğinde müşrikler Hz. Suheyb’in de peşine düştüler. Ancak Suheyb (r.a.), korkakça teslim olacak bir adam değildi! Yayını çekti, okluğunu yokladı ve peşinden gelen o açgözlü zümreye tek başına meydan okudu:
"Biliyorsunuz ki ben hepinizden daha iyi ok atarım! Yanımda tek bir ok kalıncaya kadar hiçbiriniz yanıma yaklaşamazsınız. Oklarım bitince kılıcımla karşı koyarım; o da elimden giderse istediğinizi yaparsınız. Ama eğer isterseniz, canımın karşılığında Mekke’deki tüm malımın yerini ve iki cariyemi size bırakayım!"
Para ve dünyalık hırsıyla gözü dönmüş olan kâfirler bu teklife anında razı oldular. Suheyb (r.a.), dünya birikiminin tamamını, yıllarca kazandığı serveti bir çırpıda kâfirlerin önüne atıp özgürlüğünü ve imanını satın aldı! İşte bu fedakârlık üzerine şu sarsıcı ayet-i kerime nazil oldu:
"İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına karşı çok şefkatlidir." (Bakara, 207)
"Karlı Bir Ticaret Yaptın Ya Suheyb!"
Hz. Suheyb, çölü aşarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hz. Ammar’ın elleriyle inşa ettiği Kubâ Mescidi’nde bulunduğu yere ulaştığında, Resûlullah (s.a.v.) onu görünce müjdeyi verdi: "Karlı bir ticaret yaptın ya Suheyb! Karlı bir ticaret yaptın!"
Suheyb (r.a.) o günü anlatır: "Resûlullah (s.a.v.) hurma yiyordu, benim ise bir gözüm ağrıyordu. Ben de oturup onunla birlikte hurma yemeye başladım. Resûlullah (s.a.v.) —o dönemin tıp anlayışında hurmanın göz ağrısına iyi gelmediği bilindiğinden: 'Hem gözün ağrıyor hem de hurma yiyorsun' buyurunca, 'Ey Allah’ın Resûlü! Ağrımayan gözümün tarafıyla yiyorum' dedim. Bu cevabımı duyunca gülümsedi."
O dönemin insanları, Peygamberimizin (s.a.v.) hüzünlü, neşeli, kararlı ve mütevazı sayısız hâline gözleriyle şahit oluyorlardı. Bugün bizlerin ise onu fiziksel olarak görmeden, sadece gönüllerimizle sevip bağlanması katbekat kıymetlidir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) bu sevgiyi "Beni görmediği halde bana iman edenlere müjdeler olsun!" diyerek bizzat taçlandırmıştır.
İsraf Değil Cömertlik: Hz. Ömer’in Vasiyeti
Hz. Suheyb öyle eli açık, öyle cömert bir zattı ki, Hz. Ömer (r.a.) bir gün kendisine "İsraf ediyorsun" dediğinde, "Ben asla boş yere harcamam, hayır yolunda harcarım" cevabını vermişti. Adaletin simgesi Hz. Ömer (r.a.), vefat etmeden hemen önce kendi cenaze namazını kıldırma görevini Suheyb’e (r.a.) vasiyet edecek kadar ona derin bir hürmet ve güven duyuyordu.
Bugün Kendimize Sorma Vaktidir
Dünyanın geçici servetini, birikimlerini ve tüm varlığını İslâm yolunda tek bir an bile tereddüt etmeden feda eden Hz. Suheyb’in duruşu karşısında; bugün cebindeki üç kuruşun hesabını yapan, menfaati uğruna inancından taviz veren bizler hangi imanın iddiasındayız? Canını ve malını Allah rızası için feda edenlerin mirası, dünyalık peşinde koşan şimdiki Müslümanların yüzüne vurulmuş sarsıcı bir ikazdır!
















