Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında televizyon ekranlarında yoğun bir algı savaşı yürütülmektedir. “Amerika şunu dedi”, “İsrail bunu yaptı” şeklindeki söylemlerle toplum üzerinde korku ve yılgınlık oluşturulmak istenmektedir. Batı kültürüyle yetişmiş, Batı kavramlarıyla düşünen bazı çevreler, Batı’nın silah ve teknoloji gücünü abartarak zihinleri teslim almaya çalışmaktadır.
Oysa özgüveni olmayan nesiller korkuya teslim olur. İnancı, şuuru ve kararlılığı olan bir topluma ise teknoloji ve silah tek başına hükmedemez. Asıl mesele, her an uyanık olmak ve kendi değerlerine sarılmaktır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına) sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.” Bugün Müslümanların dağınık ve birbirinden kopuk hâlde yaşamaları, düşmanların işini kolaylaştırmaktadır. Birlik ve beraberlik sağlanamadığı için İslam coğrafyası sürekli müdahalelere açık hâle gelmiştir.
Allah Resûlü de, “Size iki emanet bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.” buyurmuştur. Tarihte kurulan İslam devletlerinin büyüme ve güçlenme sebeplerinden biri, Kur’an ve sünneti esas almalarıdır. Bu iki temel kaynaktan uzaklaşıldığında ise zayıflık kaçınılmaz olmuştur.
Düşman, fırsat bulduğu her yere müdahale etmekte; Müslüman coğrafyalarda kan ve gözyaşı eksik olmamaktadır. Filistin’de yaşananlar bunun en acı örneklerinden biridir. Sivil halkın, kadınların ve çocukların hedef alınması insanlığın vicdanını yaralamaktadır. Benzer şekilde İran’da da Siyonist İsrail tarafından ilk bombalanan yerlerin okul ve hastane olduğunu tüm dünya seyrediyor, savaşın vahşi yüzünü bir kez daha göstermektedir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.” (Enfal, 8/60) buyurulmaktadır. Ayrıca; "Bu âyet-i kerîmenin mânası;
“Düşmanlara gücünüz yettiğince mukabele edecek silah, malzeme hazırlığı yapın!” diye emrediliyor. "
"Bu ayet açıkça, Müslümanların caydırıcı bir güç oluşturmalarını emretmektedir. Silah ve teknoloji alanında geri kalmak, sadece iyi niyetle telafi edilemez. Güçlü olmak; sadece askeri değil, ekonomik, bilimsel ve teknolojik hazırlığı da gerektirir.
Diğer yandan Kur’an, “Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?” "Halbuki ilâhî kitabı da okuyup duruyorsunuz. Hiç aklınızı çalıştırmıyor musunuz? Hiç akıl erdirmiyor musunuz?” . Düşünüp anlamanız için Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor. ..."diyerek öz eleştiriyi de ihmal etmememiz gerektiğini hatırlatır. Sorunları yalnızca dış güçlere bağlamak yerine, kendi eksiklerimizi görmek ve aklımızı kullanmak zorundayız. “Hiç aklınızı çalıştırmıyor musunuz?” hitabı, Müslümanların düşünmesini, üretmesini ve çağın imkânlarını değerlendirmesini istemektedir.
Küresel güç mücadelelerinde Batı’nın ve Doğu’nun farklı aktörleri kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir güç ebedî değildir. Tarih, nice büyük devletlerin yıkılışına şahittir. Bugün dünyaya yön verdiğini düşünen güçlerin de yarın zayıflaması mümkündür.
İslam dünyasının yeniden güçlü bir konuma gelebilmesi için öncelikle birlik ve beraberliğini sağlaması, Kur’an ve sünnet rehberliğinde aklı ve bilimi merkeze alması gerekmektedir. Caydırıcılık ancak bilinçli, üretken ve kararlı toplumlarla mümkündür.
Sonuç olarak mesele yalnızca askeri çatışmalar değildir; asıl mesele zihinsel bağımsızlık ve özgüvendir. Müslümanlar kendi öz değerlerine dönüp akıllarını ve imkânlarını doğru kullanabildikleri takdirde, hiçbir güç onları kolayca sindiremeyecektir. Çünkü tarih göstermektedir ki şer planları ne kadar büyük olursa olsun, hakikat er ya da geç ortaya çıkar.












