Hz. Ammar (r.a) ve Ailesinin Çektiği Dehşet Verici Eziyetler
İslâm’ın ilk yılları, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar ağır bedellerin ödendiği bir kan ve sabır havzasıdır. Bu havzanın en ön safında ise Hz. Ammar bin Yâsir (r.a.) ve onun aziz ailesi durmaktadır. Onlar, Mekke’nin kavurucu cehennemi andıran kızgın kumları üzerine yatırılarak en insanlık dışı işkencelere maruz bırakıldılar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yanlarından her geçtiğinde, bu masum aileye sabır tavsiye eder ve onları cennetle müjdelerdi. Çekilen eziyet dayanılmaz boyuttaydı; fakat Resûlullah’ın (s.a.v.) müjdesi, o kavurucu sıcakta ciğerleri yanan bu mübarek insanlar için âdeta ab-ı hayat gibiydi. Bugün en ufak bir dünyalık sıkıntıda sızlanan, konforundan milim taviz vermeyen modern insan, geçmişte nelerin göğüslendiğini ve imanın nasıl bir çelikleşme gerektirdiğini iyice görmek zorundadır!
İslâm’ın İlk Şehitleri: Yâsir ve Sümeyye (r.a.)
Sonunda baba Hz. Yâsir (r.a.), bu ağır işkenceler altında can vererek şehit oldu. Zalimler, ihtiyar bedenini ölünceye dek rahat bırakmamışlardı.
Annesi Hz. Sümeyye (r.a.) ise yaşlı ve çelimsiz bir kadındı. Ancak kalbindeki iman, bedeninin zayıflığından katbekat büyüktü. Müşriklerin elebaşı, mel’un Ebû Cehil, onun iffetine ve namusuna kastedercesine mızrağını Hz. Sümeyye’nin avret mahalline saplayarak onu vahşice şehit etti. Ebû Cehil kendi elleriyle cehennem zümresine yazılırken; Hz. Sümeyye (r.a.) hem cenneti hem de İslâm tarihinin "İlk Şehidi" olma yüce mertebesini kazandı. Bedenleri delik deşik edildi, ancak İslâm dâvâsından tek bir adım dahi geri atılmadı!
Çekilen Acılardan Yükselen İlk Mabet
Anasını ve babasını Mekke’nin kanlı kumlarında kurban veren Hz. Ammar (r.a.) da yılmadı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde, Resûlullah’ın altında oturabileceği, öğle sıcağında istirahat edip namaz kılabileceği bir gölgelik inşa edilmesini teklif eden ilk kişi yine o oldu. Taşları sırtında taşıyarak İslâm’ın ilk mabedi olan Kubâ Mescidi’nin harcına ilk harcı koydu. Bu durum; çekilen büyük acıların ve gösterilen çelik gibi sabrın, somut bir mabede nasıl dönüştüğünün en sarih nişanesidir.
Doksan Dört Yaşında Sahada Bir Adanmışlık
Hz. Ammar (r.a.) hayatı boyunca tüm savaşlara büyük bir coşkuyla katıldı. İlerleyen yaşına rağmen cihad meydanlarından bir an olsun geri durmadı. Bir defasında büyük bir şevkle şöyle haykırmıştı:
"Artık gidip dostlarla buluşacağım! Muhammed (s.a.v.) ve arkadaşlarıyla buluşacağım!"
Şehit olacağı o son günde, hazırlık yaparken susadı ve yanındakilerden su istedi. Kendisine süt ikram edildi. Hz. Ammar (r.a.) sütü içtikten sonra Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yıllar önce kendisine söylediği şu mucizevi sözü hatırladı: "Senin dünyada en son içeceğin şey süt olacaktır." Ve hemen ardından arzuladığı şehadet mertebesine ulaştı.
Şehit düştüğünde doksan dört yaşındaydı (bazı rivayetlerde doksan iki veya doksan üç olduğu da aktarılır).
Bizim Sahte İmtihanlarımız ve Hakiki İman
Çocukluğunda ve gençliğinde en ağır eziyetleri gören, anasını ve babasını gözlerinin önünde şehit veren Hz. Ammar (r.a.), aradan geçen 80 yıldan fazla zamana ve belini büken doksanı aşkın yaşına rağmen hâlen aynı imanla, aynı adanmışlıkla sahadaydı.
Şimdi sormak gerekir: Çocukluğundan yaşlılığına kadar ömrünü dâvâsına serpenlerin karşısında, bugün kılını kıpırdatmaktan aciz olan bizler hangi imandan bahsediyoruz? İşkence altında doğup meydanlarda şehit düşenlerin mirası, klimalı odalarda İslâmcılık oynayanların maskesini düşürmeye yeter de artar bile!

















