Okurken dile kolay gelen, satırlara sığdırılıp geçilen anlatılar vardır. Oysa asıl mesele, o acıyı ve bedeli bizzat yaşamaktır. İnsan, tarihin sayfalarında karşılaştığı o derin ızdırabı ancak kendi ruhunda hissettiğinde meselenin ağırlığını kavrayabilir. İslam tarihinin en sarsıcı, en ibretlik sayfalarından biri de hiç şüphesiz hicretin şanlı müezzini Hz. Bilal-i Habeşî (r.a.)’nin gösterdiği o muazzam direniştir.
Hz. Bilal, İslam’ın nuruyla şereflendiğinde, Mekke’nin en kibirli, en gaddar ve servetiyle kör olmuş müşriklerinden Ümeyye bin Halef’in kölesiydi. Ümeyye; Peygamber Efendimizi (s.a.v.) her gördüğünde kaş göz işaretleriyle alay eden, arkasından dedikodu üreten ve malıyla kibirlenen bir zavallıydı. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’deki Hümeze Suresi, onun bu çirkin karakterini doğrudan tasvir etmek üzere nazil olmuştu:
“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen her kişinin vay hâline! O ki mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.” (Hümeze Suresi, 1-2. Ayetler)
Zulmün Karşısında Bir İman Kalesi
Zalim Ümeyye ve onun gibi karanlık ruhlu yandaşı Ebu Cehil, sırf "Rabbim Allah'tır" dediği için Hz. Bilal’i ağır zincirlere vurdular. Geceleri durmaksızın kırbaçlanan yaralı bedeni, ertesi gün Mekke’nin kavurucu öğle sıcağında kızgın kumlara yatırılıyordu. Bununla da yetinmeyip, nefes almasını imkânsız kılacak devasa kayaları göğsüne yığıyorlar ve "Ya İslam’dan dönersin ya da bu kayanın altında can verirsin!" diye haykırıyorlardı.
Fakat bu zalimlerin mukaddesattan ve insan haysiyetinden mahrum akıllarının kavrayamadığı bir gerçek vardı: Bilal-i Habeşî’nin kalbine yerleşen İslam aşkı, yeryüzündeki tüm işkenceleri, acıları ve zalimleri hiçe sayacak kadar büyüktü.
O sarsılmaz, kaya gibi sert imanla, göğsündeki o devasa ağırlığın altında bile nefesi yettiğince tek bir kelimeyi haykırıyordu:
"Ehad! Ehad!" (Allah birdir!)
Kırbaçlayan Kolların Çaresizliği
Bir süre sonra roller değişti. İşkenceyi yapanlar, kırbaç vuran kollar yoruldu; Hz. Bilal’in çelikten iradesi karşısında bizzat zalimler usandı ve çaresiz kaldı. Çünkü iman, teslimiyetle birleştiğinde karşısında durabilecek hiçbir dünyevi güç yoktur. Tarihin akışını değiştiren bu muazzam imana ve asil duruşa şahit olan Hz. Ebû Bekir (r.a.), büyük bir fedakarlık göstererek Bilal’i satın aldı ve Allah rızası için özgürlüğüne kavuşturdu.
Bugün Bize Kalan Miras ve İbret
Bugün bizler, klimalı odalarımızda ve rahat koltuklarımızda bu satırları okurken çok büyük bir muhasebe yapmak zorundayız.
İslamiyet, bizlere konforlu salonların değil; kızgın kumlarda bükülmeyen o dik boyunların, çatlayan sabırların ve kanla ödenen bedellerin mirasıdır.
Çölün kavurucu sıcağını Hz. Bilal’in sabrı yendi; kibrin ve cehaletin karanlığını ise onun dudaklarından dökülen "Ehad" kelimesi yerle bir etti.
Bu kıssa, sadece geçmişte yaşanmış bir kahramanlık hikâyesi değildir. İnancı uğrunda hiçbir dünyevi menfaate ve baskıya boyun eğmemenin, zorluklar karşısında dik durabilmenin evrensel manifestosudur.
Sormamız gereken asıl soru şudur: O kızgın kumlar altında eğilmeyen imanın ne kadarı bugün bizim kalbimizde hayat buluyor?













