2030’a Doğru Mısır: Yeni Bir Bölgesel Gücün Doğuşu
İlk iki yazımda Mısır’ın son yıllarda yaşadığı dönüşümü ve bu dönüşümün sahadaki yansımalarını paylaşmaya çalıştım. Bu kez bugünü değil, geleceği konuşmak istiyorum.
Çünkü artık asıl soru şudur:
2030 yılında nasıl bir Mısır göreceğiz?
Yirmi beş yılı aşkın bir süredir Mısır’da yaşıyor, çalışıyor ve iş hayatının içinde bulunuyorum. Bu süre boyunca ülkenin ekonomik iniş çıkışlarına, yatırım dönemlerine, krizlerine ve yeniden yükseliş çabalarına yakından tanıklık ettim. Bugün gördüğüm tablo, geçmişteki Mısır’dan farklı bir ülkenin inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor.
Bir ülkenin geleceği yalnızca açıklanan büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Gelecek; kurulan fabrikalarda, geliştirilen limanlarda, yetişen insan kaynağında ve üretim kültüründe şekillenir.
Mısır son yıllarda ulaşım altyapısından enerjiye, lojistikten sanayi bölgelerine kadar çok önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Bu yatırımların gerçek değeri ise önümüzdeki yıllarda daha net ortaya çıkacaktır. Çünkü güçlü bir sanayi, güçlü bir altyapı üzerine inşa edilir.
Ancak 2030’a giden yolda en önemli unsur beton değil, insandır.
Nitelikli eğitim, teknik bilgi, verimlilik anlayışı ve teknolojiye uyum sağlayabilen bir iş gücü, Mısır’ın geleceğini belirleyecek temel faktörler olacaktır.
Dünya ekonomisi yeni bir döneme giriyor. Şirketler üretim merkezlerini çeşitlendiriyor, tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor ve pazarlara daha yakın üretim üsleri oluşturuyor. Bu değişim, Mısır için önemli fırsatlar doğuruyor.
Afrika, Avrupa ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunan Mısır; coğrafi konumu, genç nüfusu ve büyüyen sanayi altyapısıyla uluslararası yatırımcılar açısından dikkat çekici bir merkez hâline geliyor.
Bununla birlikte, sürdürülebilir başarı yalnızca yatırım çekmekle sağlanamaz. Hukuki öngörülebilirlik, kurumsal güven, kaliteli üretim, inovasyon ve ihracatta katma değerin artırılması da aynı ölçüde önemlidir.
Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişkilerin önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğine inanıyorum. İki ülke; üretim, teknoloji, tarım, lojistik ve dış ticaret alanlarında birbirini tamamlayan güçlü ortaklar olabilir. Bu iş birliği sadece iki ülkeye değil, bölgenin ekonomik istikrarına da katkı sağlayacaktır.
Elbette hiçbir hedef kendiliğinden gerçekleşmez. Önümüzde çözülmesi gereken yapısal sorunlar ve küresel ekonomik belirsizlikler var. Ancak önemli olan, karşılaşılan zorluklardan çok, bu zorluklara nasıl cevap verildiğidir.
Ben, yirmi beş yılı aşkın süredir içinde yaşadığım bu ülkede, üretme isteğini, çalışma azmini ve geleceğe dair umudu görüyorum.
İşte bu nedenle 2030’a baktığımda yalnızca yeni yolları, köprüleri ve fabrikaları değil; daha güçlü bir üretim kültürünü, daha rekabetçi bir ekonomiyi ve bölgesel etkisi artan bir Mısır’ı hayal ediyorum.
Belki bütün hedeflere eksiksiz ulaşılamayacak. Belki yeni sınamalar ortaya çıkacak. Ancak bugün atılan doğru adımların, yarının Mısır’ını şekillendireceğine inanıyorum.
Çünkü ülkelerin geleceğini sadece doğal kaynakları değil, vizyonları belirler.
Ve bana göre Mısır, 2030’a doğru ilerlerken yalnızca kendi geleceğini değil, bölgenin ekonomik dengelerini de yeniden şekillendirebilecek potansiyele sahip ülkelerden biridir.














