İnsanlık tarihi, hidayet ile dalaletin, merhamet ile zulmün bitmek bilmeyen savaşına sahne olmuştur. Bu savaşın en sarsıcı, en dehşet verici ve en ibretlik sayfalarından biri, hiç şüphesiz "İnsanlığın İkinci Atası" Nuh Aleyhisselam’ın yaşadığı dönemdir. Irak topraklarında yükselen feryatların, 950 yıl süren bir sabrın ve nihayetinde kainatı sessizliğe gömen o büyük tasfiyenin hikayesidir bu.
950 Yıl Süren Yankı: "Allah’tan Başka İlah Yoktur!"
Nuh Aleyhisselam; Vedd, Süva, Yağus, Yeuk ve Nesr adlı putların gölgesinde kararmış bir kavme güneş olarak gönderildi. Görevi çetindi: Taşlaşmış kalplere Allah’ın birliğini nakşetmek. Dile kolay, tam dokuz yüz elli yıl boyunca bıkmadan, usanmadan aynı hakikati haykırdı: "Ey kavmim! Allah’a ibadet ediniz! Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur!"
Ancak bu kutlu çağrı, her defasında karanlık bir nefretle yankı buldu. O, "Ben Allah’ın kulu ve elçisiyim" dedikçe; kavmi hakikati işitmemek için parmaklarıyla kulaklarını tıkadı. O’nu bayıltıncaya kadar dövdüler, yerlerde sürükleyerek zalim kralların huzuruna çıkardılar ve defalarca zindanların soğuk duvarları arasına hapsettiler. Nuh Aleyhisselam’ın nidasıyla putlar yerle bir olsa da, körleşmiş halk o sanemleri tekrar yerlerine dikmekten ve inkarlarını büyütmekten vazgeçmedi.
Ülü’l Azm: Peygamberlerin Seyyidi Olmak
Nuh Aleyhisselam, her yanından küfür ve şirk fışkıran bu putperest dünyada, insanüstü bir sabır ve sarsılmaz bir teslimiyetle mücadele etti. Bu azmi, O’nu peygamberlerin en yüceleri olan "Ülü’l Azm" makamına, yani peygamberlerin seyyidlerinden olma mertebesine eriştirdi. Zamanın kahinleri yaklaşan tufanı rüyalarında görüp O’nu öldürmeye kastetseler de, O "Halim" sıfatıyla gece gündüz tebliğine devam etti.
Fakat zulüm, bardağı taşıran son damlaya ulaşmıştı. İnkarcıların nankörlüğü, sadece kendilerini değil, gelecek nesilleri de zehirleyecek boyuta varınca Nuh Aleyhisselam ellerini semaya açtı:
"Ey Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutan hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan onlar kullarını yoldan çıkarırlar, nankör ve facirden (günahkardan) başka da doğurmazlar..."
Göklerin ve Yerlerin İsyanı: Büyük Tufan
Bu dua, kainatın dengesini sarstı. Güneş ve Ay’ın ışığı ansızın kesildi, dünya tarif edilemez bir karanlığa gömüldü. Gece ile gündüzün ayırt edilemediği o dehşetli anlarda; gök kapıları ardına kadar açıldı, yer ise öfkeyle suyunu fışkırttı. Dağları aşan dalgalar, kibrin ve şirkin tüm izlerini yeryüzünden silip süpürdü.
Gökten boşalan azap ile yerden fışkıran gazap birleştiğinde, Nuh’un gemisindekiler hariç hiçbir canlı nefes alamadı. Yeryüzü dev bir mezarlığa dönüşürken, sadece Allah’a sığınanlar selamete erdi. Kur’an-ı Kerim’de Saffat Suresi 77. ayette buyurulduğu üzere: "Nuh’un zürriyetini, yeryüzünde devamlı kalanların ta kendisi kıldık." Böylece Nuh (a.s), Hz. Adem’den sonra insanlığın ikinci atası oldu.
Günümüze Kalan Sarsıcı Dersler
Nuh Aleyhisselam’ın kıssası, sadece binlerce yıl önce yaşanmış bir felaket hikayesi değildir; bugünümüze tutulan korkutucu bir aynadır:
Zihinsel Kulak Tıkanıklığı: O gün parmaklarıyla kulaklarını tıkayanlar, bugün modern dünyanın gürültüsü içinde vicdanının sesini duymayanlarla aynı saftadır. Hakikati duymamak için sergilenen inat, felaketin habercisidir.
Sabrın Sınırı ve Adalet: Sabır, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir dirençtir. Ancak bir toplum ıslah olma umudunu tamamen yitirip, sadece şer üretmeye başladığında ilahi adalet kaçınılmaz olur.
Modern Putlar: İsimleri Vedd ya da Süva olmasa da; bugünün kibri, sınırsız tüketim hırsı ve insani değerlerin yok sayılması modern putperestliktir. Nuh’un gemisi her çağda mevcuttur; o gemi, doğruluk ve teslimiyettir.
Gelecek Nesillerin Sorumluluğu: Gelecek nesillere sadece "nankörlük ve facirlik" miras bırakan bir medeniyet, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlar.
Nuh Tufanı bize öğretir ki; zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, suyun altındaki sessizliğe mahkûmdur. Asıl kazananlar ise 950 yıl taşlansa da davasından dönmeyen sabır kuleleri ve o gemiye binme cesaretini gösterenlerdir.













