Yeryüzünde büyüklük taslayanların, kendilerine bahşedilen zenginlikle şımarıp yaratıcısına kafa tutanların sonu değişmemiştir. Tarih, ilahi uyarıları kulak ardı eden ve peygamberlerini yalanlayan kavimlerin ibretlik enkazlarıyla doludur. Bu helak zincirinin en sarsıcı halkalarından biri de Hz. Nuh’un oğlu Sam’ın soyundan gelen ve "ikinci Âd" olarak anılan Semud kavmidir.
Yüce Allah, inkarları yüzünden helak ettiği birinci Âd kavminin (Hz. Hud’un kavmi) ardından Semud kavmini yeryüzünün yeni hakimi kıldı. Onlara muazzam bir güç, geçim bolluğu ve uzun ömürler bahşetti. Öyle ki Hicr bölgesinde, dağları adeta birer sanat eseri gibi oyarak kendilerine ihtişamlı saraylar ve sarsılmaz evler inşa ettiler. Ancak bu mülk ve zenginlik, onların sonunu getiren kör bir kibre dönüştü. Allah’ın emirlerinden sapan, putlara taparak yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkaran bu azgın halka, doğru yolu göstermesi için Hz. Salih(a.s) peygamber olarak gönderildi.
"Fakat onlar, Salih’i ve tebliğatını küfür ve inkarla karşıladılar." (A'râf, 76)
Hz. Salih, tam yirmi yıl boyunca kavmini bıkmadan, usanmadan hakikate davet etti. Fakat kalpleri kararmış olan Semud halkı, inanmak için ondan akıl almaz bir mucize talep etti. Kavmin önde gelenlerinden Cenda bin Amr, sert bir kayanın içinden kendilerinin belirleyeceği vasıflara sahip dişi bir devenin çıkmasını şart koştu; ancak o zaman iman edeceklerdi.
Hz. Salih(a.s), halkından bu mucize gerçekleştikten sonra kesin olarak inanacaklarına dair söz aldı. Ardından kayanın yanında namaza durup Rabbine dua etti. İlahi kudret tecelli etti: Kayanın ikiye bölünmesiyle içinden tam da istedikleri vasıflarda canlı bir deve doğdu.
Bu apaçık mucize karşısında bile Semud halkının büyük kısmı nankörlüğe devam etti. Devenin suyundan faydalandılar, mucizeyi gözleriyle gördüler ama kibir ve gururları yüzünden azgınlıklarını artırdılar. En nihayetinde, ilahi sınırı tamamen aşarak o kutsal deveyi canice boğazladılar. Deve katledildiğinde karnındaki yavrusu kaçıp dağa sığındı ve Hz. Salih’i görünce üç kez acı acı böğürdü.
Bu üç böğürüş, artık geri dönüşü olmayan ilahi cezanın mühletiydi. Hz. Salih kavmine döndü ve son uyarıyı yaptı:
"Yurdunuzda üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, yalanlanamayacak bir vaattir!"
Korkunç vade gün gün işlemeye başladı. Azabın gelişi Semud halkının yüzlerinde okundu:
Birinci gün: Yüzleri korkudan sapsarı kesilmiş olarak sabaha çıktılar.
İkinci gün: Yüzleri utanç ve pişmanlıkla kızardı.
Üçüncü gün: Yüzleri büsbütün karardı. Artık kaçacak yerleri yoktu; peygamberin haklı olduğunu anladılar ama son pişmanlık fayda vermedi.
Dördüncü günün sabahında, güneş doğarken dehşetli bir kıyamet koptu. Göklerin bütün gürlemelerini ve yeryüzünün bütün çığlıklarını içinde barındıran öyle korkunç bir sayha (ilahi bir bağırış) yükseldi ki Semud halkının kalpleri göğüslerinde parça parça oldu. Şiddetli bir sarsıntıyla canları bedenlerinden uçup gitti. Allah’ın bu azaptan koruduğu iman edenler müstesna, o kibirli ve inkarcı kavimden geriye tek bir canlı bile kalmadı.
Kur’an-ı Kerim, yeryüzünden silinip giden bu azgın kavmin geride bıraktığı ıssızlığı ve ibretlik sonu insanlığa şöyle haykırmaktadır:
"Biz onlara ayetlerimizi vermiştik de onlar, bunlardan yüz çevirici idiler." (Hicr, 80)
"İşte sana! Onların kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri! Şüphe yok ki bilecek bir kavim için, burada ibret verici bir nişane vardır." (Neml, 52)













