Şirketlerin içinde yıllardır tekrar eden ama çoğu zaman adı konmayan bir durum var. Dışarıdan bakıldığında her şey düzenlidir. Raporlar hazırlanır, süreçler işler, sistemler çalışır. Ancak aynı tabloya bakan insanlar çoğu zaman aynı şeyi görmez. Bu fark teknik bir sorun değil, daha çok insanın karar verme biçimiyle ilgilidir.
Çünkü aynı veri, farklı zihinlerde farklı anlamlara dönüşür.
Aynı gerçeklik, farklı yorumlar
Bir organizasyon içinde üç temel bakış açısı vardır.
1-Satış büyümeyi görür.
2-Finans riski görür.
3- Operasyon uygulanabilirliği görür.
Aynı veriye bakarlar, ama aynı sonuca ulaşmazlar.
Bu bir hata değildir. Her biri kendi sorumluluk alanı içinde doğru bir yerden bakar. Ama şirket dediğimiz yapı, bu farklı bakışların toplamı değil, bunların uyumudur.
Asıl ayrışma veri değil, yorumdadır
Modern şirketlerde en yaygın yanılgı, sorunun veri eksikliğinde olduğu düşüncesidir.
Oysa çoğu organizasyonda veri fazlası vardır. Asıl mesele, bu veriye verilen anlamdır.
Aynı rakam;
- Satış için fırsattır.
- Finans için risktir.
- Operasyon için yük olabilir.
Dolayısıyla karar, verinin kendisinden değil, veriye yüklenen anlamdan doğar.
Karar tek bir yerde oluşmaz
İdeal yapıda karar tek merkezden çıkar. Net, hızlı ve bütünlüklüdür. Gerçekte ise birçok organizasyonda karar süreci parçalıdır. Bir teklif önce büyüme açısından değerlendirilir.
Sonra finansal açıdan yeniden ele alınır. Ardından operasyonel gerçeklik üzerinden tekrar şekillenir.
Bu süreç yanlış değildir, ama doğası gereği kararın ilk halini dönüştürür.
Hız ,karar ve operasyon
Çoğu şirkette dışarıdan görünen hız ile içerideki karar hızı aynı değildir.Operasyon hızlı akar.
Ama karar süreçleri daha yavaştır. Bu fark görünmez ama etkilidir.Çünkü hız, sadece uygulamada değil, kararın oluşma anında da belirleyicidir.
İletişim değil, algı farkı
Bu noktada genelde çözüm daha iyi iletişim olarak düşünülür.Çoğu zaman sorun iletişim değildir. Sorun, aynı veriye bakıldığında aynı anlamın oluşmamasıdır.
Yani mesele konuşmak değil, aynı şeyi anlamaktır.
Bu sağlanmadığında, sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun kararlar doğal olarak parçalanır.
Parçalı doğrular, bütünsel sonuç üretmez
Her birim kendi KPI’ını doğru şekilde gerçekleştirebilir. Satış hedefini tutturur, finans riski yönetir, operasyon işi tamamlar. Şirket bütünü aynı oranda sağlıklı bir sonuç üretmeyebilir. Çünkü lokal doğrular, her zaman global uyum üretmez. Şirketler çoğu zaman dış dünyayı optimize etmeye çalışır.
Oysa asıl karmaşa içeridedir.
Veriler değil, o verilere yüklenen anlamlar farklıdır.
Marcus Aurelius’un basit ama derin bir cümlesi vardır;
İnsanları rahatsız eden olaylar değil, olaylara bakışlarıdır.
Şirketler de biraz böyledir.
Aynı veriye bakar, ama aynı gerçeği göremezler.
Ve çoğu zaman fark, veride değil, bakışta başlar












