Başkentlik yaptığı imparatorlukların üç kıtaya uzanan farklı renk,
dil, din ve mezhepten insanlarının buluşma noktası olan İstanbul, bugün
de Ortadoğu ve yakın çevresindeki değişim süreçlerinin aktörleri için en önemli buluşma noktası.
Önceleri, ayda yılda uluslararası nitelikte bir toplantı
yapılacağı duyulunca, haber merkezleri heyecanlanırdı. Toplantı haberi,
günler öncesinden medya kurumlarının istihbarat birimine düşer. Ne kadar zor şartlarda olsa da haber merkezleri bu toplantıları, konuşmalardan
kulislere özel haberlerden misafirlerin sunacağı ilginç detaylara kadar
adamakıllı takip ederdi. Rutin gündem içinde bu toplantılara özel önem
verilir; dil bilen seçme muhabirler buralara gönderilirdi.Şimdi durum çok farklı. İstanbul'un her köşesi, her gün böyle
uluslararası bir toplantı veya etkinliğe ev sahipliği yapıyor. O kadar
ki, bazen beş yıldızlı otellerin birinde, aynı anda birden fazla
uluslararası toplantıya rastlamak mümkün. Bir katta, Afganistan ile
Pakistan arasındaki sorunların çözümü için bir zirve düzenlenirken, alt
katta farklı ülkelerden resmi veya sivil birçok kurumun katıldığı
toplantıda Suriye'nin geleceği ele alınabiliyor. Aynı saatlerde şehrin
bir başka kongre merkezinde, bir konuk devlet başkanı işadamlarıyla
buluşabiliyor.Türkiye'nin dünya siyasetinde artan etkinliği ve Türk okulları,
TUSKON, MÜSİAD, insanî yardım kuruluşları gibi ülkemizle dünya arasında
yeni yeni köprüler inşa eden kurumlar sayesinde misafir heyetlerle dolu
uçakların biri inip biri kalkıyor. Kimi zaman da Somali veya Filistin
örneğinde olduğu gibi zor durumdaki bir ülkenin yardımına koşmak için
insanî amaçlı organizasyonlar yapılıyor. Irak'ta veya Lübnan'da çatışan
taraflar bir köşede buluşup dertlerine çare arıyor. Bazen düşman
tarafların buluştuğu adres oluyor İstanbul, bazen dostların dayanışma
yeri. Bazen bu tür toplantılar, kimsenin ruhu duymadan sessizce olup
bitiyor.Bu resmî trafiğe, bir de bölge ofisi olarak İstanbul'u seçen çok
sayıda uluslararası firmanın ülke temsilcileriyle yaptığı toplantıları,
uluslararası örgütlerin bir araya gelmelerini, fuar ve kongreleri de
ekleyince daha da uzuyor liste. Zaten Ortadoğulu turistlerin yoğun
ilgisi sayesinde Taksim'de neredeyse bütün vitrinler Arapça; Beyazıd'da
ise Rusça.İstanbul elbette henüz New York, Paris veya Londra değil. Düne
göre çok mesafe alsa da küresel hareketlilikten aldığı pay hak ettiğinin çok gerisinde. Ama küresel bir metropol olma yolunda. Ve artık medyanın bu şehirde bütün olup bitenlerin tümünü takip etme imkân ve lüksü yok.
Mecburen her gazete, ajans veya televizyon kendi önceliğine göre seçim
yaparak bu trafiğin sadece bir kısmını izleyebiliyor.Bölgede dayanışma içinde olan ve çatışan tarafları bir araya
getiren toplantılarda ilginç karelerle karşılaşıyorsunuz. Ortadoğu'da ve Suriye'de mezhep temelli olduğu söylenen bir sürtüşme yaşanırken,
Lübnanlı Şii din adamı Hani Fahs ile Suriye'deki Müslüman Kardeşler'in
lideri Riyad El Şukfa'nın İstanbul'da bir otelde tokalaşıp kameralara
birlikte poz vermesi gibi. Ya da Şii liderin Baas rejimi ve İran
hakkındaki ilginç tespitleri gibi.Hafta sonu bölge ülkelerinden çok sayıda Müslüman ve Hıristiyan
din adamıyla birlikte İstanbul'da bir araya gelen isimlerden biri olan
Hani Fahs, Cihan Haber Ajansı'na verdiği röportajda Suriye yönetimini
son süreçte asla masum görmediğini, Şam ve Tahran'ın birlikte
Türkiye'nin bazı sorunlarını kullanarak bir bedel ödetmeye
çalıştıklarını söylüyor. Suriye'deki krizin Baas rejimiyle başladığına
dikkat çeken Şii din adamı, rejimi, "gerici, ırkçı, şovenist, baskıcı,
insan haklarına, düşünce özgürlüğüne saygısı olmayan bir ideolojik yapı" diye tanımlıyor.Baas'ın sadece Sünnileri değil Muhammed Umran, Salah Cedid gibi
önemli Alevi isimlerin yanı sıra El Hayyır ailesini, Kenan ailesini,
Hayırbek ailelerini öldürdüğünü söyleyen Fahs, bu rejimden Alevi ve
Sünnilerin en şerlilerinin yararlandığı görüşünde. İran ve Hizbullah'ın
Esed'i desteklemesinin mezhep ve direnişle ilgisi olmadığını düşünen
Fahs'a göre tek sebep İran ile Suriye rejimi arasındaki çıkar ilişkisi.İran'ın Baas'a verdiği desteği eleştiren Müslüman Kardeşler
lideri El Şukfa da farklı düşünmüyor: "Sorun; iddia edildiği gibi
Sünni/Nusayri, Arap/Kürt veya Müslüman/Hıristiyan problemi değil,
despotik rejimin baskısı. Baas yıkılınca herkesin özgür olduğu bir
Suriye kuracağız. Bunu hep birlikte yapabiliriz."İyi ki, bütün bölgenin olumlu düşüncelerle nefes alıp güzel hayaller kurabildiği bir İstanbul var...













