Kış yaklaşıyor. Teröre verilecek kış molası, bu yıl erken gelecek.
PKK, kış uykusuna yatmaya hazırlanıyor. İşaretler alt alta konup
toplaması ve sağlaması yapıldığı zaman ortaya böyle bir sonuç çıkıyor.
Karayılan'ın Fırat Haber Ajansı'na verdiği mülakat PKK'nın
varını yoğunu ortaya dökerek sürdürdüğü saldırıların sona ereceğinin
habercisi. PKK'lılar konuştukları zaman hep uzun konuşuyorlar. Ağızları
dolu. Ama her zaman asıl mesaj birkaç cümleye veya söylenenlerin genel
havasına yükleniyor. Daha önemlisi, bu uzun röportajları verenlerin
isimleri savaş ilan edildiğinde farklı, barış rüzgarlarının estiği
dönemlerde hep farklı oluyor. Bahoz veya Cemil Bayık konuştuğu zaman
mermi sesleri, barut kokusu duyuluyor. Her ikisi de, "halksız halk
savaşı"nın Şemdinli civarında sürdüğü günlerde bu durumun örneklerini
verdiler. Söz hakkının Murat Karayılan'a geçmesi bile, taktik evrenin
sona erdiğini tek başına göstermeye kâfi. Dağda onlarca PKK'lı gencin
öldüğünden haberi yokmuş gibi, ince ince ve uzun uzun BDP'li
politikacıların PKK'lı silahlı militanlarla dağda buluşmalarını
eleştiriyor ve bu duygusal görüntüleri onaylamadıklarını söylüyor. PKK
bütün sermayesini masaya yatırarak iddialı bir kumar oynadı. Silahlı
gücünü dar bir alana yığıp taktik üstünlük ele geçirmeyi ve buradan da
yeni bir stratejik evreye geçmeyi denedi. Taktik üstünlük, Türk
devletine karşı silahlı propaganda üstünlüğünden ibaretti. Şemdinli ilçe merkezinde birkaç saat kontrolü ele geçirmek, resmî binalara PKK
bayrağı asmak ve bölgede alan hakimiyeti sağladığını kanıtlamak gibi.
Sağlayacağı bu taktik üstünlükle iki muhatabını ikna etmeyi amaçladı. Bu muhataplardan ilki bölgedeki Kürt kamuoyu. Başarsaydı Kürtler üzerinde
silahlı otoritesini pekiştirmiş olacaktı. İkinci muhatap ise bölge
devletleri: Başta İran olmak üzere Suriye ve diğerleri. Bu ülkelere de,
Türkiye ile ilişkilerinde terazideki ağırlığı değiştirebilecek çapta bir aktör olduğunu kanıtlayacaktı. Ancak PKK, girdiği -kendi deyimiyle- "savaş"ı kaybetti. Hem de
bütün mevzilerde. Beklediği ve umduğu şekilde bir alan hakimiyeti
kuramadı. Sembolik de olsa, bayrak sallandırarak silahlı gücünü
kanıtlayamadı. Hatta, bu savaşı yürütürken varsaydığı ve umduğu desteği
de elde edemedi. Şehir merkezlerine yönelik eylemlerde Kürtler PKK
militanlarına umdukları ve bekledikleri desteği vermediler. İkinci
muhataba gelince. Antep'te on sivilin PKK bombası ile ölmesi sonrasında
İran Meclisi'nin resmî sözcüsünün zafer çığlıklarına benzeyen Türkiye'ye yönelik kin ve nefret dolu açıklamaları, onların çok fazla bir şey
beklemediğini gösteriyor. Suriye'deki iç savaşın içinde patlayan bir el
bombasından bir şarapnel parçasının Türkiye'ye sıçraması onlar için
yeterli. Bunun dışında PKK'yı muhatap almaları ve ona açıktan destek
vermeleri kendi çıkarlarına aykırı. Halep'te Kürt mahallesinin Esed
güçleri tarafından bombalanması, Kürtlerin ve PKK'nın ayrı ayrı nereye
yerleştirildiğinin de bir işareti. İran ve Türkiye karşılıklı olarak
kılıçları çekti. Bu senaryoda PKK'nın rol çalacağı bir sahne yok. PKK'nın "iyi polis"i Murat Karayılan önceki gün tekrar konuştu.
Geçen sene olduğu gibi "eğitimi boykot" çağrısı yaptı. Netice hasıl
etmeyecek bu taleplerin tekrarlanması bile, PKK'nın kış moduna erken
geçeceğinin bir işareti. GÜNSİAD'ın önderlik ettiği Temas Grubu, doğru
bir zamanlamanın eseri. Çoğu kimseye şaşırtıcı gelebilir ama PKK yine
usulüne uygun müzakere çağrılarında bulunabilir. Ama bu sefer muhatap
bulamayabilir. Çünkü PKK sadece giriştiği "Halksız Halk Savaşı"nı değil, barışçı bir çözüm için zaten tartışmalı olan inandırıcılığını da
kaybetti. Üstelik son denemede masayı tekmeleyip devirirken, müzakere
arayışının sadece oyalama taktiğinden ibaret olduğunu da kanıtladı. PKK'nın uğradığı hezimetten ve kaybettiği halk desteğinden
sonra, yaralarını sarmak için kış kampına erken girmesi, beklenebilecek
bir gelişme. Ama kimse Hükümet'in giderek sertleşen tutumunun
gevşeyeceğini beklememeli. Terörle mücadele artık başarılı bir şekilde
tecrübe edildiği üzere, ayrı bir mecrada yürüyecek.













