"Araştırıcı bir göz, uluslararası bir kalabalıkta bile Müslüman'ı
çehresinden tanır. Renkler ve çizgiler bakımından bir ayrılık söz konusu olamaz; Müslüman çehrelerindeki değişiklik, mânâ ve ifâdeden ileri
geliyor.Bu nüans ayrılığı bazen o derece kuvvetlidir ki gayr-ı
Müslümanlar bile farkına varır. Tabii sadece yüz değil, yürüyüş, oturuş, kalkış, el hareketleri ve davranışların tümünü teşhise yardım eder. Bu
ayrı seçinin sebebi Müslüman ruh yapısına dayanır. (...)Hazreti Muhammed, Müslüman cinsinin nasıl olmasını istemişti ve
ideal Müslüman'ın kesin vasıfları nelerdir? (...) İşte zamanımızın bütün mânevî buhranını içine alan bir sual. Gelecekteki politik, ekonomik ve
sosyal tutum bu sualin cevabını perde perde açıklayacaktır. Tahmin
ederim ki bazı hususiyetleri değişmeyecek, Müslüman'ın ruh yapısı ile
birkaç özellik; bana sorulsa derim ki, istiğna, tenezzülsüzlük, tok
gözlülük başta gelir. İsterseniz bir nevi gurur deyin buna. Kendini
dünyadan ve dünyanın baş edebileceği her şeyden üstün görenlerin gururu. Nefsi göz önünde tutmak, sık sık körletmek, -ki dünyayı mat etmek
demektir- terbiyesinde yetişmiş olanların ruh haysiyeti. Bir aile
ocağında nesiller boyunca böyle bir telkin ve terbiye hüküm sürmüşse,
nihâyet o ocağın çocukları fakir de olsalar, tahsilsiz de olsalar bir
başka türlü irfan ve pek ince bir kibarlığa bürünürler (...)Müslüman'ın eli külfetlere davranırken rıza ve teslimiyetle
kalkar, nimetlere uzanırken çekimser ve yumuşakça yarı yumulur; her an
el çekmeye hazırmış gibi bir başka özellik, mahrumiyet ve titizliktedir. Müslüman, hususi hayatını kat kat itinâlarla sıkı örter (...)Müslümanlıkta sır tutmak, söylenecek sözü sıkı sıkı kontrol
etmek, gevezelikten kaçınmak, terbiye ve muaşeret esaslarından da ileri, âdeta akîde icabı sayılır. Böylece dinin emrettiği şartlar yanısıra bir nevi moral titizlik asıl olur ki, Müslüman'ın az konuşması, rastgele
açılmaması, her işinde ihtiyat göstermesi bu yüzdendir. Şımarıklığı
sevmez, etrafa hafif çatıkça bakar, tebessümü ölçülüdür (...)Bana sorulsa eğer, insan Müslümanlığını hangi kabahatle kaybeder? İnsan Müslümanlığını galiz olduğu zaman kaybeder.Bence İslamiyet'in en muhteşem cephesi mânevî estetiktir, edeptir denilebilir, fakat geniş muhitlerde edep anlayışının pek kısır kalmış
olduğunu görüyoruz. Mahcup ve itaatli tavır takınmayı bir 'edep'
sayıyorlar. Beni sarmıyor. Edeb tâcını başımdan düşürmeden cüretkâr ve
serkeş olabilirim, yeter ki temizlik ve güzellik kültüründe kökleşmiş
bulunayım.Müslüman'ın bâriz hususiyetlerinden biri de gayret ve cesarettir. Mücahitlerin, gazilerin dünya tarihinde bıraktığı parlak izler göz
kamaştırır... Dinî terbiye ve itiyatlarından doğmuştur bu cesaret ve
fazileti. Namaza dururken geçmişi-geleceği, dünyayı-ahireti ardına
atmaya alış[mak]mış Müslüman'ın özel kuvvetidir. Herhangi bir şeyi çok
istemek, herhangi bir işten çok ürkmek, kaçınmak gibi 'korku ve recâ'
engellerini aşabilmeli. Bunun için Hakk'a sığınmak şarttır..."...Bu satırlar, takriben elli sene önce aramızdan ayrılmış büyük bir yazara, önemli bir fikir insanına ait; onun, "Müslüman" başlıklı
makalesinden alıntılar. Kimliğini şimdilik açıklamıyorum; bakalım bilen
çıkacak mı?"Müslüman hâricen nasıl belli olur?" suali, itiraf edeyim ki beni biraz sersemletti. "Sen benim kalbime bak Müslümanlığı"nın râyiç
kazanması yüzünden Müslümanlık, gizlense de olur kabilinden bir
temsiliyete dönüştü. Ne fiyaka, ne ketumluk! Davranışlardan, hüsn-i
hâlden, hüsn-i ahlâktan doğan bir güzelliğin cakayla sergilenmesi veya
mahcubiyetle gizlenmeye çalışılması gerekmez. İyi insanı herkes tanır,
herkes arar, herkes kadr-ü kıymetini bilir ve ona yakınlık duyar.Büyük meselelerle uğraşıyor gibi görünürken "Küçücük" ayrıntıları unutmamalı; "Günün en basit hadiseleri seciyeyi yıkar ve yapar." Bana
öyle geliyor ki bizler, küçük ayrıntıların hüsn-i tanziminden
sorumluyuz; büyük ayrıntılar ise küçük şeylerin bir araya gelmesinden
oluşuyor galiba.Şimdi endam aynasına bakalım öyleyse; eynimizde nasıl duruyor Müslümanlık, bir görelim...
Genel
12 Eylül 2012 - 14:04
Edep, mânevî estetiktir
"Araştırıcı bir göz, uluslararası bir kalabalıkta bile Müslüman'ı çehresinden tanır. Renkler ve çizgiler bakımından bir ayrılık söz konusu olamaz; Müslüman çehrelerindeki değişiklik, mânâ ve ifâdeden ileri geliyor.
Genel
12 Eylül 2012 - 14:04













