"Zehir var zehirlenme yok" Enteresan!

Sekizinci Cumhurbaşkanı Rahmetli Turgut Özal'ın şüpheli ölümüyle ilgili hazırlanan son rapor akıllara durgunluk verecek bir ifade içeriyor.

Sekizinci Cumhurbaşkanı Rahmetli Turgut Özal’ın şüpheli ölümüyle ilgili hazırlanan son rapor akıllara durgunluk verecek bir ifade içeriyor.

"Zehir var, zehirlenme yok!”

Bu sözün gerisini, karikatür balonlarında yer alan şu ifadelerle okuyabilirsiniz: "Bla bla bla. Hımmm… Bla, bla, bla…”

Çünkü bu sözün akabinde ne söylenirse tatmin etmeyecek nitelikte. "Zehir var ama topraktan geçmiş olabilir, vücut zaman içinde aldığı sebze ve meyvelerden biriktirmiş olabilir, şu olabilir, bu olabilir.”

Peki ne olamaz?

"Her şey, hepsi olabilir ama biri tarafından zehirlenmiş olamaz.”

Ben öyle anlıyorum.

Neden peki? Neden bir sebepten insan vücuduna giren o zehirler asla bir insan tarafından öldürme maksadıyla vücuda zerk edilmiş olamaz?

Ve ısrarla öldürülmemiştir diye çabalanılır?

Ki keşke öyle olsa!

Evet, bu bir çaba. Nasıl yaparız da Rahmetli Özal’ın öldürülmediğini ispatlarız çabası.

İşte benim anlamakta güçlük çektiğim şey de bu.

Mesela uğraş didin zehirlenmedi diye bir efor sarf edileceğine, neden ivedilikle şüpheler üzerinden kalksın diye sorgulama aşamalarına geçilmiyor? Neden yıllardır zaten şaibe altında olan, "Özal zehirlendi” diyen bazı derin dava sanıklarının itiraflarına sebep olan bu ölümü kimse araştırmaya yanaşmıyor? Ya da yanaşmadı. Şimdi Allah’ın inayetiyle şaşırtıcı bir biçimde –mezarın açılması bu şartlar altında mucizedir çünkü - açılan mezar ve yapılan otopsi sonrası tüm çaba "öldürülmemiştir” yargısının kesinleşmesine dair.

Tüm bunları Rahmetli Özal sevgisi ağır basan ve bu ölümde kastı olanların en ağır cezalar almasını yürekten talep eden sade bir vatandaş mantığıyla soruyorum.

Neden?

Özellikle de şunu merak ediyorum. Bay Şapka’nın bütün tıp bilgilerini (!) bütün polisiye argümanlarını(!) kullanarak "Özal’ın zehirlendiğini düşünmüyorum” açıklamasıyla ne kadar ilgisi var bu çabaların onu da çok merak ediyorum. Hani daha bismillah, "Özal’ın otopsisinde dört ayrı zehre rastlandı” bilgisinin hemen akabinde böyle demişti ya. Öyle ya! Müthiş bir tıp bilgisine sahip olmalı, elinde de sağlam polisiye veriler olmalı ki bu kadar kesin konuşsun. Ne de olsa Bilge Bay Şapka çok derinlikli bir zat-ı şahane!

O bilmeyecekte biz mi bileceğiz icabında.

Bakın, haklı çıktı zat-ı şahane! Raporlar evriliverdi onun bilge öngörüleriyle.

Hem şimdi ne gerek var devletin başını ağrıtmaya, yok öldürüldü, cumhurbaşkanını zehirleyen bir yapı var, bulunmalı, kimlere dokunuyorsa bunun ucu ortaya konmalı çabalarına. "Öldürülmemiştir” diye bir rapor için çabalarız daha iyi.

"He, vallaha da var zehir ama yeminlen kimse zerk etmemiş onu, bir şekilde girmiş işte meret vücuda” deriz, karikatür mantığında kapatırız o dosyayı da.

Şunu anlatamayız lakin niye ille de biri zerk etmemiş olsun o zehri vücuda, neden ille de sadece o ihtimali görmezden geliyoruz?

Saçmadır ama olsun! Mantığın bittiği yerde Bay Şapka girer bizde devreye ne de olsa. Bilgece çözüverir tüm şaibeleri bir anda. Hoppp, hokus pokus bir bakmışsın ne sorun kalmış ne şaibe ortada. Gül gibi geçinir gideriz bizde, bize dokunmayan yılanlar mantığında. (Bakınız, tarihteki Bay Şapka süreci)

Böyle mi?

Hayır, öyle değil.

Bu sefer öyle değil. Öyle olmamalı. Saçma sapan o raporlar bir an önce aklıselim bir yere çekilmeli ve adalet neyi gerektiriyorsa, o yerine getirilmeli. O adalet en başta şunu diyor çünkü; "bütün oklar "zehirlendi” istikametine çıkarken, ey işe ehiller bari insafa binaen bir araştırıverin olmaz mı?”

"Zehirlenmedi” sonucuna nasıl ulaşırız diye çabalamak yerine, adalet için çabalamalı işe ehiller. Bir kere de dokunuversin bakalım o yılanlar, bin yıl süreç iniverir belki de yarına.