Osmanlı
zamanında uygulanmakta olan "kardeş katli” hâlâ tartışılan ve tarihçilerin
konuya dair olarak ikiye bölündüğü bir mevzudur. Bazıları Osmanlı’yı, "gaddar” veya "barbar”
yakıştırmalarına kılıf olarak kullanmak için bu uygulamasından dolayı onu,
hadsizce ve fütursuzca yargılayabilmektedir de. En basit ifadesiyle "ya, bakın o kadar
övünüp durduğunuz Osmanlı kardeşini kesmiş, siz bunun neyini savunuyorsunuz?”
gibi. Görünürde gerçekten ürkütücü bir tablodur
bu. Cem Sultan vakası bu anlamda bir acı olarak durur tarihin kalbinde. Ve
diğerleri. Boğulanlar, zehirlenenler, açıktan öldürülenler vs. vs. Bunu genişletebilir ve durumu çok vahim
boyutlara getirebiliriz. Görünürle yetinirsek de o bir kısım zevat gibi, "biraz
düşünelim isterseniz, kardeşine bunu yapan” diye bir çıkarımda
bulunabiliriz. Cem Sultan’a ahlanıp vahlanır, iki
yaşındaki Şehzade Ahmed için gözyaşı dökebiliriz. Bu dolayısıyla Fatih’i yerden
yere vurup, 2. Beyazıd’ı yuhlamak anlamına da gelir. Dediğim gibi, görünürle
yetinirsek bunu pekala da yapabiliriz. İşte tarihçilerde bu yüzden ikiye
bölünüyor. Bir kısmı hakkı teslim ederek, "öyle olması gerekiyordu öyle oldu”
diyor, kimisi de –yine hakkı teslim etmek anlamında- "başka yollar da
bulunabilirdi” diyor. Üçüncü şık olan art niyetli ve fevkalade bilgisiz,
Osmanlı’ya saldırma temelinde bir amaç güden diğer kısmın savunduğu şeyi,
değerlendirme dışında tutuyoruz. (Az önce bahsini ettiğimiz kısım) Devletin bekasını esas alan uygulamaların
adı İslam Hukukunda "bağy” adı ile anılır. Fatih’in kardeş katline cevaz
vermesinin temelinde de bu prensibin yer aldığı vurgulanmaktadır. Şöyle ki,
Hadisi Şerifte de işaret edildiği üzere, "başınızdaki Habeşli bir köle de olsa
ona itaat ediniz” zorunluluğunun yanısıra, çok başlılığın ve dirlik ve birliğin
önüne geçen bölünmenin karşısında duran şu hadisi Şerifte hayati önemdedir: "Her
kim başa geçen (Devlet reisine) biat eder ve kalbiyle ona bağlanırsa sonuna
kadar ona itaat etsin. Bir başkası zuhur eder ve baştaki (Devlet reisi)ne
muhalefet ederse o kişinin boynunu da hemen uçurun." Tarihi bir konuda hüküm vermenin ilk ve en
önemli şartı o dönemi iyi bilmek ve o dönemin şartlarına göre bir
değerlendirmede bulunabilmektir. (Tüm Dünya Tarihiyle birlikte) Siz hiçbir
tarihi olayı bugünün şartlarına göre değerlendiremezsiniz. Bu ne kadar
izansızlıksa, o kadar da bilimselliğe aykırıdır. Osmanlı’daki "kardeş katli” mevzusuna da
bu açılardan bakmak lazımdır. Mesela Cem Sultan’ı sadece mağdur ve mazlum bir
şehzade olarak değerlendirmek, onun Bizansın oyuncağı haline getirildiğini,
Osmanlı’ya karşı bir koz olarak kullanıldığını görmezden gelmek her şeyden önce
tarihe yapılmış bir insafsızlıktır. Ona keza Anadolu Selçuklu Devletinin
yıkılışındaki temel neden kardeş didişmesi ve dolayısıyla taht kavgaları,
Osmanlı’nın Fetret Dönemine girmesine neden olan yine (Ankara Savaşı gibi
görünür sebebin yanısıra) bu taht kavgaları, daha öncesine gidersek, Göktürk
Devleti döneminde bile sorun olan, mesela Çin’in Göktürk Devleti’ne karşı bir
siyasi komplo olarak kullandığı taht kavgaları, Osmanlı’ya verilmiş birer
ipuçlarıdır. "Niyet ettiğimi sakalımın bir teli bilseydi, o sakalı hemen
keserdim” diyen Fatih’in, Fetret Döneminden sonra devletin bekası için bu
uygulamaya geçmesi, bu anlamda yadırganmayacaktır. Hem şu da unutulmamalıdır ki, Kur’ani bir
emir olan istişare Osmanlı’nın en temel uygulamalarından birisiydi ve Osmanlı Padişahları
en velisinden en delisine kadar şura ile hareket etmiştir. Günümüz şartlarında da devletlerin bekası
için uyguladıkları politikalar tartışmaya açık bir konudur elbette. ABD,
İsrail, Rusya ve Çin. ABD’nin değil kendi ülkesinde başka ülkelerde de "kim
bana ne diyor, yan mı baktı?” diye katle ferman zemini hazırlaması, KGB’nin ve
MOSSAD’ın bitimsiz çalışmaları, Çin’in kendi halkı üzerine bile hiç
düşünmeksizin ateş açabilmesi hep bu gerekçe iledir. Tarihte bir gün geriye dönüp baktığında
bugünü değerlendirecek, dönemin şartlarına göre çıkarımlarda bulunacaktır. Keşke her şey tertemiz ilerlese ve başta
devlet, illegal metotlarla değil de daha açıktan ve daha temiz bir şekilde
bekasını temin imkanları bulsa. Mümkün müdür bu? Neden olmasın? Osmanlı’nın asırlarca ayakta kalmasının
üzerinde birçok tarihçi bir sürü neden ileri sürüyor. Bu ne kadar dillendirildi
bilemiyorum ama benim savunduğum bir şey var. O da şudur ki; Osmanlı muhteşem
zekası ve öngörüsüyle geçmişi çok güzel okumuş ve ondan gerekli çıkarımları
yapmayı başarmış bir devletti. Bunun için onca sene ayakta kaldı. Osmanlı başta olmak üzere birçok örnek
dururken insanlığın önünde, bugünde Osmanlı zekasında ve basiretinde
olunabilseydi, onların eksiklikleri de bertaraf edilerek, geçmiş sağlıklı bir
şekilde okunabilir, filozofların ütopyalarına konu olan o muhteşem "devletler”
çoktan kurulabilirdi. Ama görülüyor ki bunu şimdiye kadar kimse başaramadı. Belki bunun kaynağı şuydu; günün
şartlarına göre reformlar yapılamaması ve yine istişare ile topyekün tüm
insanlığın menfaatine yönelik kararlar alınamaması. Bugüne kadar bunu yapacak
ne bir erk oluşturulabildi ne de bu mekanizma kurulabildi. ABD, İsrail, Rusya ve Çin. Hatta Türkiye.
Devletin dolayısıyla sistemin bekası için kendisine yönelik hissettiği bir
tehdit algılamasının üzerine kendine göre haklı gerekçelerle giderken,
insanlığa yakışmayan ve haddi aşan yaptırımlarda da bulunabiliyor. Referansta
şu oluyor genellikle: "Şeriatın kestiği parmak acımaz.” Oysa aynı şeriatta Allah’ın şu emri bir
yıldız gibi parlıyor: "Adaletle hükmedin.” İster suçlu olsun, ister mahkum, ister
hain. Devletin eline sağ olarak geçmişse bu insanlar, medeniyetin zirvesi
olarak kabul edilen günümüzde bunlara ayrım yapılmaksızın adaletle
hükmedilmeli. Hakkı teslim etmek için, suçluyu ıslah etmek adına daha çok. Zira mantığa en yakın olanı da bu.
Devletin bekasıysa hedef, o suçluya daha da kötü muamelede bulunarak sen o
suçluyu ıslah etmiyorsun. Bilakis kendine daha da düşman haline getiriyorsun.
Onu bertaraf etsen bile, bu sefer yakınlarını, akrabalarını belki de topyekûn
bir kavmi kendine düşman ediyorsun. Demek ki hak ve adaletin yanısıra akıl ve
izanda, suçlu ya da suçlulara ıslah amacıyla yaklaşmanı öngörüyor. Tüm bu açılardan tarihe –ki bu Osmanlı
bile olsa- kendimize gerekçeler bulmak için bakmak yerine, onu o dönemin
şartlarına göre değerlendirip bakmak ve haklarını teslim ettikten sonra günümüz
şartlarına göre yeni reformlar ortaya koymak elzemdir. Bu tüm dünya devletleri için gerekli bir
koşul. "Beni kim yıkmak istiyor?” paranoyası yerine, "ben ‘insan’ı nasıl
kazanırım?”, politikasına dönmelidir devletler. Bunlar suçlu bile olsa!
Genel
17 Şubat 2013 - 18:34
Suçluyu ıslah etmek ya da hakkı teslim
Osmanlı zamanında uygulanmakta olan "kardeş katli" hâlâ tartışılan ve tarihçilerin konuya dair olarak ikiye bölündüğü bir mevzudur.
Genel
17 Şubat 2013 - 18:34









