Belki bir
yüzyıldır Amerika’nın süper güç olduğundan dem vuruluyor. Tabii bu yoruma
dayalı bir hadise. Kaldı ki öyle olsa bile, bu baki değildir. Amerika da
elbette tuşa gelmiştir ve bir gün hiç doğrulamayacak bir şekilde sırtı yere
gelecektir. Bununla ilgili çok örnekler verilebilir. Ancak biz burada
Erbakan’ın Amerika’yı tuşa getirdiği birkaç hadiseyi nakledeceğiz.29 Ekim 1926’da
doğan Erbakan, başarılı bir eğitim dönemi ve arkasından Almanya’da ihtisas
alanıyla ilgili çalışmalar yaptıktan sonra yurda dönmüş ve askerlik görevini İstanbul-Kâğıthane’de
İstihkâm bölüğü makine bakım biriminde yedek subay olarak ifa etmiştir. Bu birimde
kullanılan makineler Amerikan malı olduğundan, her yıl bakımları için yedek parça
listesi hazırlanır ve Amerika’ya sipariş verilirmiş. O yıl da bu görev
Erbakan’a verilmiş. Hazırladığı liste ilgili yere iletilir. Ancak liste bu defa
yedek parça değil, bu parçaları yapan makinelerin listesidir. Tabii listeyi
gören ilgili Amerikan birimi buna şaşırır. Listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek
için okul komutanı Şeref Özdilek Paşa ya müracaat edilir. Erbakan’la görüşen
heyet, makineleri ne yapacaklarını ve nasıl kullanacaklarını sorar. O da:
"Bizimle aynı görevi yapan Amerikan askerleri bu tezgâhları kullanıyor da biz
neden kullanmayalım?” der. Heyet söyleyecek bir şey bulamayınca, tezgâhlar
Türkiye’ye getirilir. BUNU ERBAKAN’IN AMERİKA’YA BİR EL ENSE ÇEKMESİ OLARAK
KABUL EDEBİLİRİSİNİZ.
***
Yıl 1974 Hükümet CHP-MSP koalisyonudur. Kıbrıs’ta darbe olmuş ve yeni yönetim, Türklere karşı soykırım harekâtı başlatmıştır. Başbakan Ecevit, Yardımcısı Erbakan’ın muhalefetine rağmen yardım için adada garantör devlet olan İngiltere’ye gider. Ecevit havaalanından uğurlandıktan sonra Erbakan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’la istişare ederek hemen Kıbrıs’a çıkartma talimatını verir. Arkasından olayı haber alan Amerika’nın İtalya’da bulunan Altıncı Filosu, Rumlara destek amacıyla denize açıldığı haberi gelir. Bunun üzerine Erbakan, hemen havaalanında hazır olan savaş pilotlarına bir konuşma yapar. Pilotlardan Amerikan gemilerinin bacasından dalış yaparak batırılacağını ve bunun için 16 gönüllü pilota ihtiyaç olduğunu söyler. Arkasından gönüllülerin bir adım ileri çıkmaları için komut verir. 170’in üzerinde pilotun olduğu söylenen bölüğün tamamı bir adım ileri çıkar ve hepsi de gönüllü olduklarını belirtirler. Bunun da haberini alan Amerika, altıncı filoyu geri çekmek zorunda kalır. İŞTE BU AMERİKA’NIN MİNDERDEN KAÇMASI DEMEKTİR.***
Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkartma yapmasını hazmedemeyen Amerika, birtakım yaptırımlara müracaat eder ve Türkiye’ye silah ambargosu uygular. Bununla ilgili Muhterem Süleyman Arif Emre’nin ‘Siyasette 35 yıl’ adlı kitabından bir pasaj alalım. Tecrübeli siyaset adamı şunları yazıyor."Kıbrıs’a çıkartma yapan Türkiye’ye ABD silah ambargosu koymuştur. Ortam biraz sakinleşince dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, hem Kıbrıs meselesini hem de silah ambargosunu görüşmek üzere ABD’ye gidecektir. Ancak yola çıkmadan önce Hükümet ortağı ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın yanına giderek görüşlerini almak ister. Erbakan, Çağlayangil’e altı-yedi madde sıralar ve ‘Bu maddelerden taviz yok.’ der. Çağlayangil, bunları not alır ve ABD’ye gider. Görüşmeler sırasında Çağlayangil, Erbakan'ın not ettirdiği maddeleri sıralamaya başlayınca görüşme masasındaki ABD heyetinin başı, "Aman beyefendi. Siz ne diyorsunuz. Bizde bir senato var ki, bizim bu maddeleri onlarla kabul ettirmemiz imkânsız.” der. Bunun üzerine Çağlayangil’in cevabı, aynı; üslupla, "Aman beyefendi! Siz ne diyorsunuz? Bizde de Milli Selamet Partisi ve onun başında da Erbakan diye biri var ki, bu maddeler olmazsa biz de ona kabul ettiremeyiz.” olur. Bunun üzerine ABD heyeti düşünmek için süre ister. Düşündükten sonra da Türkiye’nin şartları aynen kabul edilir. Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Türkiye’ye dönüşünde ayağının tozuyla yine Erbakan'ın yolunu tutar ve aynen şöyle der: "Efendim Amerikalılar baştan biraz nazlansalar da, sizin adınızı verince bütün şartlarımızı kabul ettiler.” BU DA AMERİKA’NIN TUŞ OLMASIYDI ERBAKAN’NIN KARŞISINDA.***
Amerika Türkiye’de kurulan her yeni hükümetin başbakanını büyükelçileri vasıtasıyla ziyaret edip kendi dayatmalarını adeta dikte etmeyi bir alışkanlık haline getirmiş. Akılları sıra kendilerine bağlılıklarını temin etmek veya bizim bildiğimiz şekliyle biat alıyorlar. Tabii 1996’da yeni kurulmuş 54. Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanı Erbakan’ı da ziyarete gelir sayın elçi. mutat olduğu üzere aynı küstahlığı bir kez daha sergiler. Zira alışmıştır her seferinde "başüstüne” cevabını almaya. Ancak bu defa kafayı kayaya çarpacağının farkında değildir. Hem de sert bir kayaya. Bundan sonrasını Efsane Başbakan Erbakan’ın bizzat kendi ağzından aktaralım. "Bana şunu söyledi: ‘Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz, tabii bu bizim hoşumuza gitmedi. Ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben geldim size, diyorum ki sizinle de beraber çalışabiliriz. Altı tene şartımız var. Bir- İran’la ticaretinizi 50 milyon dolardan fazla yapmayacaksınız. İki- İran’a gitmeyeceksiniz. Üç- bizim buradaki Amerikan üslerine dokunmayacaksınız. Dört- diğer Müslüman ülkelerle ticareti arttırmayacaksınız. Beş- bizim buradaki Çekiç Güç askeri işgal kuvvetlerimizi dışarı çıkartmayacaksınız. Altı- Irak boru hattını açmayacaksınız.’ Bizim tarihte meşhur bir sadrazamımız vardır, Âlim Paşa. Onun meşhur bir sözü vardır. ‘Ben mühim bir iş yapmak istersem önce Rus elçisiyle konuşurum. Ne derse tersini yaparım.’ Bendeniz de Amerikan büyükelçisinin bütün dediklerinin tersini yaptım.” diyor. (İlgili video youTUBE’dan izleyebilirsiniz.)Evet, hemen ertesi günlerde İran’a gidildi, 2,5 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması yapıldı. Amerikan üslerine dokunuldu ve çekiç güç gönderildi. Irak boru hattı açıldı. Diğer İslam ülkeleri ziyaret edildi. D-8’ler kuruldu. İslam ülkeleri arası ticaret hacmi genişledi. BİR KEZ DAHA AMERİKANIN SIRTI YERE GELMİŞ OLDU, yani TUŞ EEE… KOLAY DA DEĞİL, RAKİP GÜÇLÜ








