Terbiye

O kadar çok imtihanla karşılaşıyoruz ki hayat denilen bu büyük denklemin içinde. Zorluklar, engebeler, çekişmeler, kavgalar…

O kadar çok imtihanla karşılaşıyoruz ki hayat denilen bu büyük denklemin içinde. Zorluklar, engebeler, çekişmeler, kavgalar…

Nankör olmazsak eğer, ardından gelen sağanak sağanak sevinçler, mutluluklar, neşeler…

Öyle!

Görmeyi nasip etmişse Mevla, böyle...

Gecenin en karanlık olduğu yer, şafağa en yakın olandır. İki iki daha dört kadar açık bir gerçektir bu. Yine nankör olmazsak eğer, bunu da gösterecektir Mevla ve yaşatacaktır en güzel şekilde aydınlığı da…

Günlerdir aklımı sürekli zorlayan bir ayeti kerime var. Gökten bıldırcın ve kudret helvası dahi yağsa, soğan ve sarımsağa meyleden insan yapısıyla ilgili… Bunu tefekkür ediyorum sıklıkla.

Nankörlük kavramıyla birlikte…

Hz. Musa’da tecelli eden Nur-u Celil-i göremeyen insanın, sürekli onu zorlayışını, kafasını çevirdiği an buzağıya tapışını…

Sonunda imtihanı kaybedişini…

Şeytan’da böyledir ya! Devamlı alttan üstten, sağdan soldan sokulur ve verdiği vesveseler ile insanın aklını çelmeye çalışır. Akıl oyunlarının en usta aktörü. Bir tek kalbe elleyemez. Tabi kilit sağlamsa… Hani neredeyse aldatmak için, insan kılığına girip, "kendimi öldüreceğim, gel peşimden” diyecektir. Her yolu dener, her yol mubahtır ona göre. Aldattığı insan karşısında attığı kahkahalar ise bu çirkin oyunun son perdesidir.

Ölüm döşeğinde, can çekişen ve artık ağzı dili dönmez hale gelen insana "imanını ver, sana bir bardak su vereyim” dermiş hani!

Son ana kadar vazgeçmeyen arsız savaşçı!

İşte bu son perdeyi belirleyecek olanda yaşantımızdır kısaca. Yani hayat denilen bu denklemin içinden nasıl çıktığımız, imtihanlara karşı ne şekilde tepkiler verdiğimiz. Eğer yolu doğru ve hikmetleri görerek geçmişsek ve her seferinde imanımızı tazeleyecek; "Rabbim! Kahrında hoş, lütfunda. Ne olur beni imandan ayırma, isyan ettirme” duasını dilimize pelesenk etmeyi başarabilmişsek, şeytan da mücadelesini kaybedecektir son anda.

Bunun içinde en başta şu gerçeği görmemiz gerekiyor. Shakespeare’in ifadesiyle hayat bir sahneyse eğer ve Yunus’un dediği gibi oyalanma dünyasıysa, hepimiz bir görevle geldik bu dünyaya. Alt yapısı kulluğa dayanan… Cennet ucuz olmadığına ve Onun rızasını kazanmak da asıl mesele olduğuna göre bu yoldan güzel geçmek gerek. Temelde, başımıza gelen her türlü hadiseyi bizi asıl menzile taşıyacak olan hikmetler olarak niteleyerek. Zemine bu fikri yerleştirirsek, daha az etkileneceğizdir; bazen bizi bile aşan, aklımızı zorlayan, kalbimizi paramparça eden, bizi şoka sokan imtihanlar karşısında. Elbette katlanmak zor, elbette çok acı bazı şeyleri kabullenmek, elbette çok can yakıyor bazı durumlar. Karşılaşılan zorluklar, acılar, zulümler, uğradığımız haksızlıklar…

Fakat ne yapalım! Gerçeğimiz bu.

Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz (s.a.s) ne buyuruyor: "Beni Rabbim terbiye etti.”

Ne ağır imtihanlardı Onunki (s.a.s)

Ve düşününce, bizimki ne ki?

İmtihan olunmadan terbiye olunmuyor, isyan edip, imtihanı kaybedersek, "terbiyesiz” kalıyoruz. Kazanırsak mertebe büyük. İnsan-ı Kâmil. Kendini bilmenin zirvesi. Ve Üstadın buyurduğu gibi, insan bildiği ölçüde Rabbine yakîn oluyor. Hem bu dünyada hem ahirette…