Son yüzyılda kürt sorunu: Nereden nereye …
1914'te kurulan İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti kanalıyla, kanun gereği 1916'da Kürtçe coğrafi ve yerleşim yerlerinin isimleri Türkçeye dönüştürülmeye başlandı. Daha sonra Talat Paşa'nın direktifinde, savaş nedeniyle değişik yerlerde bulunan Kürt nüfus, Türk nüfusu içinde yüzde beş oranında dağıtılmaya başlandı. Bu yolla Kürtler, Türkler arasında eritilerek modernleştirilecekti. Yani kanunun çıkma amacı bu şekildeydi.
Açlık Grevleri
Öcalan’a tecritin kalkması ya da ev hapsi talebi
Ana dilde savunma
Ana dilde eğitim
…..
Kürt Sorunu ile alakalı son yüzyıl içinde nerden nereye geldiğimiz konusunda
bir kaç örnek verelim ki son yıllarda yapılan reformların önemini daha iyi anlayabilelim.
1914’te kurulan İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti kanalıyla, kanun gereği 1916’da Kürtçe coğrafi ve yerleşim yerlerinin isimleri Türkçeye dönüştürülmeye başlandı. Daha sonra Talat Paşa’nın direktifinde, savaş nedeniyle değişik yerlerde bulunan Kürt nüfus, Türk nüfusu içinde yüzde beş oranında dağıtılmaya başlandı. Bu yolla Kürtler, Türkler arasında eritilerek modernleştirilecekti. Yani kanunun çıkma amacı bu şekildeydi.
Birkaç çarpıcı örnek daha;
Eski Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt: "Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusunuz inançlarından samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler” (Ödemiş Konuşması, Milliyet, 19 Eylül 1930)
Ve Sayın Bakan’ın, Atatürk İhtilali adlı kitabında ki şu sözleri de ayrıca dikkat çekicidir; "Türk gençleri! Türk’ten başkasına inanmayanız. Türk’ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir. … Türklük ve Türkün vatanı her şeyin üstündedir. Bu bir kan meselesidir. Türk genci! Damarlarında Türk kanı devredenden başkasına inanma! (Aslında, M. Esat Bozkurt, bu sözlerini, Çerkezlerle yapılan karşılaştırma sonucunda kullanmıştır. Çerkez Ethem’in , Yunanlılara sığınmasına karşın, Türk olan Demirci Mehmet Efe’nin, Atatürk’e karşı olmasına rağmen, Yunanistan’a sığınmayıp, Türk topraklarında ölmesinden yola çıkarak "Türkün eşkiyasının dahi onurlu olduğunu savunma cihetine gitmiştir)
İsmet Paşa ise aynı yıllarda aynen şu cümleleri sarf etmiştir."Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” ( Milliyet , 31 Ağustos 1930)
Gelelim günümüze,
Ak parti iktidara gelirken, dile getirilen talep "Olağanüstü hal kalksın, başka bir şey istemiyoruz” şeklindeydi. Oysa ki son 10 yılda, Hak-Par Genel Başkanı Kemal Burkay’ın "Bence önemli gelişmeler de var. 30-40 yıl öncesiyle kıyasladığımızda önemli gelişmeler var. 30-40 yıl önce biz Kürtler var diyemiyorduk, dediğimiz zaman tutuklanıyorduk cezaevine gidiyorduk baskı görüyorduk. Şimdi artık hükümet adamları da devlet adamları da Kürt sorununun var olduğunu söylüyorlar yani o inkarcı anlayışı terk ettiler. Kürt halkı var deniyor bu bir gelişme tabi ki.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere önemli ve iyi niyetli reformlar yapılmıştır.
Neler mi yapıldı:
İnsanların kendi çocuklarına etnik kültürleri çerçevesinde isim vermelerinin önündeki yasak kaldırıldı.
Yerleşim birimlerine yerel kültür ve dil doğrultusunda isim verilmesinin önü açıldı.
Farklı dil ve lehçelerde, o dillerin öğretilmesi amacıyla kurs açılması serbest bırakıldı. Bununla ilgili yasal düzenlemeler yapıldı, yönetmelik ve müfredat hazırlandı. Kurslar faalieyete geçti.
Özel tv ve radyo yayınları dahil olmak üzere Türkçe dışındaki dillerde yayınla ilgili sınırlama kaldırıldı. TRT'nin bir kanalı, 24 saat Kürtçe, diğeri de 24 saat Arapça yayına başladı.
Kürtçe oyunlar sahnelenmesinin önündeki engeller kaldırıldı.
Kürtçe edebiyatın bazı önde gelen eserleri Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca yayınlanmaya başlandı.
Üniversitelerimizde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri ile Kürtçe enstitüleri kurulmasına izin verildi.
Cezaevlerinde insanların yakınlarıyla anadillerinde konuşması yasak olmaktan çıktı.
Ana dilde, yerel dillerde siyasi propaganda suç olmaktan çıkarıldı.
Kürt tarih ve kültüründe yeri olan önemli şahsiyetlerin isimleri okullara verildi.
Yol kontrol ve arama noktaları azaltılarak günlük hayat ve seyahat kolaylaştırıldı
Tüm bunların yanında, anadilde savunmayı da içeren hükümet tasarısı, bakanların imzalarının tamamlanmasının ardından Meclis’e sevk edildi.
BDP’liler, geçtiğimiz yıllarda, "kendi kültürümüzü yaşayamıyoruz, çocuklarımız kendi dillerini bilmiyorlar” diye feryat ediyorlardı. Kürtçe kurslar açıldı ama kayıt yetersizliğinden birçoğu kapanmak zorunda kaldı. Buna bahane olarak da "biz kendi dilimizi biliyoruz, bu kurslara Kürt olmayanların gitmesi lazım” diyerek bu defa da kendileriyle çeliştiler.
Ayrıca, parti kapatmalarından en çok mağdur olan BDP’nin, 2010 yılında, Siyasi Parti kapatmalarının zorlaştırılmasını sağlayan Anayasa Değişiklik Maddesini reddetmesinin izah edilecek bir tarafı var mıdır?
Kürt kimliğinin dahi tanınmadığı yıllardan bugünlere gelindi. Yapılan, iyi niyetli çalışmaların farkına varmak bu kadar da zor olmamalı. Tabi, beslenilen kaynak, kaos ortamı değilse…!
ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN