Şehit Cumhurbaşkanıma vefa ile…
İnsan hem çok güçlü olup hem de pamuk gibi kalabilir mi? Ya da şöyle diyelim, tam anlatamadım zira.
İnsan hem çok güçlü olup hem de pamuk gibi kalabilir mi? Ya da şöyle diyelim, tam anlatamadım zira.
Hem çok güçlü olup, her anlamda, -mesela devletin başında olmaya kadar, dünyayla karşı karşıya gelebilecek kadar- hem de çok garip kalabilir mi?
Garip, yalnız ve mahzun.
Hep içimi acıtırdı Turgut Özal’ın ölümü. Ve hatta az çok şahit olduğum yaşantısı. Sonra ölümünün ardından gösterilmeyen ahde vefa… Az önce bahsettiğim bende bırakmış olduğu izlenimde buna bağlı aslında. Ve son derece hissi. Bu anlamda sadece beni bağlar bu düşüncem.
Demem o ki bir başka pamuk gibi insan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, talimat vermeseydi şayet, ölümü üzerindeki sır perdesi aralanmayacak, şehit edildiği bilinmeyecekti.
Hepimiz seziyorduk az çok onun ölümünün normal bir ölüm olmadığını fakat hiçbirimizin erki yoktu. Olanlarda ahde vefa gösterememişti ne yazık ki.
Ailesi gösterdi mi ki, onlar göstersin denilebilir. Ki haklıdırlar da. Şunun şurasında papatya mıydı, gelincik miydi, kasımpatı mıydı tam çıkaramayacağım, o tür derneklerle adını duyduğumuz ve genelde Günay diye bir mekanla birlikte adı anılan, Yüksel Uzel dinlemekten başka bir şey yapmayan Semra Özal Hanımefendi, ne kadar zamandır ilgileniyor eşinin ölümü üzerindeki şaibelerle? Sayın Abdullah Gül harekete geçtikten sonra birkaç kelam etti ancak. Öncesinde, hakkını da yemeyeyim ama ben öyle aman aman telaşlandığına pek rastlamadım.
Oysa kadın dediğin sırasında sevdiği adam için her türlü tehlikeyi göze alır. (Öyle iddiadaydı çünkü) Üstelik bu çok sevilen adamın, öldürülme gibi bir ihtimali olsun! Yıkması lazımdı şimdiye kadar gök kubbeyi Semra Hanım’ın feryatlarla.
Ama Yüksel Uzel’e şarkılarda eşlik ettiği kadar bile sesi çıkmadı maalesef. (Biz çocuktuk o dönem, onu izledikçe alkış tutardık ekran başında. Ay Cumhurbaşkanımızın eşi ne güzel şarkı söylüyor diye.)
Garip, yalnız, mahzun olma çıkışına geri dönersek.
Aidiyet gibi, insan hayatında, dip, temel ve çok önemli bir mesele vardır. Ait olma hissi bana göre hislerin en temelidir. Eğer o hissi yakalayamamışsanız –mesela yaşadığınız şehre, mesela yaşadığınız eve, mesela hayatı paylaştığınız eşe karşı- isterseniz siz yaşantınızın üzerine şatolar inşa edin, evinizi altın varaklarla süsleyin, eşinizle milyon tane terapiste gidin, temeldeki o his eksik olduğu için hiçbiri işe yaramayacaktır.
Rahmetli Özal’ın hayatında, o aidiyet hissini göremedim ben maalesef. O duyguyu geçiremedi bana bu aile. Her ne kadar, mutluluk tabloları çizilse de ve son derece naif, hoşgörülü olan Turgut Özal eşi Semra Hanımefendiye çoğu yerde arka çıkıp, onun hal ve hareketlerine uyum sağlamaya çalışsa da, bu zahiriydi bana göre. Şöyle diyelim, Kur’anı Kerim okumayı hiç ihmal etmeyen bir eşe karşılık, Günay’da Yüksel Uzel’le eller havaya yapan bir eş. Sınırsız hoşgörüsü ve nezaketiyle zaman zaman iştirak etmiştir Semra Hanımefendiye Sayın Özal ama tabloda bir eğretilik vardı her zaman. Bu da bize olumsuz manada yansıdı. Ya da sadece bana.
Bu demek değil ki, Turgut Özal şarkı söylemeye karşıydı. Bilakis! Ben apayrı şeylerden bahsediyorum.
Neyse!
Dile kolay dört ayrı zehir bulundu Rahmetli Özal’ın naaşından alınan örneklerde. Bir de şundan eminiz, katil kesinlikle uşak değil. Yok efendim, hizmetçi İsveç’e gitmiş, aşçı Kanada’ya kaybolmuş filan. Geçiniz. Ve hedef saptırmayınız. Oldu. Hizmetçi ve aşçı kafa kafaya verecek niye’sini anlayamayacağımız bir sebeple Cumhurbaşkanını öldürecek. Bizde buna inanacağız.
En sağlıklı tespiti Mehmet Elkatmış yapmış. "Sorgulamaya en yakınlarından başlansın.”
İlave edeyim. Geç bile kalındı.
Bu vesileyle, (kendi düşüncemle) garip, yalnız ve mahzun gördüğüm ve çok sevdiğim, dualarımdan hiç eksik etmediğim Şehit Cumhurbaşkanıma vefa ile…
Kabrin nurla dolsun, melekler yoldaşın, mekanın cennet olsun…