Ölmeye doyamadık…
Halkımız kadar ölümü boş vermiş, ölüme umarsızca ve fütursuzca yaklaşan başka bir halk yoktur herhalde… Ne kolay ölüyoruz ve ne vurdumduymazız ölüme karşı…
Halkımız kadar ölümü boş vermiş, ölüme umarsızca ve fütursuzca yaklaşan başka bir halk yoktur herhalde… Ne kolay ölüyoruz ve ne vurdumduymazız ölüme karşı…
Yolda bulunmayan "can”lar yolda kalmaya devam ediyor ürküten rakamlarla. Kışın baş göstermesiyle birlikte trafik kazalarında ortaya çıkan acı bilanço, daha ölmeye doyamadığımızı gösteriyor… (Sadece kış mı, bahanemiz çok… Yazın tatil gidişi, dönüşü, bayramlar ona keza, hep bir bahane var.) Kurallara karşı kayıtsızlığımız, trafikteki dikkatsizliğimiz bir çeşit intihar belki ama başımıza gelmeden anlayamıyoruz aslında ne ölümcül hatalar yaptığımızı. O zaman da çok geç oluyor. Üstelik pisipisine sebeplerle ölümü kucaklıyoruz. Biraz daha dikkatli olunsa, yaşamı bir anda karartan basit hatalar yapılmasa ölümünde bir anlamı olacak, en azından basit bir kuralsızlık sonucu yaşama veda edilmeyecek… Demek ki yaşamı hakkını vererek yaşamayanlar, ölümü de aynı kayıtsızlıkla karşılıyor. Umursamıyor… Birazcık umursansa "hayat” denilen yüce kavram, kazaların yüzde doksan dokuzu kuralsızlıktan kaynaklanıyor diye bir sebep konulmaz kayıtlara… Kurallara uyulsa, azami dikkat edilse ve yine ölüm gelse o ayrı. Bizde o zaman kader deriz, vade yetmiş der geçeriz… Ama öyle değil maalesef… Kurallara uymamak neticesi canavarla buluşuluyor, bir sürü can tehlikeye atılıyor.
Evet, sarı ışıkta beklediğimizde kornalardan oluşan orkestrayı dinlemek zorunda kaldığımız bir ülkede yaşıyoruz. Veya U dönüşü yapılmaz yazan levhaların altında U dönüşü yapmak için birbiriyle yarışan, hatta biri tereddüt ederse "hadi kardeşim döneceksen dön” diye sıkboğaz edildiği, hatta tampon tampona gelecek şekilde taciz edildiği bir ülkede yaşıyoruz… Ne kadar çok kuralın ihlâl edildiğine dair bir gözlem yapmak için şöyle bir, on beş dakikalığına trafiğe çıkmanız yeterli. Ama bütün bunlar artık bir son bulmalı. (Mobeseler bu anlamda birazcık umut vaat ediyor gibi görünüyor) Yeter artık demeliyiz bu tür ölümlere karşı. Vade, ecel tamam ama her birimiz ilkel görüntüler eşliğinde değil, en azından yatağımızda eşle dostla vedalaşarak ölmeyi hak ediyoruz. Neden aptalca bir kural hatası sonucu, feci görüntülere sebebiyet vererek, yolda bulmadığımız canımızı yolda bırakalım ki? Aman sende ölüm onu orada bulmuş, Azrail ona orada randevu vermiş, ne yapalım kaçacak değiliz ya, demeyin lütfen! Bu kadercilik filan değil, düpedüz cehalet!... Bu Azrail gelişmiş ülkelerin, trafik kurallarına uyan vatandaşlarına değil de, neden bize mütemadiyen trafik kazalarında randevu veriyor(!) hiç düşündük mü? Bize garezi mi var? Bu bir tesadüf olamaz değil mi? "Türkiye’de ki insanların çoğunun canı yollarda alınacak!” Azrail böyle düşünüyor olabilir mi?
Bu resmen yapılan hatalara ve ihmallere kılıf bulmak! Mahcubiyetimizi, bilgisizliğimizi, trafikteki af buyurun, magandalığımızı bu kılıflarla örtmeye çalışıyoruz. Atın ölümü arpadan olsun gibi illet olduğum bir uyarlama var ki, bu belki de en çok trafikte görülüyor. Lütfen kimse savunmaya geçip, kimse bile bile ölmez, öyle denk geliyor filan demesin! Nasıl denk geliyor? 50’yle git yazan yerde, 90’la giderek! Sollama yapılmaz çizgilerine rağmen öndeki konvoyu sollamaya kalkarak!... (Usta şoför ya, bir değil beş aracı birden sollayacak!... Sollamadaki başarıda maalesef Azrail tarafından ödüllendiriliyor. Çünkü etraftaki insanların "aferin beş aracı birden solladın” diyerek, iltifat etmesine, şoförün de bu iltifatları gerinerek dinlemesine, pek bir fırsat olmuyor) Sonra da kalkıp şirke girme pahasına Azrail’i, kaderi suçlamayalım…
("Türkiye’de en ucuz şey insan hayatı” diye ballandıra ballandıra haber sunan anchormenleri yanıltmayı başaramadı bu halk! Üstelik sadece trafikte değil bu ucuzluk! İhmal ve hatanın ceremesinin ne ağır boyutlarda olduğunu Ostim’de yaşanan patlamalarda bize en açık bir şekilde gösterdi.)
Ölmeye doyamadık vesselam!... Hâlâ doyamadık… Yıllardır kana doyuramadık yolları… Anlamak noktasında bir sorunumuz var galiba… Kural, yaşam ve ölüm arasındaki bağlantıyı hâlâ anlayamadık mesela…