O Mahmud'un Abisi
Yıl 2010 du…. Ve ben umreye gitmiştim. Mekke de ki görevimiz bitmiş, Medine'ye gelmiştim.
Yıl 2010 du….
Ve ben umreye gitmiştim.
Mekke de ki görevimiz bitmiş, Medine’ye gelmiştim.
Gül kokusu, nur kokusu, onun bütün heybeti ve güzelliği Medine şehrine sanki bulaşmış,
Ve ister gözünü kapat ister aç, bu kokuyu bu heybeti orda her noktadan alabiliyorsun…
İşte öyle bir günde Medine de yeşil kubbeyi seyre dalmış, özlem gideriyordum…
Dünya icadı olan cep telefonum çaldı. Baktım mahmud’un abisi arıyor.
Alo dedim,
” bu arada mahmud….
Bizim atölyemizin yan tarafında demir malzeme satan hayırlı bir dostumuz…
Çalışkan, dürüst, güvenilir, akıllı, beyefendi ve efendilik yakışan bir insandı mahmud…”
Alo dedim. Efendim.
Abi dedi, yeni duydum umreye gittiğini… babam rahatsız.. senden efendimizin acve hurmasını istiyorum. Getirir misin parası neyse öderim.
Benim hayırlı dostumun babası rahatsız olacak ve benden bir şey isteyecek bende ondan para alacağım öyle mi…..
Eğer para vereceksen burada parayla satılan acve hurması yok dedim. Ama dua ile satılan acve hurması çok..
Böyle diyince, mahmud’un abisi baktım bir sessizliğe büründü, için için ağlıyordu…
Alo dedim, alooooooooooooo
Eğer böyle yapacaksan beni burada zor durumda bırakacaksan kapat telefonu, ha birde dedim
Öyle bir yerde sana dua edeceğim ki, orası duaların kabul olacağı bir yerdir….
Ve telefonu kapattım…
Acve hurmasınıda aldım..
Acve EFENDİMİZİN kendi elleri ile dikmiş olduğu bir hurma çeşitidir. Şifalı, bereketli ve kendi iç çekirdeği ile yenilmesi tavsiye edilen bir hurma….
Aradan iki gün geçti saat yaklaşık olarak 10 civarındaydı, Medine de mescide geldim, ve ravza-ı mutahhara da ( cennet bahçelerindendir.) şöyle kana kana namaz kılayım…
Namaza durdum, ama aklıma gelen şey….
Muhmud’un abisinin söyledikleri oldu….
Namazım bitti, selam verdim, onun için de dua ettim, dua ederken aklıma başka bir fikir geldi dedim ki bunu burada uygulayayım…
Ve ordan dünya icadı olan telefon ile mahmud’un abisini aradım…
Ala dedi…
Benden istemiş olduğun acve hurmasını aldım, öyle bir yerden arıyorum ki seni….
İşte ben belki senin istediğin duayı yapamaya bilirim. Sen ordan istediğin dua yı yap…
Ben de buradan amin diyim dedim…
Öyle söyleyince, mahmud’un abisi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı…
O ağlıyordu, ben ağlıyordum….
Dua ediyor muydu bilmiyorum..
Ama hıçkırıklarla ağlaya ağlaya uzun bir zaman geçti…
Bir tek kelime etmeden….
Sonra telefonu kapattım.Gönlümden ve dualarına icabet edercesine amin dedim amin, amin, amin….
Medine de görevimiz bitmiş, ülkeme dönmüştüm…
Benim ziyaretime gelenlerin ilklerindendi mahmud’un abisi….
Ve bana şöyle bir şey anlattı.
Abi dedi..
Sen arayınca ben bir cemiyetteydim. Senin aradığını görünce elim ayağım bir birine karıştı.
Sende bana öyle bir yerdeyim ki, istediğin duayı yap deyince, elimde olmadan ağlamaya başladım hıçkıra hıçkıra.
Yanımdaki arkadaşlarım öyle meraklandılar ki, telefondan gelen haber neydi de bu kadar üzüldü, ağlıyor diye, hepsi başıma üşüştüler… Ama ben onlara da bir şey anlatamadım, sana anlatamadığım gibi dedi…
Daha sonra kendine gelince anlatmış…
Mahmud’un abisi…
Mahmud’un abisi….
" çok sevdiğim, arkadaşım, dostum, kardeşim…
Adı YAŞAR DEMİRTAŞ…
yılbo metalin sahibi…
o bir dost, o bir arkadaş.. işiniz eğer kocaelide, yarımca sanayi sitesine düşerse, mutlaka onu ziyaret edin, sohbet edin, bir dostunuzda burada olacaktır görecek ve hissedeceksiniz.
Ben onu tanıdığım için çok mutluyum, iyiki tanımış ve iyiki benden acve hurması istemiş….”
Vesselam…
Sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Hayatı gönül gözü ile yorumlayan kardeşiniz Mustafa çelik…