Marka Olmak yada Ol(a)mamak

Çoğu esnafımız marka denince çekmecesinde duran ve çaycı gelince verdiği kuponları zannetsede çağımızda firmaların içine düştüğü ekonomik krizleri söküp atacak tek ilaçtır marka. Eğer ürün veya hizmetiniz marka olmuşsa artık firmanız,

Çoğu esnafımız marka denince çekmecesinde duran ve çaycı gelince verdiği kuponları zannetsede çağımızda firmaların içine düştüğü ekonomik krizleri söküp atacak tek ilaçtır marka. Eğer ürün veya hizmetiniz marka olmuşsa artık firmanız, üzerinde güneşin batmadığı bir yer halini almış demektir. Türkiye’de bu yolda emin adımlarla ilerleyen markalar olsa da bunlar bir elin parmakları kadar. Diğer kısım daha marka olma kararını henüz verememiş. Sözde veya kağıt üstünde marka olma hedefi var ancak iş icraata gelince geleneksel Türk yöntemleri devreye giriyor ve marka olma hedefleri bir bir suya düşüyor.

Aslında marka yapılacak o kadar çok potansiyelimiz var ki saymakla bitmez. Amerika Arizona’nın kuru arazilerini, Hollywood’un kuru dağlarını bile marka etti tüm dünyaya, bizim cennet köşesi ülkemiz bireysel çekişmeler yüzünden heba olup gidiyor.

Marka öncelikle profesyonellik ister. Firmanızın organizasyon yapısından, idari işlerine; reklam ve pazarlama stratejilerinden sosyal sorumluluk projelerine varıncaya kadar her kademesi planlanmış bir profesyonellik. Yani işi şansa bıramayacağız. Her işimizi o işin eğitimini almış tecrübesini edinmiş vizyon sahibi kişiler yapmalı. Hani atalarımız demiş ya "ekmeği ekmekçiye ver bir ekmek de fazla ver”. Yani daha açık bir ifadeyle babadan oğula değil, amcamın oğluyla komşunun tanıdığıyla olmaz bu işler.

Vizyon olmadan asla! Bunu bir örnekle açıklayayım. Hitachi diye bir Japon markası geçtiğimiz günlerde gazetelere reklam vermişti. İngiltere’de aldığı metro yenileme ihalesini duyuruyordu. İlk bakışta çoğu insan ne alaka demiştir bu reklama. Adam Japon, iş İngiltere’de, reklam Türkiye’de ne alaka… İşte marka olmak bu vizyona sahip olmayı gerektirir. Uluslar arası ölçekte düşünebilmeyi olayları o boyutta değerlendirebilmeyi gerektirir.

Mutlaka reklam ve tanıtım olmalı. Her işadamı kendi ürün veya hizmetini mutlaka tanıtmalı. Geniş kitlelere(dünyaya) duyurmalı. Açıp dükkanını oturup beklemekle anca kendi çorbasını kaynatır o da ne kadar gider Allahu alem. Bu işlerin genel adı Stratejik Entegre İletişim Çalışmalarıdır. Yani reklam, haber, pazarlama, satış, promosyon, sponsorluk, sosyal sorumluluk projeleri… vs. bunların hepsi planlanır programlanır firmanın hedefleri doğrultusunda tek seslilikle icra edilir.

Teknolojiye ayak uydurmak şart. Teknoloji gün geçtikçe insan hayatını kolaylaştıran imkanları birbiri ardına kullanımımıza sunuyor. İnternet sitesi firmalar için bulunmaz nimet konumundayken devlet zorunlu kılarak (yani zorlayarak) yaptırmaya çalışıyor. Halbuki insanlar çıktığı anda kurmalı, her dilde çevirisini yaptırmalı, ürünlerini orada sergilemeli, belki satışını yapmalı. Ayrıca mail yoluyla reklam yapmalı, sosyal ağlarda tanıtmalı, bloglar kurmalı, herkesin bilip ziyaret ettiği yerlerde reklam vs bir şekilde yer almalı.