İşsizim, acım!

İçim parçalanıyor şu dilencileri gördükçe. Kucağında çocukla kadın dilencilere çok rastlardım ama kucağında çocuk olan erkek dilenci ilk defa görüyorum. Son günlerde cami önünde bir karton üzerine "İşsizim, acım." diye yazmış; kucağındaki iki yaşlarında bir yavrucakla oturmuş yere, duyarlı vatandaşların yardımını bekliyor. İnanın kabullenemediğim için yardımda bulunmaya utanıyorum, çıkarıp bir bozukluk atmak o insanı rencide eder diye. Tabi gerçek muhtaç mı, yüzsüzün teki mi onu bilemem.

İçim parçalanıyor şu dilencileri gördükçe. Kucağında çocukla kadın dilencilere çok rastlardım ama kucağında çocuk olan erkek dilenci ilk defa görüyorum. Son günlerde cami önünde bir karton üzerine "İşsizim, acım.” diye yazmış; kucağındaki iki yaşlarında bir yavrucakla oturmuş yere, duyarlı vatandaşların yardımını bekliyor. İnanın kabullenemediğim için yardımda bulunmaya utanıyorum, çıkarıp bir bozukluk atmak o insanı rencide eder diye. Tabi gerçek muhtaç mı, yüzsüzün teki mi onu bilemem.

Ne olursa olsun bu bir ayıptır ve başta bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır. "Nerde bir münker (kötü şey) varsa onu elinizle düzeltin.” Vallahi bu toplumsal bir durumdur ve ancak devlet eliyle düzelebilir. "Gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin.” Biz ancak bunu yapabiliriz. Onu da ancak yazıya dökerek ve bu şekilde yöneticileri uyararak yapabiliyoruz.

Daha evvel "Ne olacak şu dilencilerin hali?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Orada basit yöntemlerle bu problemin kökten çözüleceğini ifade etmiştim. Fakat konu kimsenin gündeminde değil. Yani bu konular hem Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığını ve hem de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını ilgilendiriyor olsa gerek. Olmadı başbakan yardımcılarını oda olmadı başbakanı ilgilendirir. Acaba niçin ilgilenmiyorlar?

Bu dilenciler bizim insanımız değil mi? Asıl önemlisi, istismar edenler ve edilenler vardır. Gerçek muhtaç mı, mafya mı? Yardım edebilecek vatandaşın asıl sıkıntısı istismar edilmesidir. Yani yardım etse mi etmese mi? İnanın ilgilenildiği zaman sorun basit ve masrafsız bir yöntemle çözülebilir. Hem bu insanları mahcubiyetlikten, horlanmışlıktan ve sui zanla bakılıştan kurtarmak gerekir.

Belediyelerde israf ve yolsuzluk diz boyu. Seyahatler mi dersin, ihale yolsuzlukları mı dersin; yap-bozlu yol, kaldırım, kanal, park, bahçe düzenlemeleri mi dersin; lale, çiçek dikmek mi dersin? Ohoooh yüzlerce sayabilirsin. Önü alınmıyor bir türlü. Gelecek seçim için ne gerekiyorsa yapılıyor. Ama gelecek nesile bir yatırım yok. O sadece seçim propagandalarında var. Acaba dilencilerin çocukları gelecek nesil mi değil.

İş yine gelip eğitime dayanıyor. Eğitim diyorum ha! Okumuşluk, diploma almışlık ya da kariyer yapmışlık demiyorum. Memleketi bu saydığımız vasıftakiler yönetiyor zaten. Ama eğitime ihtiyaç var. Bu meseleyi ne zaman çözeceğiz belli değil…

Eğitim ya, eğitim. Artık kurumlarda sözüm ona çook çok eğitimli insanlar çalışıyorlar. Öyle az-buz değil, üniversite mezunları, hepsi okumuş. Bütün yukarıda saydığımız kurumlardaki mesnetsizliklerin müsebbipleri. Ama bu memleketin Milli eğitimi ne zaman eğitime el atacak belli değil. Tabii eğitim her şey de değil. Beşer olduğumuzu da unutmamak gerekir. Kanunları da caydırıcı hale getirmek gerekir. Ama yani tabii kanunu yapanın da kastettiğimiz yönde eğitimli olması gerekir.

Belki işsizliğin tabii sonucudur dilencilik. Demek işsizliği de çözmek gerekir. Ama çelişkiler yumağı ülkemizde işçisizlikte var. "Nasıl yani?!” diyeceksiniz. Geçen gün bir işveren, beden işçisi bulmak ta sıkıntı çektiğini söylüyor. Ama diğer taraftan Türkiye’de bir işsizler ordusu var. Rakam belli değil. Kimi yüzde sekiz, kimi yüzde on üç diyor. Anlaşılan işsizler, masa başı dolgun ücrete talip okumuşlardan oluşuyor. Oluşuyor da bu ülkede işverenler çoğunlukla asgari ücretle çalışacak işçiler arıyorlar. Demek ki işsizlik de işçisizlikte ona bağlı.

Kim bilir belki o bahsettiğim "İşsizim, acım.” diyen dilenci "Asgari ücretle çalışacağıma dilenirim, daha iyidir.” diyerek dilenciliği tercih ediyordur.

Memlekette kimileri deveyi hamutuyla götürüyor, kimi sürüm sürüm sürünüyor. Kimi paraya para demiyor, kimi el açıp dileniyor. Ama idarecilerin gündemini işgal etmiyor bu durum. Nasılsa kendi kasaları dolu. Cepleri bol bol maaş görüyor. Allah için bir çıkıp da tebdili kıyafet sokaklarda da dolaşmıyorlar. Ağam da onlar, Paşam da.

Nasılsa memlekette Nazım Hikmet gibi "Vatan, para dolu kasalarınızsa, ben vatan hainiyim.” diyen vatan haini solcu da kalmadı ki gereği gibi muhalefet yapsınlar. Hepsi vatan perver oldu. Ülküdaşlar da varla yok arası gibi bir şey. Ne hikmetse pek ortada dolaşmıyorlar. Anlaşılan onların da tuzu kuru.

Bir Milli Görüşçüler kaldı, adil düzeni getirecek. Ne diyelim inşaallah bir gün.

Ama biz, mevcut idarecileri bir kez daha uyarmamız lazım; "Artık ezber bozmak gerekir beyler, ezber bozmak!” Yoksa İlahi adalette insanı tepe-taklak getirirler haberiniz ola.

 

Ne olacak şu dilencilerin hali?