İnsaniyet ve masumiyet

Yüce Allah Şöyle buyuruyor; "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir." ( Âl-i İmran 3/104)

Yüce Allah Şöyle buyuruyor; "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” ( Âl-i İmran 3/104)

Ayetle sabit olan emirlerin farz kabul edildiğini düşünürsek, "emri-bil maruf, nehyi anil münker” yani "iyiliği emredip, kötülükten menetme” her Müslümanın üzerine farz olan bir vazife.

Bunun için çeşitli müeyyideler gerekiyor elbette. İster ferdi olarak olsun, ister toplumsal, isterse hukuksal bunun yerine getirilmesi hayatın idamesi için bir önkoşul. Ferdi manada, birebir ilişkiler içinde bunduğumuz insanlara karşı da bir kötülük gördüğümüzde uyarmak, onun hatalı davranışlarını değiştirmeye çalışmak, baktık olmuyor onunla ilişkimizi keserek ona bir tür müeyyide uygulamak ne kadar farzsa, genel manada da toplumu ilgilendiren durumlarda, o toplum aleyhine kötü veya menfaatin olmayan hareketlere karşı da bir duruş sergilemek hem devletin hem de milletin görevi yani farz kabul edilen bir husus.

Devlet çapında bunun çok daha ağır yaptırımlarının olması ve sağlıklı, müreffeh, adaletli ve güven dolu bir toplumun bekası için, buna karşı olanların kanunlarla bağlanması ve diğerlerinin bu şekilde güvence altına alınması ise en çağdaş durum.

Dolayısıyla "emri bil maruf nehyi anil münker” her şeyden önce bir tepki meselesi ve bu tepkinin kimi hangi oranda ilgilendiriyorsa, o şekilde gösterilmesi bir lüks değil bir zorunluluk.

Bu, kişiselleştirilmeyecek kadar önemli bir hadise iken, ilahi manada da bir toplumun helak olmaması için en önemli neden. O nedenin temeli şu çünkü; o toplumda adalet ve hürriyet mekanizması aksamış, güven bunalımı ortaya çıkmış ve bunların karşısında tepki koyan kimse yok! Allah’ın gazabına duçar olan yegane durum.

Neden?

Bazı İsraili kaynaklarda şöyle bir husus nakledilmiştir: "Hz. Lût (a.s)’un kavmi helak olduğunda, onlar içinde geceleri namazla, gündüzlerini oruçla geçiren binlerce abid ve zahid insan vardı. Ama onlar "emri bilmaruf, nehyi anil münker” vazifesini yapmıyorlardı.”

Ancak Yüce Allah bize bir ayetiyle, bir cemiyet içinde bu vazifeyi yerine getiren bir topluluk varsa, onların helak edilmeyeceği garantisini de veriyor: "Halkı ıslah edici olduğu halde, Rabbin haksızlıkla memleketleri helak etmez.” (Hûd 11/117)

Yani Allah zulmetmez, kişi kendisine zulmeder. Allah helak etmemenin yollarını gösterir ama toplum buna uymayarak kendi helak zeminini hazırlar. Bu çıkarımlarda bulunmak pek de akla aykırı olmasa gerek.

Bütün Peygamberler Hz. Adem’den itibaren bu vaifeyle görevli olarak gönderilmişlerdir fakat ne enteresandır ki bütün cephe alışlar, temelde bu vazifeye karşıdır. Yani ayet doğrultusunda bir kısım bunu vazife olarak üstlenip çırpınırken, diğer bir kısım da bu vazife yerine gelmesin diye çırpınır, çabalar, planlar hazırlar, topluma ve o toplumun inancına rağmen uygular.

Kavmi tarafından öldürülen Peygamberlerin hepsine karşı bu cephe alış mevcuttu: "Bu vazifeyi yapma, bize karışma.” Kısaca en temelde hadise, Allah’ın bir emrine, dolayısıyla bile değil direkt olarak Allah’a karşı bir başkaldırış ve bir mücadeleydi.

Bu temel kabul edildiğinde ise verilmesi gereken bu tepkinin –emri bil maruf, nehyi anil münker- hayati önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Hem dünya hayatı için hem de ahiret.

Yani şu yapılamaz; amcamdır, halamdır, teyzemdir, komşunun oğludur, yazıktır… Neyse, ne yaptıysa görmezden geliverelim, ne olacaktır?!

İşte bunlar söylenemez ve yapılamaz. Allah’ın emri ve adalet söz konusuysa "insaniyet” olarak algıladığımız her şey bizi aynı zamanda şirk batağına götürür ve haşa Allah’tan daha iyi bildiğimiz gibi bir iddia içinde olduğumuz sonucunu doğurur.

Bu İsrailiyat menşeli bir durumdur da aynı zamanda. Onların nüfuzlu olan suçlulara karşı bir ayrıcalıkları, o suçu işleyeni görmezden gelme gibi bir durumları vardır çünkü. Oysa Efendiler Efendisi (s.a.s) şöyle buyurur; "Kızım Fatıma da olsa hırsızlık yapmışsa elini keserim.”

Adalet ve Allah’ın emirleri söz konusuysa yine masumiyet durumlarına da bu ölçüler içinde bakılmalıdır.

Son günlerde ülke gündemini meşgul eden meselelere bir de bu açılardan bakmak iyi olacak diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz?