İnsan, ağaç ve bilgisayar
"Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür" demiş atalarımız. Bu söze benim naçizane bir eklemem olacak! "Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür, bilgisayara güvenme çöker…"
"Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür” demiş atalarımız. Bu söze benim naçizane bir eklemem olacak! "Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür, bilgisayara güvenme çöker…”
Yani nasıl insanı "hılt” eden bir durumdur, nasıl midenize kramplar, başınıza nasıl ağrılar girer anlatamam. Bilgisayarlar çöküyor arkadaşlar(?)! Yeni mi öğrendin demeyin, hep biliyordum ve sık sık başıma geliyor ama hâlâ kabullenemedim. Ben bu alete ne yapıyorum anlamıyorum, ekranda bir yazı çıkıyor ve inadım inat hiçbir yerlere gitmiyor. İşlem de yaptırmıyor… Neymiş, bilmem ne dosyası eksikmiş veya silinmiş… "İyi, hoş da bana ne, sen çekil aradan da ben işime bakayım”, diyemiyorsunuz. Anlamıyor ki bir türlü! İnadım inat, aç kapa, aç kapa aynı laf! Bir keresinde (o zaman tamamıyla resti çekip, çökmüştü hepten)yüzümde şaşkınlık, üzüntü ve öfkenin karmaşası bir ifadeyle, bilgisayarın boş ekranına bakarak, bir saate yakın kollarımı kavuşturup oturmuştum da beni görenler yüzümdeki ifadeye bakıp, epey bir yaklaşamamıştı yanıma. Aslında bu çaresizliğin dışavurumuydu, boşa giden emeğinize acımanın ifadesiydi. Düşünsenize ne yapabilirsiniz ki?
Karşınızda bir canlı yok ki sözden anlasın. "Bak bilgisayar efendi, ne olur bir yarım saatlik işim var, gecenin bu vaktinde birini bulmam imkânsız, onun için bana azıcık müsaade et de sonra çök” diyemiyorsunuz mesela! Diyemediğin için de sinirden köpürüyorsun. O an bilgisayarı kaldırıp pencereden atman an meselesi haline geliyor. Hırsını almanın başka yolu yok çünkü. Sonra hatanın kendinde olabileceğini varsayıp, vazgeçiyorsun pencereden atmaktan. (Tabi bunda yeni bir bilgisayar almanın getireceği külfet de var, gerçi çok yakın zamanda pes edip, kuma getirdim birincinin üstüne… Stepne babından)
Her seferinde aynısı oluyor… Önce bilgisayarı suçla, yerden yere vur, sonra kendini suçla, sonra işin uzmanı teşhisi koyunca gerçeği anla! "Bu sizin suçunuz değil, virüs bulaşmış!” Peki, bu virüs hangi dosyayı silip, bilgisayarı nasıl çökerteceğini nereden biliyor? Doğrusu bir virüse yenilmek oldukça zoruma gidiyor. Ama neylersiniz ki düşman somut değil, ete kemiğe bürünmemiş ki şöyle suratının ortasına esaslı bir Osmanlı tokadı atasın. Düşünüyorum! O an, yani sayfalarca yazı yazmışım tam kaydet tuşuna basacağım anda bilgisayarın –çökme nedeni- şımarıkça "ben çökerttim” diye nanik yapıyor karşımda! Yani neler yapabilirim o anda, bilemiyorum…
Velhasıl ben, deneme yanılma yoluyla, makinelerle kurulan dostluğun bir yere kadar olduğunu anladım! Tamam, bilgisayarla ve ihtiyacım olduğunda bozulan(!) diğer elektronik aletlerle selamı sabahı kesmedim ama onlara küstüğümde bir gerçek! Mesela böyle zamanlarda bilgisayarla aramda soğuk rüzgârlar esiyor. Bazen ona laf çarptırdığım bile oluyor. Başına biri filan oturunca "aman aman fazla işlem yapma, şimdi çöker muhterem!” diye lafımı sokuyorum. Bakın mesela şu anda da onun dedikodusunu yapıyorum!
Görüldüğü üzere bu teknoloji nasıl hayatımızın büyük bir bölümünü işgal altına almışsa, ufacık bir firede nasıl bir boşluk oluşturuyor ve insanı nasıl aciz ve çaresiz bırakabiliyor. İnsan insanla geçireceği ya da geçirmesi gereken zamanın büyük bir bölümünü makinelerle geçirince de "şekil a” da belirtildiği gibi (bu ben oluyorum) hafiften bir tozutma durumları olabiliyor. Zaman bu hale getirdi bizi, öyle bir dönemde yaşıyoruz ki iletişim denilen fakat iletişimi bir türlü sağlayamayan ve sosyal hayatta derin boşluklar oluşturan bir sürü telekomünikasyon ağlarıyla sarılı çevremiz. Bir şekilde dâhil oluyorsunuz o çembere!
Yakın zamana kadar büyük bir direniş içindeydim bu çemberin dışında kalmak adına. Teknolojiyi ve onun getirdiği mekanikliği mütevazı dünyama pek sokmamaya çalışıyordum ama bu işimle hayatım noktasında bir çelişkiye neden oluyordu. Haber okuduğum diğer kıtada ki(!) radyonun yetkilileri "şu program bu program var mı bilgisayarda”, benimle iletişim içinde olmak isteyenler, "yok şurada, yok burada hesabın var mı” demeye başladıklarında; "eyvallah” dedim ve zorunluluktan içinde olduğum bu çemberle barışmaya karar verdim.
Barıştım barışmasına fakat yine de dizginleri bırakmamaya kararlıyım… Bu teknoloji bir okyanus ve insan bunun için de kaybolur… Açıkçası hızına da yetişebileceğimi sanmıyorum… Bu anlamda şimdilik kıyısında gezinmek yetiyor bana… Boğulmayla kıyaslandığında da bu daha akıllıca ve keyifli gibi sanki!