İade-i itibar böyle olur!
Eski Başbakanlarımızdan ve Milli Görüş'ün efsanevi Lideri rahmetli Necmettin Erbakan dün toprağa verildi. O ne muazzam bir kalabalıktı, o nasıl bir ihtişam ve coşkuydu anlatmak mümkün değil elbette! Evet, coşku ve cenaze birbirine zıt iki kelime gibi görünüyor belki ama aslında özünde birçok anlam da içeriyor. Coşkulu bir hayat yaşayanın ölüme uzanışı da coşkulu oluyor demek ki! Bu bir insan adına güzel bir şey ama bir Lider adına çok daha güzel bir şey…
Eski Başbakanlarımızdan ve Milli Görüş’ün efsanevi Lideri rahmetli Necmettin Erbakan dün toprağa verildi. O ne muazzam bir kalabalıktı, o nasıl bir ihtişam ve coşkuydu anlatmak mümkün değil elbette! Evet, coşku ve cenaze birbirine zıt iki kelime gibi görünüyor belki ama aslında özünde birçok anlam da içeriyor. Coşkulu bir hayat yaşayanın ölüme uzanışı da coşkulu oluyor demek ki! Bu bir insan adına güzel bir şey ama bir Lider adına çok daha güzel bir şey…
Herkese nasip olmaz! Üstelik abartısız ve sade bir tören istemesine rağmen böyle olduysa, aksi ihtimalde nasıl bir tören olurdu ben tahmin edemiyorum.
Ne ilahi bir tecellidir ki, Rahmetli Necmettin Erbakan’ın vefatı 28 Şubat’ın bir gün öncesine, defnedilmesi ise bir gün sonrasına denk geldi. Biz inancımız gereği bu duruma elbette, ilkin hikmet nazarıyla bakacağız. Bir Şubat gününde yitirtilmeye çalışılan –aslında geleceğe dönük kat be kat artan ve kendisinden sonrakilere emanet bırakılan- bir itibar, yıllar sonra yine bir Şubat gününde tüm kesimlerin ortak bir dille, biraz mahcubiyet biraz da özür kokan cümlelerle ifade ettikleri iade-i itibar! Zamanında en acımasız eleştirilerde bulunanlar bile, üzüntülerini dile getirirken Erbakan’ın haklı itibarını teslim etmek durumunda kaldılar. Üstelik bunu da zoraki yapmadılar. Samimice ve özeleştirilerle doluydu cümleleri! Sayın Erbakan, bir kesime göre doğru, bir kesime göre yanlış da kabul edilse, savunduğu ve arkasında durduğu davanın bir an bile gerisinde kalmayarak ve tavizsiz ve ödünsüz bir şekilde bu mücadelesini sürdürerek, her şeyden önce, o davaya katılsın katılmasın herkeste bir saygı uyandırmayı başarmıştı!
Genelkurmay Başkanının vermiş olduğu taziye mesajı bu anlamda bana göre ayrıca kayda değerdir ki, siyasi hayatı demokratik olmayan yöntemlerle askerler tarafından sekteye uğratılan Sayın Erbakan’ın, yine bir asker tarafından hem de en kıdemli asker tarafından hakkının teslime dilmesi de bana göre yine ilahi bir tecellidir. Elbette bir Genelkurmay Başkanı ülkesinin başbakanlığını yapmış birisi için taziye mesajı yayınlar, bunu abartmaya da gerek yoktur ama ben Genelkurmay Başkanının mesajını çok samimi buldum. Kuru birkaç cümleyle ve resmi birkaç ifadeyle de geçiştirilebilirdi fakat mesaj gayet içten ve anlamlıydı!
Ben onu bunu bilmem, "ille son” demiş atalarımız. Yüce Yaratan nasıl yaşarsak, öyle öleceğimiz ve öyle haşr olacağımız uyarısında bulunuyor ya! Sayın Erbakan’ın nasıl yaşadığını anlamak için, cenaze törenine bakmak yeterde artardı bile diye düşünüyorum. Sonuna kadar hayata katılım, sürekli bir aksiyon hali, davayı dert bilip, derdini anlatma ve o dertle daha kaç kişiyi dertlendirebilirim çabası, hiçbir engele boyun eğmeme ve hep sil baştan diyerek daha güçlü ayağa kalkma, sonuna kadar görevinin başında olma ve o görev halindeyken ölümün onu bulması… Bunlar çok az insana nasip olur! Ya da şöyle diyelim siz üstlendiğiniz davanızda samimiyseniz Allah size bunu nasip eder!
Çok eleştirildi Sayın Erbakan… Sürekli sorgulamalara maruz kaldı. Fakat gerek yaşantısı, gerek vefatıyla biz ayan beyan gördük ki, "o söylediği ve yaptığı bir olan” nadir insanlardan biriydi! Bunun için her kesim hakkını teslim etmek zorunda kaldı işte! İlkeli, tavizsiz bir duruş kimde saygı uyandırmaz ki? Katılırsınız katılmazsınız o ayrı bir konu… Burada önemli olan O insan sonuna kadar savunduğu şeylerin arkasında dimdik ayakta durdu mu durmadı mı?
Bunun cevabını Fatih Camiine gelen milyonlar çok güzel verdi? "Şahittik” dedi hepside…
Sen de "şahit ol Ya Rabbi!”…
Bu vesileyle bir kez daha kendisine Haktan rahmet, kederli ailesine sabır diliyoruz…