Hira Dağında...

2005 yılının ağustos ayında iş yerinden yorgun ve bitkin bir şekilde umreye gitmeye karar vermiştim.

2005 yılının ağustos ayında iş yerinden yorgun ve bitkin bir şekilde umreye gitmeye karar vermiştim.

İşimin yoğunluğundan kendimi bir an önce kutsal topraklara atayım diye içimden geçirir geçirmez bu fikrimi uyguladım.

Hemen bir umre şirketi ile anlaşarak bir an evvel gideyim istiyordum.

Ben Kocaeli ilinde ikamet ediyorum, bana verilen cevap iki gün sonra Ankara kafilesiyle gidebilirsin dediler, bende tamam dedim.

Neyse kutsal topraklara gittim, ve görevimizi yapmaya başladık hamdolsun..

Bir iki gün sonra, kafile başkanımız bize kutsal yerlerin ziyareti yapılacak diye haber verdi, ertesi gün sabah namazından sonra otelin önünde buluşulması gerektiğini söyledi.

Ertesi gün, kutsal yerlerin ziyaretlerine başladık.

Taki Hira dağının önüne gelene kadar…

Hira dağının önüne gelince kafilenin hocası, otobüsü durdurup anlattı, anlattı.

Tam otobüs hareket edecekti ki, ben hocam bir dakika dedim, herkes bana baktı……

Hira dağına çıkmayacak mıyız…………

Hocamız gerek yok dedi…

Ama ben ısrar ettim.

Ve başımdan geçen şu olayı anlattım…

1991 yılında hacca gittiğimi, o yıl daha genç olmama rağmen hem de 21 yaşında sizin gibi değerli bir hocanın da aynı şeyleri söyleyerek bizleri çıkarmadığını söyledim.

Ve Türkiye ye döndükten sonra, diğer senelerde hacc tan gelenleri ziyarete gittiğimde, ihtiyar amcaların, teyzelerin o hira dağını çıktıklarını anlattıklarında……….

İçinden hep ben ne aptalmışım dedim, ve benim içinde bir yara oluştuğunu söyledim onlara…

Neyse bunu anlatmama rağmen kimse çıkmayı göze alamadı..

Bende otobüsten indim, orada bulunan bir marketten iki litrelik su alarak dağa tırmanmaya başladım…

HİRA……….

Saat ona geliyor du, ve ben o sıcak ağustos ayında Hira dağına çıkıyordum. Çıktım çıktım yaklaşık 45 dakika kadar sürdü, tepeye ulaştım…

Tepeye ulaşınca, efendimizin namaz kıldığı bir bölüm var biraz aşağıda, kayanın etrafından döndüm ve o namazın kılındığı yere indim..

İndim ama………

O kadar fenalaştım ki, bir taşın üzerine oturdum, benden başka bir de Afganlı olduğunu anladığım birisi daha vardı…

Ve Hira dağının üzerinde sadece ikimizdik…

Her halde tansiyonum düşmüştü, suyla yüzümü yıkıyorum, başıma döküyorum, gözümü açamıyordum. Biraz gözümü bir ara araladım, Afganlı bana bakıyordu, ama ben bir türlü kendime gelemiyordum…

Aradan ne kadar bir zaman geçti bilmiyorum…

Omzuma bir elin vurduğunu hissettim, gözümü yavaşça atım, Afganlı bana bir bardak çay uzatıyordu…

Hira dağının üzerinde, hiçbir şey yok, Afganlı bana çay yapmış ve getirmişti…

Hayretler içinde kalmama rağmen, Arabistan da içilen çayları hiç sevememiştim, çok şekerli yapıyorlardı, hatta bardağın yarısını şekerle doldurup veriyorlardı.

Yine aynı çaydan diye, içmek istemedim, çünkü midem de fenaydı, kendime de gelemiyordum…

Afganistanlı ısrar etti birkaç defa, onu da kırmak istemiyordum…

Israrını kırmadım, ve bardağı elinden aldım, başımda bekliyordu,

İçimden bir yudum alayım bari dedim, bir yudum içitim…

Bir yudum daha içtim, bir yudum daha, bir yudum daha….

Çayı yudumladıkça gözlerim açıldı, fenalığım gitti…

Çay bitti, benim hastalığımda hamdolsun geçti…

Afganistanlı karşımda oturup bana bakıyordu….

Baş parmağını kaldırıp, hamdolsun düzeldin der gibi…

Afganistanlıya baktım, üzeri perişan halde, yırtık, pırtık, durumu iyi değildi…

İçimden, ona cebimde olan paralardan 100 dolar vereyim diye geçti…

Ayağa kalktım, cebimden 100 doları çıkardım, ona uzattım, o bana hayır olmaz dedi………

Kendince……

Dedim herhalde az buldu, 500 dolar yaptım parayı uzattım, ısrar ettim…

Bir türlü kabul ettiremedim…

Anladım ki,

Parayla bir işi yok…

İkimizde ayakta, birbirimize bakıyoruz,

Birbirimizi anlamıyoruz…

Ama gönülden anlaşıyoruz…

Sarıldık birbirimize………

HİRA DAĞINDA….

O ağladı, ben ağladım………..

Birbirimizi sımsıkı sarmıştık, ve o kadar yüksek sesle ağlıyorduk ki………..

Birisi gelse de bizi ayırmak istese, vallahi ayıramazdı…

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum…

Birbirimizi bir müddet sonra bıraktık, ve Efendimizin namaz kıldığı yerde, beraber namaz kıldık, kuran okuduk, ibadet ettik…

Ve her HİRA DAĞI konuşulduğunda…

Hep Afganistanlı aklıma gelir…

Ve hep ağlarım için için

Kimseye çaktırmadan…

 

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum…

Hayatı gönül gözü ile yorumlayan kardeşiniz…

Mustafa ÇELİK…