Hiçbir şey tesadüf değil!
Mısır'da, dolayısıyla Ortadoğu'da yaşananlar benim bu konu üzerinde biraz daha düşünmeme vesile oldu ki, herkesin hem kişisel, hem de genel manada bir hesabının olduğu kesin. Fakat şu da kesin, Allah'ın da bir hesabı var!
Mısır’da, dolayısıyla Ortadoğu’da yaşananlar benim bu konu üzerinde biraz daha düşünmeme vesile oldu ki, herkesin hem kişisel, hem de genel manada bir hesabının olduğu kesin. Fakat şu da kesin, Allah’ın da bir hesabı var!
Bunu bize Yüce Yaratıcı söylüyor. Buna Müslümanlar olarak kuşkusuz hepimiz iman ettik. Ama bu hesabın aynı zamanda matematiksel verilere de dayanabileceğini açıkçası ben hiç düşünmemiştim. Hem de bu hesap, net, ilginç ve inanılması güç bir intizam içinde. Bunun neticesinde ben şuna bir kez daha tüm yüreğimle iman ettim ki; bir sineğin kanadını Ondan izinsiz oynatamaması gibi, Kâinattaki her şey ve herkes Ona tabi. Ve "yazgı” denilen hadise sonucu, her şey belirli bir periyot içinde Onun doğrultusunda hareket ediyor. Hayatta vesileler var, görevlendirilmiş insanlar var, o var bu var ama el-netice herkes ve her şey Onun belirlediği sona doğru ilerliyor. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz ama bazı tarihsel rakamlar bana hiç de tesadüf(!) gibi gelmedi ve bana şu soruyu sordurttu: "Hâl böyleyken ne yapmak lazım?”
Buyrun tarihte yer alan ve insanı şaşırtan bazı rakamlar: Cengiz İmparatorluğunun ilanı Hicri 599. Yüz sene sonra Osmanlı İmparatorluğunun istiklali Hicri 699. Bundan iki yüz sene sonra Endülüs’ün zevali Hicri 898. Bakın başka ilginç periyotlar: Gazneli Mahmud’un Hindistan’ı istilası, H.400. Timur’un Hindistan’ı istilası, H. 800. Yine dört yüz yıl sonra İngilizlerin Hindistan’ı istilası H. 1200. Enteresan değil mi? Bununla kalmayalım. Selçukluların Müslüman olması H.350. Selçukluların hükümet müddeti 350 sene. Ona keza, Cengiz han’ın Turan’ı istilası ve Harezmî Devletinin yıkılması H. 622. Yavuz Selim’in Mısır ve Arabistan’ı istila edip, Çerkes Hükümetini yıkması H.922.
Devam edelim. İran’dan Bağdat’ın alınması Rumi 1048. Azerbaycan’ın İran’a iadesi Rumi 1148. / Girit’in fethi Rumi 1080. Çeşme hezimeti Rumi 1180/ Lehistan’ın vergiye bağlanması Rumi 1087. Kırım’ın Rusya’ya terki Rumi 1187./ Mora isyanı Miladi 1821. Sakarya Muharebesi Miladi 1921. / Milâttan Osmanlı Devletinin kurulmasına kadar geçen süre, 1299 sene. Hicrette Milli Hâkimiyetin ilanına kadar geçen süre 1298 sene. Ve bunun gibi bir sürü örnek! Bu rakamlar bize çok şey anlatıyor aslında. Rakamlar arasındaki nizam, intizam, periyot, tesadüfe yer bırakmayacak kadar net! Bakın size bazı rakamlar daha vereyim: Alman ve Fransız ihtilâlları arasında 1918-1789=129 sene var. Buyrun size Hitler ve Napolyon arasında tarihsel benzerlikler… Hitler ve Napolyon’un iktidara gelmeleri arasında 1933-1804=129 sene. Viyana’ya girmeleri arasında 1938-1809= 129 sene. Rusya’ya taarruzları arasında 1941-1812= 129 sene… Hezimeti başlamaları arasında 1943-1814=129 sene.
Bunların daha çoğunu tarihçilerin bildiği su götürmez bir gerçek elbette! Bu bize denildiği gibi tarihin bir kör dövüşünden ibaret olmadığını ve kendine göre kanunlara tabi olduğunu gösteriyor. Peki, tarih belirli periyotlarla ilerliyor ve sanki "tarih tekerrürden ibarettir” sözünü haklı kılıyor ve de ilahi bir kanun koyucunun emirlerine harfiyen riayet ediyor da; evrendeki tüm canlılar bunun dışında mı yer alıyor? Katiyen! Aslında bunun anlamak için yalancı yarlara dayayarak örselediğimiz sırtımızı, Ona dayandırmak ve her şeyin ama her şeyin Onun "Ol” emri dâhilinde hareket ettiğini idrak etmemiz yeterli.
Bu anlamda herkes görevini tamamlayıp ayrıldı aramızdan. Bazen adı Firavun oldu, bazen Nemrut, bazen Napolyon, bazen Hitler… Ve bazen de Mübarek, Saddam, Bush! Hepsi görevliydiler, Allah’ın sonsuz egemenliği altında… Ne yaptıklarına dair hesabı da Allah’a verecekler!
Şimdiki dünya sahnesini kirleten piyonlar ve efendileri –teşbihte hata olmaz- daha kiminle dans ettiklerinin farkında değiller! Bu muazzam denge ve matematik karşısında er geç yenik düşeceklerini, tarih bile milim şaşmadan haykırırken, onlar hâlâ ucuz hesaplarının peşinde. Herkesin bir görevi var, onların da görevi bu demek ki!
Hayrete neden olan bu matematik, bu zerre sapmayan ilahi hesap karşısında bize düşense sadece ve sadece Onun hesabına boyun eğmek ve safımızı iyilikten ve iyilerden yana belirlemek. "Ne yapmamız lazım?” noktasında gereken sadece bu! Zira bugüne kadar tıkır tıkır işleyen bir sistem olagelmiş, sonrasında da suyun akıp yatağını bulacağı muhakkak! Yaşanan hiçbir şey tesadüf olmadığı gibi, yaşananlarda tesadüf değil! Öyleyse?