Geç olmadan!

Aklınıza hiç mi hiç getirmek istemediğiniz anlar vardır. Ayrılığın saati bunların başında gelir. Hep düşünmüşümdür, kalan için mi daha zor, giden için mi?

Aklınıza hiç mi hiç getirmek istemediğiniz anlar vardır. Ayrılığın saati bunların başında gelir. Hep düşünmüşümdür, kalan için mi daha zor, giden için mi?

Bazen kalan olduk, bazen giden. İki duyguyu da yaşıyoruz zaman zaman… Zannımca kalan olmak daha zor gibi… Hele bu ayrılık, gidenin son yolculuğuna dairse… Bitimsiz özlemler, sonu gelmez hasretler kurşun gibi tüm ağırlığıyla durur artık kalbinizde… Yürek dağarcığınızda onlara has olarak saklı tuttuğunuz iki damla gözyaşıyla birlikte…

Yılın bazı dilimlerinde daha hassas olduğumuz bir gerçek! Manevi havanın bolca tezahüründen midir bu tefekkür, dalınan tefekkürün ürünü müdür, insanın daha içsel bakması, tam kestiremesem de, en yakınlarını kaybettiğin günlerin yıldönümlerinde, uzun uzun muhasebelere dalarım kendimce… Kendimle… Gidenleri düşünürüm… Gözyaşlarıyla uğurladıklarımı… Kalbimin bir köşesinde usul usul sızlayan özlemlerimi… Kavuşmayı dileyip de bir türlü kavuşamadıklarımı… Sonsuzun kalbinde olduklarını bildiğim halde aramayı istediğim; arayıp da, "sağ salim vardınız mı?” diyemediklerimi… Selametteler mi, üşüyorlar mı, ağlıyorlar mı, gülüyorlar mı bir türlü emin olamadıklarımı…

Gidenlere yenileri eklenecek mi acaba ürpertisi benliğimi sardığında ise; özlemlerin daha bir çoğalacağını, yeri ve sevgisi yürek dağarcığımda ayrı ayrı olanların, o yürekte bırakacakları onulmaz boşlukları, nasıl bir ilaçla tedavi edebileceğimi sorgularım üzüntüyle… Telaşla gözden geçiririm, sevgisini büyütürken, küçücük meselelerle incittiklerimi: "Acaba hiç kırdım mı onları?” Bu acaba müspete varıp dayanırsa, daha bir acılanır yüreğim. Değer miydi derim büyük bir pişmanlıkla… Hayatta hiçbir şeyin sevdiğinin sevgisiyle değişilemeyeceğini; onunla geçirebilecek bir tek anın kırgınlıkla geçmemesi gerektiğini anlarım hüzünle… Ve şükrederim hayatta oluşuma… Hayatta oluşlarına…

Ama eninde sonunda, ya kalan ya giden olacağımı idrak ederim çaresizlik içinde… Öyleyse derim, sükûnetle… Sığınılacak en emin kapıyı çalarım başım önümde… Rahmetinden ve merhametinden zerre şüpheye düşmediğim Yüce Yaratan’a açarım ellerimi:

"Allah’ım beni ve sevdiklerimi koru! Dönüş sana, varış sana, gelişler hep sana biliyorum. Kalanlar ve gidenler her daim sana emanet… Allah’ım, kalansam gidenlerin, gidensem kalanların benden memnun ayrılmalarını nasip et!”

Hayatta hiçbir şey, bir sevgiyi söylemekten, o sevgiyi yaşamaktan ve yaşatmaktan daha önemli olamaz! Hayatta hiçbir şeyin, o sevgiyi söylemekte, yaşamakta veya yaşatmakta geç kalındığında, daha kahredici, daha yaralayıcı, daha acı olamayacağı gibi… Ömür ayaklarımızın altından an be an akıp giderken, geç kalmadığımız tek şey sevgi olmalı… Zira öyle bir geçer zaman ki tutabilene aşk olsun! Bizden geriye baki kalan tek şey, sevgimiz ve sevgilerimizi yaşama şekillerimiz olacağına göre, kendimizle giriştiğimiz muhasebeler de onu gözden geçirmeye dair olmalı.

Rabbim hepimizi sevgisinde erken davrananlardan ve sevgisini yaşamakta geç kalmayanlardan eylesin!