Edep Yâ Hû!

Şu'culuk, bu'culuğun bizim ülkemizdeki kadar ileri boyutları başka hangi diyarda vardır bilemiyorum. Özellikle de dini kesim içerisinde. Şaşırarak takip ediyorum şu'cu olan bir parti, cemaat ya da bir oluşumun taraftarının, bu'cular konusunda yaptığı hakaretleri… Hakaretleri diyorum dikkat buyurun, zira sarf edilen sözler eleştirinin çok çok ötesinde.

Şu’culuk, bu’culuğun bizim ülkemizdeki kadar ileri boyutları başka hangi diyarda vardır bilemiyorum. Özellikle de dini kesim içerisinde. Şaşırarak takip ediyorum şu’cu olan bir parti, cemaat ya da bir oluşumun taraftarının, bu’cular konusunda yaptığı hakaretleri… Hakaretleri diyorum dikkat buyurun, zira sarf edilen sözler eleştirinin çok çok ötesinde.

Eleştiri yerinde kullanıldığı sürece iyi bir şeydir. Karşındaki insanın kendine çeki düzen vermesini sağlıyorsa daha da iyi bir şeydir. Fakat iş hakaret boyutlarına varıyorsa bu çirkin, çirkinin de ötesinde aslında hakareti yapanın kendisini basitleştiren bir durumdur. Çünkü küp içindeki sızdırır. Bu anlamda dikkatli olmakta fayda var. Bir şeyi söylemenin binlerce yolu varsa, en güzelini, en doğrusunu en önemlisi en İslamî olanını seçmek lazım. Birini ya da birilerini eleştirirken o konunun doğruluğundan emin olalım yoksa eleştirimiz ya da yer yer suçlamalarımız iftiraya dönüşebilir! Allah adına yaptığımızı iddia ettiğimiz(!) bir eleştiri ya da suçlama maazallah doğru değilse yalancı ve iftiracı durumuna düşebiliriz ki bu düpedüz kaş yaparken göz çıkarma olur. Kul hakkına girilmiş olur, bunun bedeli de epey külfetli bilindiği üzere.

Dediğim gibi şaşırarak takip ediyorum, karşılıklı suçlamaları ve eleştirileri. Ve hayli de üzülüyorum hani! Nasıl oluyor da bu kadar pervasızca ve acımazsızca yargılamalarda bulunulabiliyor noktasında donup kaldığım anlar bile oluyor. Bir Kızılderili atasözünde şöyle der; "Karşınızdakini anlamak isterseniz onun ayakkabılarını giyin ve ay, üç defa üzerinizde doğup batsın.” Bir insanı tanımadan, hele hele iddia ettiği şeylere hiçbir dayanak bulmadığı halde veryansın edebilmek. Ve bunu da din adına yaptığını iddia etmek(?) Şaşılacak şey! Kendi içinde çelişkiler yumağı…

Böyle durumlarla karşılaştığım zaman hep Peygamberimizin (s.a.s) şu cümlesi geliyor aklıma: "Kalbini yarıp baktın mı?” Bu sarsıcı bir uyarı. Çok çok hassas bir nokta. Peygamberimiz (s.a.s) bunu kâfir mi yoksa son anda iman etmesiyle Müslüman mı olduğu çelişki de olan birisi için söylerken, bazılarının; Müslümanlığından kuşku duyulmayacak insanlar için yaptığı suçlamalar ibret verici. Bu anlamda bu Hadis-i Şerifi hatırlamakta fayda var: Usame B. Zeyd anlatıyor: "Resulûllah aleyhisselam bizi bazı kabilelere gönderdi. Biz bir grubun içinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca "La ilahe illallah” deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürdük. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber aleyhisselama aynen anlattım. Peygamber aleyhisselam: "Kıyamet gününde o adamın söylediği bu tevhid kelimesinin kıymet ve büyüklüğünden dolayı sana kim yardımcı olacak?” dedi. Ben: "Ey Allah’ın Resûlü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi” diye cevap verdim. Peygamber Aleyhisselam: "Kalbini yarıp baktın mı ki, bunu başka bir sebepten dolayı söylemiş olduğunu bilesin! Kıyamet gününde "la ilahe illallah” kelimesinin karşısında kim senin yardımcı olacak” buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, "keşke Müslümanlığa o günden sonra girmiş olsaydım” dedim.”

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu noktada ki üzüntüsü ve hassasiyeti ortada! Hâl böyleyken, birisine hakaret etmeden ve yargılamadan önce iyice tahlil etmek şart diye düşünüyorum. Yine dikkat buyurun eleştiri demiyorum. Eleştiri benim literatürümde bambaşka bir anlama geliyor. Ve gördüğüm şeyler maalesef eleştiri değil, düpedüz hakaret! Öyle şeyler okuyorum ki (eleştiri adı altında) "edep yâ hû” demekten kendimi alamıyorum. Hele de bunu kişiler değil de, dini çok iyi bildiğini düşündüğümüz dini önderler birbirlerine karşı yapmıyor mu, kanım donuyor. Eleştiri, uyarı, tebliğ… Hepsi tamam da, hüküm vermek de neyin nesi? Tek hüküm sahibi Allah olduğu halde!? İnanın anlamakta zorluk çekiyorum.

Son olarak şunu söylemek istiyorum, Allah (c.c) Hz. Musa’ya Firavun’a gitmesini buyurduğunda Ona: "Kavli Leyyin”i öğütler. Firavun’a yumuşak sözle yaklaşmasını söyler. Firavun bile yumuşak sözü hak ederken, "La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” dediğinden şüphe duyulmayan bir insanı ya da insanları hakaretlerle yerden yere vurmak neye istinaden yapılıyor bilemiyorum. Ve bu duruma gerçekten çok üzülüyorum!