Dünden kalan…
Vakit Kasım. Ânlardan yağmur sonrası bir sabah... İçimde bir heyecan, dışımda kocaman bir tebessüm... Durdurmadığı tebessümleri vardır insanın, ardındakileri "deli mi ne?" diye baktıran. Olsun!
Vakit Kasım. Ânlardan yağmur sonrası bir sabah... İçimde bir heyecan, dışımda kocaman bir tebessüm...
Durdurmadığı tebessümleri vardır insanın, ardındakileri "deli mi ne?” diye baktıran.
Olsun!
Evet ya, öyleyim. Hem ne biliyorsunuz, içimde ben ne ileyim?
Vakit Kasım. Bir gün öncesi, gündüzün meşakkatine, acıtan gerçeğine, art arda sıralanan sorundan kulelere tırmanmakla ve yorulmakla geçen. Kimsenin bilmediği. Kimsenin bilemeyeceği. İnsan kutsalının gerçekten örülü; sorunu, çabası, uğraşı, didini, elde var hiç’i…
Fakat ne gam! Yağmış ardından yağmur. Uyanmış serçeler yine umut dolu bir sabaha daha… Sevgiden ibaret name name bir senfoni tutturmuşlar baksana! Bırakmalı öyleyse kimsenin bilmediği, kimsenin bilemeyeceği, kimsenin bilmesini istemediğin, hatta mümkün olsa senin bile bilmek istemeyeceğin acı dolu gerçekleri, katmalı şu yağmur kokusuna düşten gücü.
Yürümeli.
Erkenden.
Ardın sıra yürüterek yağmuru, toprağın kokusunu, çokça umudu…
İlerlerken, bozmadan sır dolu dokuyu.
Bırak, şaşkınlığın artmasın bu yüzden, kulağındaki o şeyle konuşan yoldaki adama. Bırak, yüzündeki tebessümün kendine olduğunu sansın, ben seninle konuşmuyorum kulağımda bir ses var, ona anlatıyorum meramımı diye baksın o da sana şaşırarak. Daha da gülümse ve hatta biraz acı kat gülüşüne. Kulaktaki küçücük bir alete sığınıp, evrene doğru derdini sıralayana.
Ne de olsa teknoloji bu!
Elleme, insan çabalasın daha da çoğuna, anlaşılmakta son bulur çağın son icadı belki de.
Bütün çaba bu değil mi? Anlaşılmak.
Kimseler beni anlamıyor, diye başlamıyor mu dost muhabbetlerinin girizgâhı? İşte sokaktaki adam, bunun son örneği. Bırakmış dost meclislerini, yüzden örülü, tebessümle süslü karşılıklı muhabbetleri, kulağındaki küçücük bir alete sıralar olmuş derdini. Son durak o, son çare belki.
Öyleyse! Dedim ya, bırak, elleme, anlatsın derdini. Belki teknik bir kez olsun, maneviyata çalışır. Sokaktaki adam bunun son ümidi.
Hem sende bırakmadın mı, bir gün önce gündüz gerçeğinden yine anlaşılmamakta son bulan çaba çaba uğraş verdiğin bir uğraş didini… Yine el-netice, elde var koca bir hiç’i.
O halde, çabalasın sokaktaki adam derdini anlatmaya kulağındaki o küçücük şeye, belki o başarır anlatmayı, senin kutsal kelimelerinle yüze anlatamadığını…
Geç, takılma bu yüzden sokaktaki adama. Bozma küçük, kutsal yolculuğunu. Onunla birlikte var olan tüm gerçeği de hatırlama!
Devam et. Bak. Vakit Kasım. Ânlardan yağmur sonrası bir sabah... Serçeler ne güzel arkadaşlık ediyor, hem de yüzüne bakarak, sana konuşarak. Toprak nasıl da güzel mesajlar veriyor, bütün tereddütlerini gideriyor, ayaklarının altında. Buram buram kokular bulaştırıyor yola, yolculuğa, yolcuya… Bir de teselli ekliyor; revan oldum bak sana, revan oldu kâinat, Onun izniyle yoluna. Zerre kadar tereddüt etme.
Sende yalnız bir tek şeye kulak ver. İçinden gelene.
Hâl böyle iken gülümsemeni de kesme!
İçinle halleş, içinde yankılansın diyemediklerin. Kendine anlat, kendinle anlaş, hâlde bir gülümsemen kalsın sadece.
Nedenini senin bildiğin.
…
Vakit Kasım. Ânlardan yağmur sonrası bir sabah. İçimde bir heyecan, dışımda kocaman bir tebessüm. Bıraktım geride sorundan kuleleri, acıtan gerçekleri. Kendime geldim. Hayatımın en güzel gününden; tutunacağım, tutunup hiç bırakmayacağım bir not bıraktım.
Tek gerçeğim sensin.