Çelişiyoruz…
Davranışlarımız, hareketlerimiz, eylemlerimiz, tutumlarımız, görüşlerimiz ve ideolojimiz arasında bir tutarsızlık varsa, bu durumlar arasında zıtlık söz konusuysa kişi, bir çelişki içerisindedir.
Davranışlarımız, hareketlerimiz, eylemlerimiz, tutumlarımız, görüşlerimiz ve ideolojimiz arasında bir tutarsızlık varsa, bu durumlar arasında zıtlık söz konusuysa kişi, bir çelişki içerisindedir.
Bir insanın iç dünyasında tutarlı olması fikri her zaman, olması gereken diye algılanmıştır. Zaten birçok davranışta da kişinin düşünce ve tutumları kendi içinde tutarlı olma eğilimi göstermiş ve benzer tutarlılıklar, kişinin bildikleri, inandıkları ve yaptıkları arasında mevcut durumu oluşturmuştur.
Olması gereken tutarlı tavırlar gelişmediğinde bilişsel çelişkiden bahsedebiliriz.
Çelişki, kişinin psikolojik olarak birbirine uyumsuz iki fikre aynı anda sahip olması ile oluşur. Bu psikolojik bir tutarsızlıktır, mantıksal bir tutarsızlık değildir. En bilinen örnek, sigaranın zararlı olduğunu bildiğimiz halde, onca caydırıcı etkilere rağmen sigara tüketimine devam etmektir. Ya da emniyet kemerinin hayata bağladığını bildiğimiz halde, kemer takmama eğilimi göstermemiz de akılda kalıcı basit örneklerden biridir.
Bazen ikilem de yaşanabilir. İki eşit derecede cazipliği olan, zorlu bir karar yaratır. İkilemde kalma aşaması, kişinin en kolay ikna edilecek dönemidir. İkna edecek olan taraf süreci doğru kullandığında, savunulması istenen fikri ve diğer alternatifleri değerlendirdiğinde bu ikilemi başarıyla neticelendirebilir.
Kişi bazen tutarsızlıklarını mantıklı hale getirmeye, kendince olumlu argümanlar geliştirmeye başladığında ve başarısız olduğunda huzursuzluklar yaşamaya başlar. Böyle bir durumda çelişkilerimizin farkına varıp azaltma yoluna gitmektense, mevcut olan çelişki durumunu arttıracak her türlü bilgiden kaçınmayı tercih ederiz. Hele de karşıt fikri savunmaya zorlandığımız durumlarda, karşılığında ödül olması ya da bir ceza olması, baskıların sayısı, önemi arttıkça çelişkilerimizin boyutu da küçülür. Çünkü kendimiz yorulmadan bir sebep buluruz ve dış etkenle kılıfı zihnimize yerleştiririz. Zamanla kendi düşüncelerimizden vazgeçip, karşı olduğumuz düşüncelere bile inanmamız söz konusu olabilir.
Yapılan araştırmalar sonucu kişilerin sosyal çevrelerinin etkisi altında vermiş oldukları kararlarda daha büyük bir bilişsel çelişki yaşadığını, kendi kişisel duygu ve inançlarına dayanarak verdikleri kararlarda ise bilişsel çelişkinin daha az yaşandığı saptanmıştır. Yaşanan çelişki rasyonelleştirilirken, karar verme sürecinde etkili olan faktörlerin önemli rolü olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Aslında toplumumuzda çok sayıda insanın mahalle baskısına maruz kaldığını ve bu tür durumları yaşadığını varsayarsak, hepimiz bilişsel çelişkinin nasıl yaşandığını, farkına bile varmadan nasıl kendi gardımızı aldığımızı düşünebiliriz. Gerçekte sahip olduğumuz bir fikri, toplumun sahip olduğu, bize karşıt bir fikre karşı gelip kaç kişi savunabiliyor. Böyle bir durumda da kendi fikirlerimiz ile toplum içinde ifade ettiğimiz fikirlerimiz arasında bir çelişki doğuyor.