Akif'i anlamak…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2011 yılının Mehmet Akif yılı olarak ilan edildiğini açıkladı. 2011 yılı İstiklâl Marşımızın kabulünün 90. yılı. Erdoğan: "inşallah 2011 yılı boyunca Akif ve eserlerini daha yoğun şekilde, Kültür ve Turizm Bakanlığı merkezli olarak, sivil toplum kuruluşlarıyla el ele vererek gündemde tutacağız" diyor. İnşallah.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2011 yılının Mehmet Akif yılı olarak ilan edildiğini açıkladı. 2011 yılı İstiklâl Marşımızın kabulünün 90. yılı. Erdoğan: "inşallah 2011 yılı boyunca Akif ve eserlerini daha yoğun şekilde, Kültür ve Turizm Bakanlığı merkezli olarak, sivil toplum kuruluşlarıyla el ele vererek gündemde tutacağız” diyor. İnşallah.

Geçenlerde bir akşam nasıl olduysa bir yarışma programına takıldım. Yeni bir yarışma sanırım. Yüklü bir meblağ var ortada ve meblağ soruları bilemedikçe azalıyor… Tam formatını da bilemiyorum açıkçası. Bir anneyle kızı vardı yarışmada. Ve soru şuydu: "Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Bu dizeler hangi savaş için yazılmıştır? Seçeneklerden biri Çanakkale, diğeri Dumlupınar’dı. Diğer ikisini hatırlamıyorum. Anne ve kızı şiiri bilmiyor, otomatikman şiiri bilmedikleri için Şairi de bilmiyor ve dolayısıyla Şairin bu muazzam şiirde anlattığı o destansı savaşı da bilmiyor. Şıklar arasında gelip gittiler ama asla Çanakkale’nin yanından bile geçmediler. Kız bir ara "Bedrin aslanları ne? hiçbir fikrim yok, olsaydı belki soruyu cevaplamama da faydası olurdu” gibilerinden bir şey bile söyledi! Kız üniversite mezunu anladığım kadarıyla, annede de kendini yetiştirmiş bir hava var. Bu tablo karşısında şok üstüne şok yaşarken merak ettim bu işin nasıl sonuçlanacağını ve doksan saat(!) reklama rağmen bekledim sonucu. Sonunda anne kız, hafızam beni yanıltmıyorsa Dumlupınar’da karar kıldılar ve tabi ki yanıldılar. Ne yalan söyleyeyim hiç üzülmedim ve içimden yarışmadan elleri boş ayrılmaları noktasında hain bir istek bile geçirdim. En sonunda ne yaptılar bilmiyorum, çünkü ben de bir şeye sinirlenince orada bırakıp asla izlemeyenler grubundanım. Bu kendimce bir protesto! Mesela milli maçın tam ortasında küsüp müzikle rehabilite olma yoluna giderim, izlediğim bir programda işler yolunda gitmemişse o programın bir daha adını bile anmam vs.

Hadi kızı anlayalım da -tiki gençlik, hamburger çocukları, zamane gençliği- filan diyelim ve az buçuk teselli bulalım da, anneye ne oluyor? En azından yaşı var; illa ki bir yerde -bu savaşın atlatıldığı herhangi bir yer ve zamanda- bu şiire rastlamıştır. Veyahut da o yarışmaya katılacak kadar kendinde bir güven varsa şöyle bir "Safahat”ı karıştırmıştır(?) Karıştırmamışsa bu nasıl bir ayıptır ve bu ayıp sadece o anneye mi aittir, o annenin annesi Mehmet Akif’e daha yakın bir isim olarak (yaşça) kızına Milli Marşımızı yazan bu muhteşem insanı, o günün vatani duygularının daha dorukta olduğunu da varsayarsak hiç mi anlatmamış ve okutmamıştır. Mesela benim anneannemin annesi hayattayken (100’e yakın bir yaşta vefat etti) İstiklâl Marşı’nın on kıtasını da okurdu. Evet, annemi tanımazdı, anneannemi tanımazdı, hemen her şeyi unuturdu ama asla bu şiiri unutmazdı! Çünkü babası Çanakkale Şehidiydi ve bu savaşın en haykıran sesi Mehmet Akif’i zerre aklından çıkarmamıştı. Tabir-i caizse mıh gibi kazımıştı aklına. Hoş şehit kızı olmasa da, o yine bu şiiri ezberlerdi, zira ezberlememek gibi bir alternatif yoktu onların eğitiminde. Milli Şiir bu! O günün şartlarında Rüşdiye de eğitim almış bir hanımefendiydi ve günümüzde lise eğitimine filan tekabül eden bu okul da aldığı eğitim bana göre bugünün liselerine taş çıkarırdı. Hiç unutmam bir gün bize gelmişti. Babam ve arkadaşları var… (Hepsi öğretmen) Bu iki büklüm kadınla bir muhabbet edişleri vardı anlatamam. Kâğıt kalem yetiştiremedik. Hepsi de "teyzenin dediklerini not edelim” diye ne yapacaklarını bilemediler. Tüm unutkanlığına rağmen verilen o eğitim bütün izleriyle nakşolmuştu beynine. Onun için sordum demin ki meseleyle ilgili olarak "bu ayıp sadece anneye mi aittir?” diye. Cevabını hepimizin bildiği bir soru bu. Evet, bu ayıp sadece anneye ait değildir ve bu ayıp aynı zamanda eğitim sistemimizin de bir ayıbıdır.

Deveye sormuşlar neden boynun eğri diye, nerem doğru ki demiş. O hesap yavaş yavaş adımlar atılıyor, taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. 2011’in Mehmet Akif’in yılı olması da bu açıdan kayda değer. İnşallah, eğitimi örüden tutma olan bir sistemde yetişen gençler bu vesileyle belki daha yakından tanır Mehmet Akif’i.

Bu arada yazının başlığı "Akif’i anlamak” tı ve biz oralara hiç giremedik farkındayım. Bundan böyle nasip olursa ara ara anlatırız Akif’i… 2011 yılının Akif’in yılı olması da bize güzel bir gerekçe olur!