Akşamın karanlığı
Eyüp tepesine doğru vururken, etrafta bir kargaşa bir hızlı akış var tepeye
doğru, gidenler gelenler göreceksiniz çok hızlı bir şekilde. Eyüp tepesinde
ki, bu hareketlilik, hem hafta sonu olması hem de, akşam vakti ki,
insanlar günlerini dolu dolu yaşamak için, en kısa zamanda ne kadar hızlı ve dolu
yaşanabilinir. Bunu görmekle beraber, Eyüp
tepesine tırmandığınız da, Pierre Loti tepesine geldiğinizi anlarsınız. Tepeye
varır varmaz da, şöyle etrafa baktığınızda, gündüz bir ayrı güzellik, gece ayrı
bir güzelliği hemen hissedersiniz. … Ve bütün kafanızdaki duygu ve düşünceler uçar gider, hatta tasa ve kederden
iz dahi kalamadığını görürsünüz.
İşte biz de bu Pazar günü ziyaret ettiğimiz Pierre Loti ‘de çay sefasının çok farklı ve
nostaljik bir durum olduğunu hemen anlarsınız. Adımımızı kapıdan içeriye atar atmaz, bizleri
çok sıcak karşılayan Cafe Pierre Loti’nin yaklaşık 30 yıldan fazla müdürlüğünü
yürüten, Ferhat Çokbiçer’e gazeteci oduğumuzu ve bize Pierre Loti hakkında
bilgi vermesini istediğimizde, yılların
tecrübesi olarak, birkaç dilde hazırlatmış olduğu kitapçığını veriyor. Hemen arkasından da biz, fotoğraflarını
çekiyoruz. Birimiz elma çayı içerken, ben turistlerin dediği gibi, "Turkish tea”
Türk çayından vazgeçmiyorum.
Hemen yanımda oturan isviçre’den gelmiş karı koca iki
turistle kaynaşıyoruz ve muhabbet hızla uzamaya başlıyor… Bana fazla pahalı olmayan orta seviyede lokanta
isimleri soruyorlar. Eyüp’e yakın bota
binmek için liman olup olmadığını soruyorlar. Bayanın İstanbul’a ilk defa geldiğini, beyfendinin ikinci gelişi
olduğunu öğreniyoruz. Gazeteci olduğumu öğrenince de kartımı istediler… Bende verdim.
Memleketlerine gittiklerinde, bana haber ya da makale yazacaklarını söylediler.Dunyatimes.com’un üç dilde yani hem de İngilizce de yayın yaptığımı söyleyince çok memnun
oldular.
Hakikaten Türkiye de İngilizce yayın yapan gazete yok gibi,
dış ülkelere bakarak. Geçtiğimiz günlerde, Müsiad’ın fuarında Suudiye Arabistan’dan
gelen "İslamic Development bank” yetkilisi ile de yaptığım röportajda da,
kartımı verdiğim de, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Dunyatimes.com’un kartvizitini verince,
havalara uçtu… İlk etap da pek bir şey
anlamadım ama, sorduğumda da, bana dedi ki, Türkiye de İngilizce gazete
bulamıyoruz okumak için dedi. Dunyatimes.com ’un da, İngilizce olması bizi çok sevindirdi dedi.
Bundan sonrada memleketimde buradan takip edeceğim Türkiye ile ilgili haberleri
dedi. Hatta memleketine döner dönmez de hemen bana yeni gelişmeleri anlatan
haberler göndermeye başladı.
Pierre Loti’yi yürüyerek çıkmıştık ama, inerken teleferikle
indik. Çok güzel hizmetler yapılmış, insanların rahat etmesi için, kıymetinin
bilinmesi gerek…Daha fazla anlatmak istemiyorum gidip bir görmeniz lazım. Bu
anlattıklarımı sizlerin bir yaşaması lazım diyerek, Pierre Loti kimdir, ne geziyor İstanbul da,
veya niçin buralara kadar gelmiş, geliş nedenine ve kaç yılında yaşamış ve
neden Eyüp tepesi tercih etmiş, başlıca bunlar olmak üzere kısaca onun hakkında da bilgi
verelim sizlere…
Pierre Loti Kim? Yaşadığı sürede belki hiçbir yazar Pierre Loti (1850 – 1923)
kadar övülüp göklere çıkarılmamıştır; asıl adı Julien Viaud olan Loti, deniz
subayı olduğu için meslek hayatı boyunca birçok yabancı ülkeyi tanıma fırsatı
bulmuştur. Bu ülkeler arasında kendisini en çok çeken Türkiye’dir. Öylesine ki;
Türkiye ikinci vatanım diye haykırmıştır.
Loti’nin bu Türkiye aşkını, gençliğinde Türkiye’ye ilk
gelişi sırasında (1876 – 1877) Aziyade ile yaşadığı bir gönül serüvenine
indirgeme eğilimi vardır; Aziyade, kocasının yokluğunda haremden çıkıp
sevgilisinin, bu yabancı subayın kollarına atmak için, onun Eyüp’teki evine
gitmekten çekinmeyen genç bir kadındır. Julien Viaud, İstanbul’dan döndükten sonra
bu şehirde yaşadıklarını kitaba dökmeyi düşünür.
Düzenli bir şekilde
tuttuğu günlüğü, ortaya bir roman çıkarmasına yardım edecektir. Nitekim öyle
olmuştur. Ama onun bu ilk roman "Aziyade” neredeyse hiç ilgi uyandırmaz.
Kuşkusuz Aziyade’ye olan aşkı, onun Türk dünyasına girmesine etkendir ama, o
Türk’lere duyduğu bağlılık ve saygının çok daha az kişisel nedenlere bağlı
olduğunu açıklamıştır. Bu nedenleri ise yapıtlarında dağınık bir şekilde buluruz.
Aziyade’ye gelince, sevgilisinin gitmesinden bir süre sonra ölür. On yıl sonra
(1887) Loti, ikinci kez Türkiye’ye gelir. Bu daha çok; korktuğu şeyden kesin
emin olmak içindir: Aziyade’nin ölümü. Yaptığı araştırmalar onu Topkapı mezarlığına götürmekle
sonuçlanır. Bunda böyle Türkiye’ye her gelişinde o mezarlığı ziyaret edecektir
Loti. Loti Türkiye’de bulunduğu sıralar Türk kılığına girerdi; başında fes,
elinde tesbih, halkın arasına karışmaktan, İstanbul’un birbirinin içine geçmiş sokaklarında
dolaşmaktan, kahvehanelerde oturup nargile tüttürüp, Türk kahvesi içmekten
hoşlanırdı. Fatih ya da Yavuz Selim camileri dolayları; yeğlediği yörelerdi
ama, onu en çok çeken Eyüp’tü. Kuşkusuz Haliç sırtlarındaki bu kahveye sık sık
uğruyor, görkemli manzaraya dalıp gidiyor, buradaki dinginliğin tadına
varıyordu. Nasıl oldu, ne zaman oldu tam bilinmiyor ama, o zamandan beri burası
Pierre Loti kahvesi diye anılır.
İşte biz de bu Pazar günü ziyaret ettiğimiz Pierre Loti ‘de çay sefasının çok farklı ve
nostaljik bir durum olduğunu hemen anlarsınız. Adımımızı kapıdan içeriye atar atmaz, bizleri
çok sıcak karşılayan Cafe Pierre Loti’nin yaklaşık 30 yıldan fazla müdürlüğünü
yürüten, Ferhat Çokbiçer’e gazeteci oduğumuzu ve bize Pierre Loti hakkında
bilgi vermesini istediğimizde, yılların
tecrübesi olarak, birkaç dilde hazırlatmış olduğu kitapçığını veriyor. Hemen arkasından da biz, fotoğraflarını
çekiyoruz. Birimiz elma çayı içerken, ben turistlerin dediği gibi, "Turkish tea”
Türk çayından vazgeçmiyorum.
Hemen yanımda oturan isviçre’den gelmiş karı koca iki
turistle kaynaşıyoruz ve muhabbet hızla uzamaya başlıyor… Bana fazla pahalı olmayan orta seviyede lokanta
isimleri soruyorlar. Eyüp’e yakın bota
binmek için liman olup olmadığını soruyorlar. Bayanın İstanbul’a ilk defa geldiğini, beyfendinin ikinci gelişi
olduğunu öğreniyoruz. Gazeteci olduğumu öğrenince de kartımı istediler… Bende verdim.
Memleketlerine gittiklerinde, bana haber ya da makale yazacaklarını söylediler.Dunyatimes.com’un üç dilde yani hem de İngilizce de yayın yaptığımı söyleyince çok memnun
oldular.
Hakikaten Türkiye de İngilizce yayın yapan gazete yok gibi,
dış ülkelere bakarak. Geçtiğimiz günlerde, Müsiad’ın fuarında Suudiye Arabistan’dan
gelen "İslamic Development bank” yetkilisi ile de yaptığım röportajda da,
kartımı verdiğim de, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Dunyatimes.com’un kartvizitini verince,
havalara uçtu… İlk etap da pek bir şey
anlamadım ama, sorduğumda da, bana dedi ki, Türkiye de İngilizce gazete
bulamıyoruz okumak için dedi. Dunyatimes.com ’un da, İngilizce olması bizi çok sevindirdi dedi.
Bundan sonrada memleketimde buradan takip edeceğim Türkiye ile ilgili haberleri
dedi. Hatta memleketine döner dönmez de hemen bana yeni gelişmeleri anlatan
haberler göndermeye başladı.
Pierre Loti’yi yürüyerek çıkmıştık ama, inerken teleferikle
indik. Çok güzel hizmetler yapılmış, insanların rahat etmesi için, kıymetinin
bilinmesi gerek…Daha fazla anlatmak istemiyorum gidip bir görmeniz lazım. Bu
anlattıklarımı sizlerin bir yaşaması lazım diyerek, Pierre Loti kimdir, ne geziyor İstanbul da,
veya niçin buralara kadar gelmiş, geliş nedenine ve kaç yılında yaşamış ve
neden Eyüp tepesi tercih etmiş, başlıca bunlar olmak üzere kısaca onun hakkında da bilgi
verelim sizlere…
Pierre Loti Kim? Yaşadığı sürede belki hiçbir yazar Pierre Loti (1850 – 1923)
kadar övülüp göklere çıkarılmamıştır; asıl adı Julien Viaud olan Loti, deniz
subayı olduğu için meslek hayatı boyunca birçok yabancı ülkeyi tanıma fırsatı
bulmuştur. Bu ülkeler arasında kendisini en çok çeken Türkiye’dir. Öylesine ki;
Türkiye ikinci vatanım diye haykırmıştır.
Loti’nin bu Türkiye aşkını, gençliğinde Türkiye’ye ilk
gelişi sırasında (1876 – 1877) Aziyade ile yaşadığı bir gönül serüvenine
indirgeme eğilimi vardır; Aziyade, kocasının yokluğunda haremden çıkıp
sevgilisinin, bu yabancı subayın kollarına atmak için, onun Eyüp’teki evine
gitmekten çekinmeyen genç bir kadındır. Julien Viaud, İstanbul’dan döndükten sonra
bu şehirde yaşadıklarını kitaba dökmeyi düşünür.
Düzenli bir şekilde
tuttuğu günlüğü, ortaya bir roman çıkarmasına yardım edecektir. Nitekim öyle
olmuştur. Ama onun bu ilk roman "Aziyade” neredeyse hiç ilgi uyandırmaz.
Kuşkusuz Aziyade’ye olan aşkı, onun Türk dünyasına girmesine etkendir ama, o
Türk’lere duyduğu bağlılık ve saygının çok daha az kişisel nedenlere bağlı
olduğunu açıklamıştır. Bu nedenleri ise yapıtlarında dağınık bir şekilde buluruz.
Aziyade’ye gelince, sevgilisinin gitmesinden bir süre sonra ölür. On yıl sonra
(1887) Loti, ikinci kez Türkiye’ye gelir. Bu daha çok; korktuğu şeyden kesin
emin olmak içindir: Aziyade’nin ölümü. Yaptığı araştırmalar onu Topkapı mezarlığına götürmekle
sonuçlanır. Bunda böyle Türkiye’ye her gelişinde o mezarlığı ziyaret edecektir
Loti. Loti Türkiye’de bulunduğu sıralar Türk kılığına girerdi; başında fes,
elinde tesbih, halkın arasına karışmaktan, İstanbul’un birbirinin içine geçmiş sokaklarında
dolaşmaktan, kahvehanelerde oturup nargile tüttürüp, Türk kahvesi içmekten
hoşlanırdı. Fatih ya da Yavuz Selim camileri dolayları; yeğlediği yörelerdi
ama, onu en çok çeken Eyüp’tü. Kuşkusuz Haliç sırtlarındaki bu kahveye sık sık
uğruyor, görkemli manzaraya dalıp gidiyor, buradaki dinginliğin tadına
varıyordu. Nasıl oldu, ne zaman oldu tam bilinmiyor ama, o zamandan beri burası
Pierre Loti kahvesi diye anılır.
















