Türkiye'ye bedel ödetmek isteyen küresel ve bölgesel aktörler, politik
ve diplomatik manevralar yerine daha cazip olan terör örgütünü
kullanıyorlar.
PKK'yı bu derece güçlendiren ve saldırtan aktörler ne yapmaya çalışıyor dersiniz?
1- Türkiye PKK'nın 4. stratejik dönemiyle tam bir özel savaş sürecine girmiştir.
Gayrinizamî harp, psikolojik harp ve istikrarsızlık harekâtından oluşan özel savaş konsepti, özellikle İran, Irak, Esed Suriye'siyle işliyor.
Barzani'nin PKK'ya her daim güvenli bölge olan Kuzey Irak'ı da bu cenderenin içindedir.
Ortadoğu dengeleri Türkiye aleyhine bu şekilde değişmeseydi, PKK tam bir özel savaş süreci olan 4. stratejik dönemi bu yoğunlukta sahaya dökemeyecekti.
2- Türkiye İran ve Esed rejimiyle doğrudan, İsrail'le dolaylı ve PKK üzerinden özel savaşa muhataptır.
Ülkelerinde PKK'yı bitirmeyen Batılı aktörler de bu sürecin içindedir.
İran-Türkiye geriliminin yükseltilmesi, ABD/İsrail'in muhtemel bir İran operasyonunda ya da İran'a karşı hamlelerinde Türkiye'nin tarafsız kalmasını önlemek içindir.
Bu itibarla nükleer enerji konusunda BM'de Brezilya'yla birlikte İran'ı savunan Türkiye, Batılı aktörlerce olması gereken eksene çekilmektedir.
Bu minvalde uluslararası aktörlerce verilen siparişlerin amaç ve kimyasını gözetmeden iş yapmaya hazır olduğunu PKK zaten deklare etmiş durumdadır.
3- ABD'nin 1 Mart tezkeresiyle yaşadığı sükût-u hayalin tesirini hâlâ atamadığı, PKK aleyhine teknolojik istihbarat desteği vermemekle görülmektedir.
Şii jeopolitiği üzerinden PKK saldırılarının yoğunluğu arttıkça, Türkiye'nin Batı'ya daha da yaklaşacağı beklenmektedir.
Ayrıca PKK'nın son dönem organize ve eş zamanlı saldırıları istikrarlı ve isabetli anlık istihbarat desteği aldığını gösteriyor.
Bu teknolojinin bölgesel adresinin İsrail olduğu da bilinmektedir.
4- Türkiye'ye yönelik mevcut özel savaşın gayrinizamî harp yönü KCK/PKK askeri aparatı HPG ve PJAK
tarafından,
Şii-Sünni çatışması konseptindeki istikrarsızlık harekâtı ve psikolojik harekât yönü ise,
İran ve Esed Suriye'sinin espiyonaj ve propaganda faaliyetleriyle,
Baas destekli ve Hatay merkezli THKP/C-Acilciler terör örgütüyle,
BDP'nin provokatif söylem ve tavırlarıyla yürütülmektedir.
Son dönem BDP-PKK Şemdinli kucaklaşması, BDP'nin toplumun sinir uçlarını kaşıyan "dokunulmazlıkları kaldırmayan namerttir" türü meydan okuyan açıklamaları ve bu tavırların istikrarı, hep 4. dönem PKK sistematik özel savaş stratejisinin parçalarıdır.
"Dokunulmazlıkları kaldırırsak, mağduriyet duygusu oluşur" hezeyanları da...
Dokunulmazlıklar demokratik siyaset içindir, terörist için değil.
Vahim terör suçlarını işleyen BDP/KCK aktörlerinin yargılanamaması, büyük kitlelerde hayal kırıklığı ve umutsuzluk doğurabilecektir.
Kendine uygulanan adaletin hukukça terörist addedilene tatbik edilmediğini gören kalabalıklar, tehlikeli arayışlar içine girerler unutmayın.
5- Unutulmaması gereken nokta ise; ülkede toplumun umutlarını tüketip askeri darbe yaptırmak isteyen derin motifli terör örgütlerinin ve hasım oyuncuların da aynı yöntemleri kullanmış olmasıdır.
Henüz demokratik dönüşüm projesini bitirip vitrinine koymayan Türkiye, derin yapıları tasfiye edebilmiş, TSK bürokrasisini kısmen dahi olsa sivil denetime açabilmiş değildir.
Karakollarınızın krokileri, personel sayısı, izne çıkış ve dönüş tarihleri, hedef karakol personelinin kişisel özellikleri, silah ve mühimmat potansiyeli bile terör örgütünün elindeyse, içeride vahim bir sorun vardır.
O halde "terör ne kadar kaos ve umutsuzluk doğurursa doğursun, bu ülkede darbe olmaz" demek büyük bir ihtiyatsızlık, en azından vahim bir yanılgıdır.
Devlet adamlarında temkin ve teenni, bidayetten nihayete yokluğu kabul edilemeyecek iki vasıftır.
PKK'yı bu derece güçlendiren ve saldırtan aktörler ne yapmaya çalışıyor dersiniz?
1- Türkiye PKK'nın 4. stratejik dönemiyle tam bir özel savaş sürecine girmiştir.
Gayrinizamî harp, psikolojik harp ve istikrarsızlık harekâtından oluşan özel savaş konsepti, özellikle İran, Irak, Esed Suriye'siyle işliyor.
Barzani'nin PKK'ya her daim güvenli bölge olan Kuzey Irak'ı da bu cenderenin içindedir.
Ortadoğu dengeleri Türkiye aleyhine bu şekilde değişmeseydi, PKK tam bir özel savaş süreci olan 4. stratejik dönemi bu yoğunlukta sahaya dökemeyecekti.
2- Türkiye İran ve Esed rejimiyle doğrudan, İsrail'le dolaylı ve PKK üzerinden özel savaşa muhataptır.
Ülkelerinde PKK'yı bitirmeyen Batılı aktörler de bu sürecin içindedir.
İran-Türkiye geriliminin yükseltilmesi, ABD/İsrail'in muhtemel bir İran operasyonunda ya da İran'a karşı hamlelerinde Türkiye'nin tarafsız kalmasını önlemek içindir.
Bu itibarla nükleer enerji konusunda BM'de Brezilya'yla birlikte İran'ı savunan Türkiye, Batılı aktörlerce olması gereken eksene çekilmektedir.
Bu minvalde uluslararası aktörlerce verilen siparişlerin amaç ve kimyasını gözetmeden iş yapmaya hazır olduğunu PKK zaten deklare etmiş durumdadır.
3- ABD'nin 1 Mart tezkeresiyle yaşadığı sükût-u hayalin tesirini hâlâ atamadığı, PKK aleyhine teknolojik istihbarat desteği vermemekle görülmektedir.
Şii jeopolitiği üzerinden PKK saldırılarının yoğunluğu arttıkça, Türkiye'nin Batı'ya daha da yaklaşacağı beklenmektedir.
Ayrıca PKK'nın son dönem organize ve eş zamanlı saldırıları istikrarlı ve isabetli anlık istihbarat desteği aldığını gösteriyor.
Bu teknolojinin bölgesel adresinin İsrail olduğu da bilinmektedir.
4- Türkiye'ye yönelik mevcut özel savaşın gayrinizamî harp yönü KCK/PKK askeri aparatı HPG ve PJAK
tarafından,
Şii-Sünni çatışması konseptindeki istikrarsızlık harekâtı ve psikolojik harekât yönü ise,
İran ve Esed Suriye'sinin espiyonaj ve propaganda faaliyetleriyle,
Baas destekli ve Hatay merkezli THKP/C-Acilciler terör örgütüyle,
BDP'nin provokatif söylem ve tavırlarıyla yürütülmektedir.
Son dönem BDP-PKK Şemdinli kucaklaşması, BDP'nin toplumun sinir uçlarını kaşıyan "dokunulmazlıkları kaldırmayan namerttir" türü meydan okuyan açıklamaları ve bu tavırların istikrarı, hep 4. dönem PKK sistematik özel savaş stratejisinin parçalarıdır.
"Dokunulmazlıkları kaldırırsak, mağduriyet duygusu oluşur" hezeyanları da...
Dokunulmazlıklar demokratik siyaset içindir, terörist için değil.
Vahim terör suçlarını işleyen BDP/KCK aktörlerinin yargılanamaması, büyük kitlelerde hayal kırıklığı ve umutsuzluk doğurabilecektir.
Kendine uygulanan adaletin hukukça terörist addedilene tatbik edilmediğini gören kalabalıklar, tehlikeli arayışlar içine girerler unutmayın.
5- Unutulmaması gereken nokta ise; ülkede toplumun umutlarını tüketip askeri darbe yaptırmak isteyen derin motifli terör örgütlerinin ve hasım oyuncuların da aynı yöntemleri kullanmış olmasıdır.
Henüz demokratik dönüşüm projesini bitirip vitrinine koymayan Türkiye, derin yapıları tasfiye edebilmiş, TSK bürokrasisini kısmen dahi olsa sivil denetime açabilmiş değildir.
Karakollarınızın krokileri, personel sayısı, izne çıkış ve dönüş tarihleri, hedef karakol personelinin kişisel özellikleri, silah ve mühimmat potansiyeli bile terör örgütünün elindeyse, içeride vahim bir sorun vardır.
O halde "terör ne kadar kaos ve umutsuzluk doğurursa doğursun, bu ülkede darbe olmaz" demek büyük bir ihtiyatsızlık, en azından vahim bir yanılgıdır.
Devlet adamlarında temkin ve teenni, bidayetten nihayete yokluğu kabul edilemeyecek iki vasıftır.













