Patlamanın sabotaj veya terör saldırısı olmadığını öğrenince bir
nebze "tesellî" bulduk. Bu değerlendirmede normal olmayan bir şey var;
terör değil kazâ açıklamasına "Eh, şerrin ehvenidir" diye memnun olmak
normal midir?
Türk Silahlı Kuvvetleri, Balkan Harbi'nden beri bu kadar zorda
kalmamıştı. Balkan harbinde uğradığımız yenilgi filan değil, rezâletti
düpedüz. Bu yıl, meş'um hadisenin 100. yılı; Türkiye Günlüğü Dergisi'nin özel dosyasındaki birkaç yazıdan maada dişe dokunur bir faaliyete henüz rastlamadık. Diktatör olsaydım Balkan rezaletini Fetih gibi her sene
resmi anma programına yerleştirir, inkılâp tarihi dersleri yerine bir
sömestrelik ders koydururdum; çünkü mağlubiyetler daha öğreticidir ve
yakın dönem tarihinde ibret almak gereken şeyler varsa istisnâi
galebeler değil, neredeyse kaide haline gelmiş mağlubiyetlerdir.Buna Kıbrıs çıkarmasını da kasden dahil ediyorum!Son elli yıla sığan berbat darbeler silsilesi, ülke savunması
dışında hemen her konuyla ilgilenmeyi kendine vazife sayan, memleket
yönetmeye pek hevesli bir ordu teşkilâtı. Dikkat; yönetici sorumluluğuna talip olmayan bir heves bu. "Tehlikeli boyutlara erişmeye müsait
amatörlük" diye çevrilebilecek bir kavram var Batı dilinde:
"Dilletante". Yönetimin höt-zöt kısmıyla, buyurganlık cihetinden
fevkalade ilgili fakat sosyal maliyet, ekonomi yönetimi gibi yerlerde
etkisiz bir amatörlük becerisi. "Biz gelip düzeltiriz, siviller gelir
berbad ederler" klişesini alkışlayan ne çok bürokrat ve siyasetçi
görmüşüz son yıllarda. Orduyu hantallaştıran biraz da "Sivil" cihetten
gördüğü riyâkârlık değil miydi?Kabuklaşmış askerî vesayet sistemi, orduyu övgü zehirlenmesine
uğrattı. Ordunun bütçeleri her sene, "Orduya selam, bütçeye devam"
alkışları arasında sorgulanmadan kanunlaştı. Canımızdı, ciğerimizdi,
hatta Peygamber ocağıydı; neredeyse mistik, mübârek bir müessese şekline koyarak tabasbuskârâne yağ çektiğimiz ordumuzun, onca taltife rağmen ne derece savaşkan ve caydırıcı olduğu hakkında emin olamamak üzüyor
insanı.Teşkilât ağır, teşkilât hantal, teşkilât demode; bu haliyle
ellili yılların ihtiyaçlarına cevap verebilir belki ama daha fazlası
değil. Elbette, ordu içinde bile bu çağı geçmiş, askerî tâbirle HEK
(Açılımı Hurda, Enkaz, Köhne imiş) yapılanmanın farkında olanlar vardır
diye farzediyorum. Onca plan ve tatbikat arasında ordunun eksiğine,
gediğine, yenilenme ihtiyacına kafa yoranlar da çıkmıştır elbet. Neyin
modernizasyonu ama; silah ve araç gerecin mi, yoksa yeni savunma
ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanmanın mı?Orduyu yönetenlerin, henüz askere alma kıstasları hakkında bile
kesin bir fikri yok. "Milli ordu" esasına göre kurmuşuz, yani her
vatandaş erkek illâ ki asker olacak ama kırk seneden beri, kısa dönem,
bedelli, dövizli, uzun dönem diye olmadık standart dışı uygulamayla
sistemin rûhu ve sâfiyeti kirlendi. Bu alfabenin ilk harfi, askerin
tarifidir; herkes asker olacak diyorsanız, herkesi ama bilâ istisnâ
herkesi, aynı şartlarda asker yapacaksınız; yapamıyorsanız model
değişecek, gönüllü, maaşlı olacak muhtemelen. Belki küçülecek ordu, daha yoğun ve caydırıcı bir güç şekline dönüşecek. Şehirlerden çekilecek,
gündelik hayatın, politikanın uzağında sadece askerî işlerle meşgul
olacak.İkinci harf subay; subayınızı, astsubayınızı, komuta kadronuzu
daha teğmenlikten itibaren kurmaylık, kadro bulma, terfi etme gibi
dikkat bulandırıcı süreçlerin dışında tutmanın bir formülü yok mudur;
kezâ, askerî eğitim sisteminin neticede halkın yarısını "Şüpheli" diye
mimlediğini kim inkâr edebilir?Ordunun son talihsizliği, cebâneti, tabasbusu ve güvenilmezliği
ile şöhret bulmuş bir kısım medyaya yaslanması... O utanç verici
akreditasyon uygulamasını ordudan çok, bu medya grubu yaşattı. İyi
günlerinde utanç verici seviyede dalkavuk, dar zamanlarda, "Niye darbe
yapmıyorsunuz" tarzında kışkırtıcı, cephane patlayınca da Atatürk
siluetinin fotoğrafını basıp "O bile bu işe kızıyor ha" demeye getiren
bir basın, valinin genelkurmay komutanına usulen hediye ettiği kilimin
bir ucuna yapışıp ter ter tepinen cebîn karakterler...Böyle dostları, böyle kılavuzları oldukça, ordunun ayrıca harici düşmana ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.













