On sene önce elinizi verdiniz,
kolda beraber gitti. Gidiş o gidiş. On yıldır da kol kırılır yen içinde kalır
hesabı davrandınız. Doğrusu iyi bir süre. Kol gitti de ama siz koptuğu yere hep
pansuman tedavi uygulayıp durdunuz. Yani sürekli ağrıkesici aldınız. Bir türlü
ameliyata yanaşmadınız. Ancak şimdi kangren belirtileri baş gösteriyor. Artık
mızrak da çuvala sığmıyor. Artık Güneş’in balçıkla sıvanmayacağını anlamanız
lazım beyler! Bence anlamaya anladınız da fakat
yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal ikileminde kalmışsınız. Ya, "Nereden
inceyse oradan kopsun.” diyeceksiniz. Ya da böyle devam edeceksiniz. Yani böyle
devam etmeyi daha ne kadar götürebilirsiniz? Peki, huzur-u İlahi de ne olacak haliniz
düşünmez misiniz? Doğrusu gidişat kötü. Bari arkanızdan sürüklediklerinizin
günahını almaya devam etmeseniz. Hiç olmazsa onlara bir şekilde "Hey beyler
bırakın artık peşimizi!” demelisiniz. Tabii başka yerlere; "Düşün yakamızdan!”
diyemediğiniz için, onu da diyemiyorsunuz. Vallahi korkunun ecele faydası
yok. Önünde-sonunda bir yokuşta tökezleyeceksiniz. Ameliyat masasından daha ne
kadar kaçacaksınız? Doğru olan, kendi kendinize gelip masaya yatmak. Bir gün
iradeniz dışında yatmak durumunda kalırsınız ama ambulans nereye götürür belli
olmaz. Sonra o masadan kalkılamaya da bilir. Cenaze arabasının götüreceği yer ise
bellidir. Hele bir geriye baksanıza, durum
hiç de iç açıcı değil. Coğrafyamız, talan ediliyor… Tarihimiz unutulmuş… Din ve
kültürümüz sürekli taarruza maruz kalıyor… Kimyamız GDO illetine tutulmuş… Geometrimiz
yamulmuş… Matematiğimiz, açık veriyor… Türkçemiz katlolmuş… Fiziğimiz ele
muhtaç... Ticaretimiz ithalatın esiri olmuş… Sanayiimiz, şaşkınları oynuyor…
Tarımımız per-perişan… Ekonomimiz İMF’yle kanka olmuş… Sağlığımız evlere şenlik…
Teknolojimiz nal topluyor... Hukukumuz adaletten köşe-bucak kaçıyor… Milli
güvenliğimiz içeride gün sayıyor… Sosyolojimiz ne hikmetse, niçinse, nedense,
ne sebeptense hep başörtü konusunu işliyor... Artık psikolojimiz bozuldu
beyler, psikolojimiz! … Hadi biz neyse de gelecek neslin
hali ne olacak? Onlar işin farkında bile değiller. Dalından kopmuş yaprak
misali rüzgâr önünde savrulup duracaklar. Derdiniz neydi ki bu milleti bu hale
getirdiniz? Mecbur muydunuz buna beyler? Kaç kere diyeceğiz "Siz, iyi
yönetemiyorsunuz.” diye. He? Daha ne diyelim. Bari bırakıp kaçın. Hani derler
ya; "Erkekliğin onda-dokuzu kaçmaktadır.” diye Geç kaldınız ama hiç olmazsa
bunu yapın. Bir bahane uydurun işte; yorulduk değin, başka işimiz var değin,
koyun güdeceğiz değin. Hoş memlekette güdülecek koyun da kalmadı ki. Memleket yönetmek sizin neyinize.
Dünya kurtlarla, çakallarla dolmuş. Kolay mı onlarla uğraşmak? İlada köprüyü
geçecem diye sürekli ayıya "dayı” denmez ki. Biraz da "höst” demek lazım. O,
ancak bu dilden anlar. Yoksa ayıdır, ayılığını yapar durur. Ne anlar
dayılıktan, kendini bir şey zannediyor… hayvan! Neyse kusura bakmayın, biraz
ileri gittim galiba. Dert işte söyletiyor insanı. Ama bu memleket hepimizin.
Sahip çıkmak zorundayız. Yoksa nice olur halimiz. Hadi burası neyse de Ukba’da
nasıl altından kalkarız bunca yükün? Olan olmuş bir kere artık söz
dinlemeliyiz; baş başa verip, bir çare aramamız lazım. Henüz fırsat var.
Yönümüzü tövbelerin kabul makamına dönmeliyiz. O, neylerse güzel eyler. O
derdimizin dermanı, gönlümüzün ilacıdır. O, merhametlilerin en merhametlisidir.
Zira O, Rahmandır. Yeter ki yalnız O’na kulluk edelim ve yalnız O’ndan yardım
dileyelim.
Genel
08 Eylül 2012 - 19:04
Güncelleme: 08 Eylül 2012 - 19:08
Bu gidişata artık dur demeli
On sene önce elinizi verdiniz, kolda beraber gitti. Gidiş o gidiş. On yıldır da kol kırılır yen içinde kalır hesabı davrandınız.
Genel
08 Eylül 2012 - 19:04
Güncelleme: 08 Eylül 2012 - 19:08












