Yaklasik alti yil once, kendisi konumuz degilse de, Baskan George W. Bush'un disisleri bakani Condoleeza Rice, Kahire Amerikan Universitesi'nde mansetleri kaplayan bir konusma yapti.
Rice, bir yandan Misir'da Husnu Mubarek'in otokrat liderligini overken, ote yandan Birlesik Devletlerin Arap dunyasina yeni yaklasimina su cokca alintilanan kelimelerle isaret etti: "Altmis yil boyunca, benim ulkem, Birlesik Devletler, bu bolgede, burada Ortadogu'da, demokrasi pahasina istikrarin pesindeydi ve sonucta ikisini de elde edemedik. Simdi farkli bir yol izliyoruz. Herkesin demokratik ozlemlerini destekliyoruz."
Washington'un bu yeni yaklasimini aciklamayi soyle surdurdu, "Ortadogu genelinde, ozgur secme haklarina olan korku artik ozgurlugun inkarina gerekce gosterilemez. Demokrasinin zorlu yolundan kacmak icin uydurulmus mazeretleri terk etmenin zamanidir."
O zamanlar Mubarek'i "degisimin kapisinin kilidini actigi" icin -o da ne demekse- overken, dikkatli bir dinleyici bunun ne anlama gelmis olabilecegini merak etmis olmali. Sonradan gorduk ki, ne Bush yillarinda ne de sonrasindaki Baskan Obama'nin sozde daha ilimli baskanliginda Beyaz Saray'da en ufak bir sizlanma bile yaratmadan, Misir'daki muhalefet partilerinin yasadisi ilan edilip onderlerinin hapsedilmesi devam etti.
"Butun halklarin demokratik ozlemlerinin" desteklenmesi ise, 2006 Ocak'inda Hamas'in zafer kazandigi Gazze seciminden sonra Beyaz Saray acisindan karaya oturdu; cunku, uluslararasi gozlemcileriyle bolgedeki en adil secimlerden biri oldugu vurgulanmasina ragmen, Gazze seridi halki nasil oy kullandigina bakilmaksizin derhal cezalandirildi.
Hatirlanmalidir ki, Hamas, Israil ile catismayi siddet icermeyen siyasi rekabete kaydirma yolu olarak siyasi surece katilmaya ikna edilmisti ve secimde kazanan Hamas, hemen ardindan tek tarafli ateskes ilan etmis, diplomasiye ve uzun vadeli cercevede bariscil bir arada yasamaya acik oldugunu belirtmisti.
Belki Hamas'in bu girisimleri surdurulebilir degildi, ama ne hos karsilandi, ne karsilik verildi, ne de arastirildi. Bunun yerine Avrupa ve Birlesik Devletler'den Gazze'ye insani yardim siddetle kisitlandi ve Israil Hamas liderlerini hedef alan suikastleri iceren bir dizi provokasyonu devreye soktu.
Gazze'de El Fetih'in denetledigi yonetim surecini 2007 ortalarinda Hamas'in ele gecirmesinden sonra, Israil kotu unlu yasadisi bir abluka dayatarak, gida, ilac ve benzin akisini ancak yetecek ya da daha az seviyelere indirdi. Bu abluka, saldirgan isgalciligin savas tarihindeki en kiyici bicimlerinden birinin kurbani olan tum Gazze nufusunu dunyanin en buyuk yari acik cezaevinde hapis tutarak gunumuzde de surmekte.
Rice ve Bush'un demokrasi sevgilerinin farkli bir boyutu da 2006'da Israil'in bir sinir meselesi uzerine Lubnan'in yerlesim yerlerine baslattigi gelisiguzel bombalama operasyonuna olan acikca orantisiz tepkileriyle ortaya cikti. Rice, katliamin ortasinda, Birlesmis Milletler'de Lubnan Savasi'nda "yeni bir Ortadogu'nun dogum sancilarini" gozlemlerken, Beyaz Saray'daki patronu ise, savunmasiz sivil bir nufusa karsi yapilan bu tek yanli saldiriyi "bir firsat ani" olarak tarif etti.
Burada mesele, ne zaman ki insanlar emperyal politikalarin yoluna cikarlar, tek bir gozyasi bile dokulmeden, fark bile edilmeden kurban edilen yine bu insanlardir. Eger onlarin hayatlari ve iyilikleri bu duyarsiz jeopolitik tavirla boyle kolayca bir yana atiliyorsa, demek ki Amerika'nin bolgede demokrasiyi sicak karsilamasinin da kuskucu bir gulumsemeden daha fazlasiyla karsilanmasi gerekir. Israil'in 2006'da Lubnan'a karsi baslattigi saldirgan savaslarin ve Gazze'ye 2008 sonu 2009 basindaki uc hafta suren siddetli saldirisinin desteklenmesi, Amerikan dis siyasetinin onceliklerinin acik delilleridir.20. yuzyila donup bakmakAslinda bu oruntunun cok daha derin tarihsel kaynaklari var. Soguk Savas boyunca, Washington Sovyetler Birligi'ne karsi ideolojik mucadelede Birlesik Devletler eksenine girmedikleri ve yabanci yatirimcilarin onune kirmizi halilar sermedikleri olcude durmadan stratejik mazeretler one surerek Ucuncu Dunya ulkelerindeki baski ve yozlasmaya goz yumuyordu. Sovyetler Birligi'nin cokusunden sonra bu jeopolitik tartisma buharlasti, ama ekonomik ve stratejik oncelikler degismeden kaldi.
Amerikan demokrasinin erdemlerini overken gercekten ortaya cikmasindan odunun koptugu bu sozumona adanmisligi, basindan beri sizofrenik gorunuyordu; ozellikle de cogu zaman oldugu gibi ekonomik ve askeri onceliklere iliskin stratejik cikarlar tehlikedeyse. Supheniz varsa, Monroe Doktrininin (1823) korumasi altinda Bati yarim kuresinde yurutulen "silahli tekne diplomasisinin" kayitlarina basvurunuz.
Cezayir'de FIS'in 1992'nin cekismeli seciminde yasamada temsil hakki kazandigi Kuzey Afrika'ya donelim. Ordu kendi iradesini dayatmak uzere mudahale etti; Washington ise hic ses etmedi ve 60 bin Cezayirlinin yasamini yitirdigi catismalarin surdugu "karanlik on yil" boyunca da sessiz kaldi. Su bir gercektir ki, bolgede Amerikan stratejik ve ideolojik hedefleri bir yonu gosteriyorsa, halkin iradesi karsit yonu gosteriyor.
Dolayisiyla Amerikan liderliginin buyuk stratejisini degistirme iradesi olmadan Ortadogu'da demokrasi savunuculugu yapmasi, ya ikiyuzlucedir ya da derin bir kafa karisikligina isaret eder. Amerika'nin bolgeye yaklasiminda su ana kadar her sey surekliligi isaret ediyor; Israil'in asiriliklari karsisindaki hareketsizligi, Irak'ta askeri varligini surdurmesi... Korfezdeki petrol rezervlerinin dost otokratik ellerde tutulmasi da Amerikan dis siyasetinin sorgulanmayan bir hedefidir.
Bunlari goz onunde tutarak Amerika'nin Tunus Devrimi'ne ya da yaygin adiyla Yasemin Devrimi'ne temkinle verdigi olumlu tepkiden ne cikarmaliyiz? Ozellikle, hukumetimizin sozlerine ihtiyatla yaklasmak ve buna aykiri eylemlerini dikkatle izlemek kesinlikle akil kari olacaktir; fakat boyle bir bakis gizli faaliyetlerin esas alinmasi ile engellenebilir ve bu seffaf olmayan duvarlarin ardina siginan gerceklikleri halkin anlamasi ancak bir sonraki Julian Assange cesurca one ciktiginda gercekten mumkun olacaktir.
Suphe yok ki Zeynel Abidin Bin Ali'nin yirmidort yillik zalim diktatorlugu boyunca Birlesik Devletler hukumeti, Rice'in sozlerine, Bush baskanliginin "demokrasi tesvik" tasarilarina ve Obama'nin Islami dunyaya yeni yaklasim sozlerine ragmen, itibarli insan haklari orgutlerinin bildirdiklerini gormezden gelmis ve sikayet edecek hicbir sey bulamamistir.
Kendini Filistin mucadelesine adamis Ingiliz gazeteci aktivist Yvonne Ridley'in, Tunus baskaldirisinda polis tarafindan uygulanan siddete Amerika'nin tepkisi uzerine yazdigi gibi, "Silahsiz kalabaliklara, kadin ve cocuklara gercek mermiler atilirken ne Barack Obama ne de Hillary Clinton'dan, onu kinayan tek bir soz, elestiren tek bi soz, kisitlamaya cagiran tek bir soz gelmedi".
Bunu Iran'daki Yesil Devrim'de benzeri acimasizca taktikler kullanan Iranli yetkililerin siddetle suclanmasi ile karsilastirin. Mesele su ki, Washington'da jeopolitigin borusu otuyor.Ideal bir ABD muttefiki olarak eski TunusGercekten, Tunus, Birlesik Devletler'in cikarlarina hizmet ettigine inandigi seyleri ornekliyordu: yabanci yatirima acik bir neoliberalizm, Amerikan anti-terorizmi ile suphelilere asiri hukumler vererek kurulan isbirligi ve siyasi dusuncenin baskilanmasina donusen kati bir laikciligin harmani.
Bolge genelinde, Tunus'ta gozler onune serilen oykunun bolgesel yankilarindan en cok endiselenmis gorunen Arap rejimlerinin tamami Bin Ali'nin yonetim anlayisina benziyor. Ayni Tunus'ta oldugu gibi, bu ulkelerdeki halklar icin simgesel degeri buyuk olan Filistin'in kendi kaderini tayin mucadelesine mesafeli duruslari dahil olmak uzere Birlesik Devletler'e bagimliligin cesitli bicimleri bu rejimlerde mevcuttur. Bolgedeki hicbir hukumet, asiri baski, hak ihlalleri, siyasi mahkumlarin istismari ve nufusta korku yaratarak ayricalikli yozlasmis seckinleri halkin ofkesinden hesap vermekten korumak uzere tasarlanmis polis siddeti gibi onlemlere dayanmadan, bunlarla sarmalanmadan Bin Ali'nin yolunu izleyemez.
17 Aralik 2010 gunu Tunus'un merkezi sehri Sidi Buzid'de Muhammed Buazizi'nin aci intiharini izleyen ulke capinda kendiliginden halk patlamasi, devrimi atesleyen kivilcim oldu. Bu alev dalgasi ancak siradan Tunuslularin cok yaygin ve derin olarak hissettigi yogun bir haksizligin oldugu bir ortamda gerceklesebilirdi. Bu oyle yaygin ve derindi ki, birkac hafta icinde korkuyu ezilenlerden ezenlere kaydirdi.
Bu kayma 14 Ocak'ta Bin Ali'nin adayliktan vazgecmesi ile ortaya cikti, yillar once baska bir kanli diktator olan Idi Amin'in gidisinde oldugu gibi. Fakat burada ana ders su: nufuslarindan yabancilasmis zalim rejimler, ulkenin en uzak kosesindeki kucuk bir kivilcimla bile baslayabilen siyasal alevlenmelere karsi korumasizdir. Bu manzarayi goren yoneticiler ancak guclerine daha fazla tutunabilir, dolayisiyla giderek hem daha emniyetsiz olurlar, hem de siyasi itfaiyeciligin menzilini imkansiza dogru genisletme egiliminde olurlar: kivilcim engelleme!
Muhammed Buazizi'nin sehadeti bircok genc issiz Tunuslunun cektigi azabin ifadesi oldu. Bu yoksullasmis seyyar satici, urunlerine polisin izinsiz diyerek el koymasinin ardindan sokak ortasinda kendisini atese verdi.
Boylesine ilkeli ve kendiliginden intihar etme Arap kulturunde olagan degildir. Bu kulturde intihar, siyasi bir baglamda yapilmissa genelde mucadelenin bilincli bir aracidir, bir zamanlar Filistinlilerin, simdilerde ise Irak, Pakistan ve Afganistan'daki muhalefetin zaman zaman basvurdugu gibi. Boyle siyasi intihar bicimleri her zaman degilse de cogu zaman sivilleri hedef alir, ahlak ve hukukun temel fikirleri ile bagdasmaz.
Buazizi'nin eylemleri baskalarina karsi saldirgan degil ifade ediciydi, bu da Vietnam ve Kore gibi Asya ulkelerinde daha yaygin olan pratikleri hatirlatiyor. Budist rahiplerin 1963'te Saigon sokaklarinda kendilerini atese vermeleri ulkede cok yaygin olarak Vietnam Savasi'nin bir donum noktasi olarak, hem zalim Vietnam yonetimi, hem de Amerika'nin askeri mudahalesine karsi ofkelenen bir kulturun cigligi olarak yorumlandi. Muhammed Buazizi'nin 4 Ocak'taki cenazesindeki duygusal yogunluk, uzuntu ve ofkeyi yansitan su sozlerle ifade buluyordu: "Elveda Muhammed, intikamini alacagiz. Bugun senin icin agliyoruz. Senin olumune neden olanlari aglatacagiz". Sonucta insan umuyor ki bu intikam duygulari, engellenemez de olsa, ulkedeki istirap ve adaletsizlik dusunuldugunde ne kadar anlasilir da olsa, devrimin imzasina donusmesin.'Ekmek, ozgurluk, onur'Yine daha umutlu bir yonelim, Fransiz Devrimi'nden ilham aldigi soylenen su sloganla yakalanmisti: "ekmek, ozgurluk, onur". Gectigimiz haftalar boyunca sokaklara dokulerek devlet siddetini silahlari olmadan karsilayanlarin fedakarliklarina layik olabilmek icin, herhangi yeni bir yonetim sureci, Tunuslu kitlelerin maddi ihtiyaclarina dikkat etmek, toplumu demokratik tartisma ve rekabete acmak ve insan haklarinin korunmasini yeni cikacak herhangi bir liderligin kosulsuz bagliligi olmasini saglamak zorundadir.
Devrimlerin cok azi kurulu duzene karsi mucadele donemlerine ilham veren idealist taahhutleri yerine getirmeyi basarir. Cogu zaman, halkin yasam sartlarini gelistirmek yerine, gecmisin kotu adamlarini, bugunun de hayali ve gercek dusmanlarini cezalandirma hevesine cabucak yenik duser.
Bu kolay bir durum degildir. Tunus'ta oldugu gibi bir devrim, muhtemelen sonuclari tersine cevirmeye niyetlenen girisimlerce kusatilmistir. Guclu ve yerlesik dusmanlar mevcuttur ve yeni guc kazananlar arasindaki cekismeler hem hayali dusmanlar uretecek, hem de onderligi ulkeyi yurutme iddialarini somutlastirmaya donuk kanli operasyonlar baslatmaya tesvik ederek bu devrimin insani iddialarini gozden dusurebilecektir. Cogu zaman trajik bir acmaz olur: ya anayasaciliga ilkeli bir baglilik gosterir ve iktidardan cikarilirsiniz ya da dusman varsayilan unsurlardan bir arindirmaya giriserek itibar kaybettiren yeni bir baskilama dongusu baslatirsiniz.
Tunus devrimci kazanimlarini zulme donus yapmadan koruyacak bir yol bulabilecek mi? Bircok sey bu sorunun cevabina bagli. Bu ise sadece su an denetimi alacak Tunuslularin bilgelik ve olgunluguna degil, eski duzenin yeniden guc kazanmak icin yapacaklarina ve distan ne olcude yureklendirme ve destek bulacagina da bagli olacak. Robert Fisk'in anlamli olarak gozlemledigi gibi, "Beklenen sey, Tunus'un olmamasiydi".
Suphesiz Tunus bu gecis doneminde bircok zorlukla yuz yuze. Simdilik, uzun yillarca halk uzerinde teror estiren polis ve guvenlik gucleri de dahil olmak uzere, Bin Ali'nin devlette bulunan hicbir burokratik gucu yerinden edilmedi. 40 bin polis oldugu dusunuluyordu (ki bunlarin ucte ikisi sivil giyinerek insanlari izleyip gozdagi vermek gibi isler karistiriyorlardi).
Her yeri saran gozetleme nedeniyle insanlarin arkadaslariyla kafeterya veya lokantalarda, hatta evlerinde bile konusmaya korktuklari soyleniyordu. Oyle ki, su ana kadar hicbir dusunce mahkumu serbest birakilmamisti. Tunus hapishaneleri Bin Ali rejiminin gaddarliginin gundelik olarak uygulandigi yerlerdi. Bin Ali'nin cok eski muttefiklerinin, ana yardimcisi Muhammed Ganucci dahil olmak uzere, basini cektigi gecici hukumet, her ne kadar bu gunlerde duzen saglaninca kenara cekilme sozu veriyorsa da, Tunus halkina gore Bati cizgisine daha yakin biliniyor. Fakat boyle bir niyet gerceklestirilse dahi yeterli mi?
Devrimi mumkun kilanin, ulkenin bircok yerinde sokaklara inen genc Tunuslularin cesareti oldugunu biliyoruz. Onlar ates altinda kaldilar ve korkunc devlet gaddarligina ragmen vazgecmediler, yasam kosullarinin cok kotu oldugunu, kaybedecekleri cok az seye karsilik kazanacaklari bir gelecek oldugunu hissettiklerini gorduk.
Devrim alevlerinin Tunus sinirlari genelinde ve otesinde Internet'in etkilesimli olanaklari sayesinde hizla yayildigini biliyoruz. Arap dunyasinda bircok kisi Facebook'taki kisisel resimlerinin yerine Tunus sokaklarindaki devrimci hengamenin hayranlik veren goruntulerini koydu ya da dayanisma gostergesi olarak Tunus bayraginin resimlerini paylasti.
Bazi Arap ulkelerinde rejim karsitlarinin intiharlari bile yasandi. Bilmedigimiz sey su: acaba devrimci ideallere sadik kalacak bir onderlik ortaya cikabilecek mi, eger cikarsa ona izin verilecek mi? Ic ve dis kaynakli karsi-devrimci taktiklerin ne kadar kararli ve etkili olacagini da bilemeyecegiz. En azindan biliyoruz ki, seckinler zenginlik, statu ve etki alanini belirleyen sinif ayricaliklarindan gonullu olarak nadiren feragat ederler ve Tunuslu seckinlerin bolge icinde ve otesindeki bazi muttefikleri sessizce Yasemin Devrimi'ne karsidirlar ve ancak yurttaslarini devlet teroru altinda tutarak iktidarda kalabilen diger bolge rejimleri uzerindeki olasi sonuclara karsi son derece endiselidirler.
Ayrica biliyoruz ki, onumuzdeki aylarda secim sonuclari araciligiyla bile olsa eger Islami etki aciga cikarsa Washington ve Tel Aviv'deki politika yapicilar ozellikle kaygilanirlar. Fisk bize Bin Ali'nin gecmiste ovulmesinin "butun o Islamcilara karsi kontrolu elinde bulundurdugu" icin oldugunu hatirlatiyor, yani sifresini cozersek, halki terorize ederek kanli bir sekilde bastirdigi icin. Eger ki Islami yonelimli siyasi partiler, gelecekte soz verilen secimlerde yeni bir demokratik onderligi kazanir ve Tunus yurttaslarindan aldiklari destegi ispatlarlarsa, karsi-devrimci karsilik iyice siddetli olabilir.
Su anda Islami siyasi guclerin Tunus'ta buyuk destek bulduguna inanmak icin sebepler var ve Islami kimlikli en onemli partinin ana sozcusu Ali Larayedh (14 yil mahkum edilip iskence gormus ve son alti yil Bin Ali'nin gizli polisince taciz edilmis), Islam'i Tunus'un gelecegine baglarken Iran Devrimi'ni derinden kirleten zalim teokratik olusumlardan ziyade Turkiye'nin son yillarindaki olusuma benzeyen ilimli bir cizgi izliyor.
Tunus Devrimi'nin gelecegi belirsizlikle dolu. Su anda ulke halkinin bir zaferi olmaya devam ediyor ve bizimle "ekmek, ozgurluk ve onur" mucadelesine yakinlik duyan herkes bu amaclara sayginlik verip zaferimizi korumak icin elinden gelen her seyi yapmalidir. Norvec'te yasayan Filistinli gazeteci Salim Nazzal durumu guzel ifade etmis: "Gelecekte islerin nasil gidecegini bilmek zor da olsa, Tunus Devrimi'nden sonra Arap bolgesinin kesinlikle ayni olmadigi konusunda Arap gozlemciler hemfikirler". Timeturk
Ortadoğu
02 Şubat 2011 - 10:25
Bin Ali, ornek bir ABD isbirlikcisiydi
Akademisyenler Tunus'un Arap dunyasinda ornek bir baskaldiri olup olmadigini tartissa da cogu, Bin Ali Tunus'unun neredeyse mukemmel bir ABD muttefiki oldugunda hemfikir.
Ortadoğu
02 Şubat 2011 - 10:25
İlginizi Çekebilir















