Suriye’deki ayaklanmanın ve ardından başlayan
sürecin, bölgesel düzeyde devam eden çatışma alanlarına sıkça vurguda
bulunuyoruz. Şam’daki rejimin varlığı, artık Ankara-Tahran hattında geri dönülmesi zor bir güç oyununa dönüştü.Peki bu kadar mı? Türkiye’nin Suriye konusunda görüş ayrılığı
yaşadığı ülkeler, bölgede İran ve küresel ölçekte Rusya-Çin bloğundan mı ibaret? Elbette değil. Aksine daha başından itibaren Ankara’nın
tezlerinden hoşnut olmayan bazı ülkeler var ki, yakın bir zamana kadar
su yüzüne çıkmayan bu rekabet yavaş yavaş boy gösteriyor.Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı François Hollande, ‘Böyle bir
gelişmeden haberim yok. Kesinlikle bilgim dahilinde değil. Ben böyle bir talimat vermediğim gibi, kitap değişiklikleri Fransa’da komisyonlar
tarafından hazırlanır’ diyerek bizleri saf yerine koysa da gerçek şu:
Paris, Suriye’den başlayıp çok daha geniş alanlara kadar uzanan bir
alanda Ankara’yla ciddi bir rekabet içinde ve son hamlesi, yani ders
kitaplarına ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarını alması, bu sürecin bir
parçası.Günlerdir, ülkemiz sınırları dahilinde Baas medyası olarak faaliyet
gösterenlerin, Hollande’ın demecini ‘Ben talimat vermedim’ diye manşete
taşıması da bu sürecin bir diğer parçası. Her nedense Hatay ve
çevresinden ‘kahvehane ağzı’yla bilgi aktarmaktan çekinmezken, sözgelimi hatırı sayılır bir istihbarat ağının ve yerel uzantılarının, bu bölgede Beşar Esad adına cirit atması bu arkadaşların hiç ilgisini çekmiyor.Kuşkunuz olmasın çekmeyecektir de. Kendileri yetmiyormuş gibi bir de
taklitleri üzerinden ‘Kim bu danışman’ diye foto-hedef haberleri icat
edip tetikçiliğe soyunan ve gözünü karartıp ‘vezir düşürme’ operasyonuna kilitlenen bu mantığın, Kıta Avrupası’ndaki hamilerinin sokaktaki
kediler bile farkında.Yüzyıl önce bu coğrafyanın kodları yazılırken, Kraliyet adına
soytarılık icra edenler, bugün kendilerine buldukları yeni kapının
kılıcını sallamaktan çekinmiyor.***Nafile ve beyhude çırpınışlar. Türkiye’nin Suriye politikası elbette
pek çok yönden eleştirilebilir. Ancak durduğu yer doğru, hedefi tutarlı
ve dahası kendi kamuoyundaki bunca tuhaf çarpıtmaya rağmen de hamle
üstünlüğüne sahip.Safları değiştiren, ittifakları akıl almaz hale getiren bir değişimin içinde yol almaya çalışıyor Türkiye. Tekrar evine kapanıp dünyayla
ilgisini kesmesini yahut birileri adına bu işlerin tetikçiliğini
yapmasını isteyenler, bir kez daha düşünmeli. Böyle bir seçenek yok.
Evine kapandığı dönemlerin kronik sorunlarını, halının altına süpürülmüş pisliklerini temizlemeye çalışan bir dinamizmin önünü kesmek yerine,
ona katkı sağlamak daha akıllıca olmaz mı.Suriye’deki bataklığın mimarı Türkiye değil. Aksine Şam’a en samimi
ve akil önerileri getiren aktör oldu. Hal böyleyken, neredeyse İslam
coğrafyasının hemen her yerinde derinleşen sorunların faturasını
Ankara’ya kesme çabasını nereye koyacağız. Hanedanların, rejimleri
kendilerine tapulamış çetelerin, Sovyet artığı Baasçıların mimarı biz
miyiz? Her birinin küresel ölçekte devam eden kirli ve karanlık
ittifaklarını biz mi sağladık?Türkiye, en azından kendi içindeki Soğuk Savaş uzantılarıyla, Baas
özentisi yapılarla mücadele etme konusunda kararlı. En azından kendi
değerleriyle barışabilme, onlarla yeniden bütünleşme adına çabalıyor.
Hem buna direnip, hem de geçmişin iktidar ve çıkar denklemini yeniden
kurma çabası gerçekten, ama gerçekten boşuna.Öylesine sırıtıyor ki. ‘Ben Türkiye’yi okuyamıyorum, ama Türkiye beni okuyor’ gibi kıvrak sözler bile kifayet etmiyor gizlemeye.
Genel
31 Ağustos 2012 - 00:21
Ankara-Paris rekabeti
Suriye'deki ayaklanmanın ve ardından başlayan sürecin, bölgesel düzeyde devam eden çatışma alanlarına sıkça vurguda bulunuyoruz. Şam'daki rejimin varlığı, artık Ankara-Tahran hattında geri dönülmesi zor bir güç oyununa dönüştü.
Genel
31 Ağustos 2012 - 00:21













