Davutoğlu, AGİT Gözlemcisi Mehmet Kılıç'ın serbest
bırakıldığını hatırlatarak, "Sabah yaptığımız çalışmalar neticesinde de
şimdi bulunduğu yerden inşallah önce Viyana'ya geçecek, özel bir
uçakla Viyana'da, uçakta doktorumuz da olacak. İnşallah bu gece yarısı
sahur vaktinde ramazanın ilk gecesi, inşallah ailesiyle buluşma imkanı
olacak, olağanüstü bir gecikme ya da erken olma durumu olmazsa" dedi. Davutoğlu, "Bölgesel Örgütlerin Arabuluculukta Artan Rolü" temalı III.
İstanbul Arabuluculuk Konferansı'nda gazetecilere yaptığı
açıklamada, Ertuğrul Apakan'ın Ukrayna AGİT Gözlem Misyonu Başkanı
olduğunu ve bütün tarafların mutabakatıyla görevi yürüttüğünü dile
getirerek, "Bu da tabii gerek kendisine şahsen duyulan güvenin gerekse
Türkiye'nin bütün bu kriz noktalarında üstlendiği misyona duyulan
güvenin bir yansıması" ifadelerini kullandı. AGİT Büyükelçisi
Tacan İldem'in de bu dönemde Ukrayna'da kriz bağlamında ciddi katkılar
sağladığına değinen Davutoğlu, Apakan başkanlığında görev yürütülürken,
birçok ülkenin gözlemci gönderdiğini, Türkiye'den de Mehmet Kılıç'ın
gözlemci olarak bulunduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti: "32
gün önce üzücü bir haber almıştık. Birçok gözlemciyle birlikte o da
kaçırılmıştı. Çok yakın bir takip yürüttük, diğer ülkeler ki bugün
itibariyle gözlemcileri serbest bırakılan Danimarka, Estonya, İsviçre
dışişleri bakanlarıyla sürekli temas halindeydik. Sayın Apakan alanda
çok ciddi bir çaba sarf etti. Bizler gerek Rusya gerekse Ukrayna
nezdinde konuyu sürekli takip ettik ve bütün taraflardan katkı bekledik. Alanda ciddi bir çalışma yürütüldü. Dün gece saat 02.00'de çok güzel
bir haber aldık. Zaten bugünlerde bütün gece ve gündüz kulaklarımız bir
taraftan Ukrayna'da, bir taraftan Irak'ta veya herhangi bir kriz noktası varsa orada. Gece 02.00'de İsviçre Dışişleri Bakanı ve diğer dışışleri
bakanlarıyla temaslar kurduk. Sayın Apakan'dan güzel bir mesaj aldık. Biz, güzel haber aldıktan sonra bizzat o kaçırılan vatandaşımızın
sesini duymadan herhangi bir duyuruda bulunmuyoruz. Sabaha karşı
kendisiyle konuştum, Sayın Mehmet Kılıç'la, sonra da eşi Zehra Hanım'la. Kendisi son derece metin bir şekilde bu gelişmeleri takip etti,
Türkiye'ye, uluslararası girişimlere güvenini hep gösterdi. Sabahleyin
Sayın Zehra Kılıç'la da görüştük. Küçük de bir bebekleri var. Aile
birlikteliği bakımından güzel bir gelişmeyi iletmiş olduk. Sabah
yaptığımız çalışmalar neticesinde de şimdi bulunduğu yerden inşallah
önce Viyana'ya geçecek, özel bir uçakla inşallah Viyana'da, uçakta
doktorumuz da olacak. Sayın Başbakanımızı da sabahın erken saatlerinde
bilgilendirdik. İnşallah bu gece yarısı sahur vaktinde ramazanın ilk
gecesi, inşallah ailesiyle buluşma imkanı olacak, olağanüstü bir gecikme ya da erken olma durumu olmazsa. Ben bir kez daha kendisine 'geçmiş
olsun' diyorum." "Güzel bir netice hasıl oldu" Davutoğlu, büyük ülkelerin yaptıkları çalışmalar esnasında birçok
risklerle de karşılaşan ülkeler olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Eğer Ukrayna'da Sayın Apakan liderliğinde çok aktif bir konumumuz
olmasaydı, gözlemcimiz olmamış olsaydı böyle bir riskle de
karşılaşmazdık. Ama aktif bir politika yürütüyorsanız, dünya barışına
katkıda bulunuyorsanız, dost ve komşu ülkelerin gelecekleriyle
ilgileniyorsanız, oralarda başkonsolosluklar bulunduruyorsanız, iş
adamlarınız oradaysa bunun sonucunda bazı riskler de ortaya çıkar. Bu
büyük ülkeler için geçerli bir kuraldır. 'Bunlar olmayacak' dediğinizde, vatandaşlarınızın neredeyse yurt dışına çıkışına yasak koymanız
gerekir. Tabii bize duyulan güven neticesi gözlemcimiz Ukrayna'daydı ve
bir sıkıntıyla karşı karşıya kalındı. Daha önceki birçok güzel örnekte
olduğu gibi hamdolsun etkin çalışmalarımızla, girişimlerimizle, birçok
kanalı devreye soktuk ve güzel bir netice hasıl oldu."
Davutoğlu, geçmişte de gerek Lübnan'daki pilotların tahliye edilmesi,
Libya'dan tahliyeler, Afganistan'da karşılaşılan birçok olayda
devletin imkanlarıyla vatandaşların nasıl en zor şartlardan
kurtarıldığının herkesin hafızasında olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin bölgesinde birçok ülkede ciddi siyasi, güvenlik sıkıntıları
yaşandığını anımsatan Davutoğlu, "Ne bu ülkeleri yalnız bırakacağız ne
de oradaki vatandaşlarımızı sahipsiz bırakacağız. Elimizden geldiğince
bütün imkanlarımızla çalışma yürüteceğiz. İnşallah böyle güzel bir
haberi de Irak'ta alıkonulan diplomatlarımız, şoförlerimiz için almayı
ümit ediyoruz. Gece gündüz çalışıyoruz, bütün imkanlarımızı
değerlendiriyoruz ama tabii belli zorluklar olduğu da herkesin
dikkatinde olmalıdır. Bunlar kolay mücadeleler, kolay çabalar değil.
İnşallah en kısa zamanda da güzel bir haberi Irak'tan almayı ümit
ediyoruz" diye konuştu. Davutoğlu, Mehmet Kılıç'a ve ailesine
"geçmiş olsun" dileğinde bulunarak, "Allah bir daha onları ayırmasın.
İnşallah şu anda ayrı bulunan aileleri de en kısa zamanda buluştursun.
Bizim gece gündüz çabamız, dileğimiz, duamız budur" dedi. "Arabuluculuk faaliyeti" Davutoğlu, "Bölgesel Örgütlerin Arabuluculukta Artan Rolü" temalı III.
İstanbul Arabuluculuk Konferansı'nın basına açık üst düzeyli oturumunda
yaptığı konuşmada da 4 AGİT gözlemcisinin kurtarılmasıyla ilgili haber
almanın kendisi için çok olumlu bir gelişme olduğunu ifade ederek, "Bu
tip başarıları, Beyaz Saray veya Kremlin'le konuşarak gerçekleştirmek
mümkün değil. Orada, yerindeki insanlarla konuşmak gerekiyor.
Dolayısıyla gerçekten işlerin doğası değişiyor. Bu, bir operasyon değil
aslında ara buluculuk faaliyeti" diye konuştu. Irak'taki kriz Irak'taki krizden dolayı çok üzgün olduğunu ve hayal kırıklığına uğradığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti: "2006'da kimse bizden talep etmemesine rağmen İstanbul'da tüm Sünni
direnç gruplarını bir araya getirmek amacıyla bir inisiyatif üstlendik. 4 ay boyunca ben kişisel olarak, başdanışman olarak müdahildim ve
Sünnilerin tüm liderleri, siyasi arenadan dışlanmış olan bütün
paydaşlar, o dönemde dışlanmış olanlar 4 ay boyunca bu toplantılara
dahil edildi ve tüm Sünni menşeli direnç gruplarının temsilcilerini bir
araya getirdik. Seçim sürecine dahil oldular bu inisiyatif sayesinde.
Sünnilerin aşırı radikal grupları, bu süreçten çekildi. Şiiler,
Sünniler, İranlılar ve Amerikalılar çok mutluydu. Bizler gerçekten
geleceğe dönük olarak çok umutluyduk. 2009'da yeniden aynısını yaptık.
Geçen 4 yıl içinde bütün Sünni liderler, ılımlı Sünni
siyasetçiler sistemden izole edildi ve politik hayatın dışında
bırakıldı. Sünnilerin topluluk kimliği, ulusal kimliğinden daha önemli
hale geldi. Kriz yönetimi, Bağdat'taki liderlerin elinden çıkmıştı
artık. Eğer Sünni liderlerin, Sünni kitleler nezdinde bir güvenilirliği
olsaydı ve siyasi hayatın dışında bırakılmasalardı, kriz Bağdat'ta kendi aralarında akılcı bir müzakereyle sonuçlanabilirdi. Bir diğer taraftan
Şii topluluğu artık devletin sahibi gibi hissetti, kendilerine öz güveni geldi. Kürtler tabii öz güvenliydi ve Sünniler yalnız bırakıldıklarını
düşündü. Sonra toplumun en alt seviyesinde yeni bir ivme ortaya çıktı
maalesef ve o ivme de şu anda yaşadığımız krizin sebebidir."
Davutoğlu, kriz öncesi inisiyatifin ulusal seviyede ve uluslararası
aktörler tarafından desteklenmediğini belirterek, "Şu anda büyük bir
kriz kapımızda ve biz komşular olarak bundan etkileniyoruz" dedi. Suriye Dışışleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye'deki duruma değinirken,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011'de Halep'te Suriye Devlet Başkanı
Beşşar Esed ile yaptığı toplantıda "Bir fırtınanın geldiğine" ilişkin
uyarıda bulunduğunu ve "Artık siyasi sistemi eskisi gibi devam
ettirmenin mümkün olmadığını, seçimlere gidilmesi gerektiğini"
söylediğini hatırlattı. Kriz esnasında devlet içi, toplum içi
ara buluculuk faaliyetlerinin işe yaramadığını görünce, bölgesel
inisiyatiflerle çalışmaya başladıklarını ve daha sonra "Suriye'nin
Dostları"nı oluşturduklarını anlatan Davutoğlu, "Bütün bu süreçlerde
Suriye rejimini destekleyen ülkeler sessiz kaldı. Çünkü Esed'in
kolaylıkla bu süreci kontrol edebileceğine ve halkını bastırabileceğine
inanıyorlardı" dedi. Davutoğlu, Suriye'deki gerilimin artışını
BM Güvenlik Konseyi'nin sona erdirebileceğini ancak şu ana kadar BM
Güvenlik Konseyi nezdinde tek bir karar alınmadığını söyledi. Davutoğlu, "7. fasıla atıfta bulunan, güç kullanımından bahseden bir karar asla
çıkmadı. Bu çıksaydı eğer sahadaki durum kontrol edilebilirdi. İnsani
yardımlar konusunda da herhangi bir destek görmedik" diye konuştu. Artık Irak ve Suriye'nin tek bir cenah haline dönüştüğünü belirten
Davutoğlu, "BM Güvenlik Konseyi'nin doğru zamanda doğru insani, evrensel değerlere atıfta bulunarak hayata geçiremediği inisiyatiflerden dolayı
bu noktaya gelmiş bulunuyoruz. Irak ve Suriye girift bir biçimde
birbirine bağlanmış durumda" dedi. Ukrayna Davutoğlu, Türkiye'nin hem Ukrayna'ya hem Rusya'ya komşu ve Kırım'a
doğrudan erişimi olan tek ülke olduğuna değinirken, şöyle devam etti: "Bu kriz en ön aşamalarında, Kiev'de AGİT zirvesi düzenlendiğinde, ki
hepimiz oradaydık, Ukrayna'daki parlamento içinde bile bir anlayış, bir
mutabakat olsaydı böyle bir kriz olmazdı. Fakat tüm paydaşlar çok acar
davranışlar içine girdiler ve Ukraynalı partilerin bir seçim yapmaya
zorlandığını gördük. Ukrayna halkı AB ya da Rusya arasında bir seçime
zorlandı. Böyle bir kutuplaşmışlıkla böyle bir sorunu çözemezsiniz.
Artık Soğuk Savaş döneminde değilsiniz." Ukrayna'nın toprak
bütünlüğünün muhafaza edilmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, "Ama
bir diğer taraftan da Rusça konuşan azınlıkların hakları da göz ardı
edilmemeli. Onların hakları pahasına toprak bütünlüğü korunamaz" dedi. Davutoğlu, Ukrayna'da, Suriye'de ve Irak'ta benzer oluşumlarla
karşılaşıldığını belirterek, "İşte burada etkin ve etkileşimli ara
buluculuk, sorunları çözebilecek tek araçtır. Cenevre 2 toplantıları
Suriye için kaçmış bir fırsattır" ifadelerini kullandı.
AA
AA

















