Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi'nde değişiklik yapılıp yapılmayacağına ilişkin, "Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde değiliz. Çünkü, henüz değerlendirmedik" dedi. Arınç, Bakanlar Kurulu sonrasında düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Cemil Bayık'ın ABD'nin çözüm sürecinde gözlemci ülke
olması yönünde bir açıklaması var. Bununla ilgili değerlendirmeniz ne
olur" sorusu üzerine Arınç, "Size Cemil Bayık kimdir' diye sorsam biraz
gülünç kaçacak. Bununla ilgili habere baktığım zaman, 'terör örgütü
yöneticisi Cemil Bayık', böyle bir söz söyledi. Terör örgütü yöneticisi
dediğimiz bir adamın ne söylediğini ve buna karşılık olarak başbakan
yardımcısı sıfatıyla birisinin cevap vermesini istiyorsunuz. Bu mümkün
değil" yanıtını verdi. Arınç, "Terör örgütü yöneticisi olarak
bilinen bir insan ne söylerse söylesin, benim muhatabım değil, ben bu
konuda bir şey söylemek durumunda kalırsam bu da Türkiye Cumhuriyeti'ne
yazık olur" diye konuştu. Bir başka gazetecinin, "Geçtiğimiz
hafta Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yapılan bildiride,
paralel yapılanmalar ifadesi ilk kez kullanıldı. Kırmızı Kitap için
hükümete tavsiye kararı verildiği de belirtiliyor bir yandan. Bugün
gündeme geldi mi bu konu? Ayrıca Kırmızı Kitap ile ilgili ne gibi
adımlar atılacak" sorusu üzerine de Arınç, Milli Güvenlik Kurulu
toplantısının, gündemdeki konuların çok olmasından dolayı uzun sürdüğünü söyledi. Arınç, Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı'nda da
gündemin oldukça yoğun olduğunu ifade ederek "Bahsettiğiniz konu
üzerinde bu gündeme göre de konuşma süresi belki beklentilerin de çok
altında kaldı" dedi. Kendisinin 6 yıldır Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına girdiğini belirten Arınç, şunları kaydetti: "Daha önce de ifade etmiştim, kurul gündemini Sayın Cumhurbaşkanımız
belirliyor. Tabii MGK Genel Sekreterliği, Sayın Başbakanla da üye olan
bakanlarla da temas etmek suretiyle bu gündemin oluşmasına imkan
hazırlıyor ama son karar Sayın Cumhurbaşkanımızındır. Sayın
Cumhurbaşkanımızın da bu konunun görüşülmesini arzu ettiğini ve gündemde böyle bir yer olduğunu söylemeliyim." Arınç, Milli Güvenlik
Kurulu toplantılarında, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
Kanunu'na bakıldığında, "tüm konuşmaların, kayıtların hiçbir şekilde
açıklanamayacağı hükmünün bulunduğunu" belirtti. "Yani, oradaki
konuşmalar orada kalır. Oradaki dosyalar ve evraklar orada kalır. Tüm
bunlar, bir gizlilik esası içinde cereyan eder" diyen Arınç, şöyle devam etti: "Hatırlarsınız, bir gazeteci '2004 yılında şöyle bir
karar alınmıştır' diyerek bir kararı açıkladığı zaman, onun hakkında
dava açıldığını biliyorum. Sonuçlanmamış olabilir ama kanun böyle
yazıyor. Sadece Milli Güvenlik kararları, yani Genel Sekreterlikte
muhafaza edilen kararlar, talep üzerine Milli Güvenlik Kurulu karar
verdiği takdirde açıklanabiliyor. Bunun birkaç örneği de geçmişte
görülmüştür. Burada, Hükümetimizi ilgilendiren konu, 'Milli Güvenlik
Kurulu devletin milli güvenlik siyasetinin tayin, tespit ve
uygulanmasıyla ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusunda görüşlerini Bakanlar Kurulu'na bildirir' diyor. 'Kurulun devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve
bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin sağlanması, korunması, bu
hususlarda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar da
Bakanlar Kurulu'nda değerlendirilir' diyor." Geçmişte Milli
Güvenlik Kurulu'nun yapısının da farklı olduğunu, Anayasa'daki hükmün de farklı olduğunu ifade eden Arınç, "En son demokratikleşme paketlerinde
ve 12 Eylül 2010 referandumunda kurul üyelerinin profili de değişti. Bu
alınan kararların da ne şekilde hükümet tarafından ele alınacağı da bir
hükme bağlandı" diye konuştu. Arınç, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla, burada 'paralel yapı' şeklinde bir ifadenin
yanlış olmadığını da söylemeliyim. Çünkü, yayınlanan bildiriyi
biliyorum, siz de biliyorsunuz. Burada birkaç konuya dikkat etmek lazım. Bir: Legal görünümlü illegal yapılanma. Yani, bu hukuk tabiridir. Bunu
herkes açıklamak veya anlayabilme kapasitesine sahiptir. Bir kuruluş
vardır ki yasaldır ancak yaptığı işler, bu görüntünün aksine devletin,
hükümetin ya da kurulu düzenin aleyhinedir. Ayrıca doğrudan
doğruya illegal yapılanmalar vardır. Onlar, yasa dışı örgütler olabilir. Onlarla bir mücadele... Bütün bunların içerisinde de eğer devletin
içeresinde farklı bir yapılanmayla, ikinci bir devlet görüntüsü verecek
bir örgüt varsa bu da elbette aynı şekilde tehlikeli ve buna karşı
tedbirler alınması gerekli görülmüş demektir." "Buradaki
ibareden sadece birkaç yılda Türkiye'de tartışması yapılan konularda
hedef olan insanları veya topluluğu kastetmediğimiz, bir bütün olarak
devletin içerisindeki bu paralel yapılanmalardan; kimisi takibat konusu
olmuş, kimisi belki henüz o noktaya gelmemiş varlıkları da
anlayabiliriz" diyen Arınç, devletin ve bayrağın bir tane olduğunu,
bunların herkesin ortak değerleri olduğunu bildirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Maliye varsa ikinci bir maliye, yargı varsa ikinci bir yargı, asker
varsa ikinci bir ordu, emniyetimiz varsa ikinci bir emniyet yapılanması
ve bunların devletin bürokrasisinden emir ve talimat almadan, kendi
yapılanmaları içerisinde hiyerarşik bir düzene geçtikleri
anlaşılırsa bunlar yasalarımız içerisinde suç sayılmıştır. Dolayısıyla
mesela cemaatler konusunun kesinlikle ele alınmadığını söylemeliyim.
Cemaatler, sosyolojik varlıklardır ve o cemaatler memleketimizde inançlı insanların, dindar insanların düşünceleri farklı bile olsa devletle
kavga etmeyen, yasalarla kavga etmeyen insanların oluşturduğu birtakım
sosyolojik varlıklardır. Böyle tanımlandığı ve bilindiği halde, sonradan değişmiş, farklılaşmış bir yapı içerisine bürünmüş ve yasalara aykırı eylem yapma noktasına gelmişse o zaman bunlara karşı tedbir
almak devletin bekası bakımından fevkalade önemlidir. Şüphesiz, bu
konuda hükümetimiz üzerine düşeni yapacaktır." Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde değiliz "Sadece Sayın Cumhurbaşkanımızın zannediyorum bir yerde yaptığı
konuşmada, sizler Kırmızı Kitap diyorsunuz, literatürde böyle bir şey
yok" diyen Arınç, geçmişten bu yana bu kelimenin kullanıldığını söyledi. Arınç, "Bunun kanuni tabiri eğer Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ise en
son 2010 yılında değiştirilmiştir" bilgisini verdi. Kendisinin o tarihte de Milli Güvenlik Kurulu'nda olduğunu anımsatan Arınç, "Milli Güvenlik
Kurulu'nun görüşü alınarak ama Başbakanlık tarafından bakanlıklarla
organize bir şekilde metin hazırlanmaktadır" dedi. Arınç, "2015
yılı içerisinde de değiştirilmesinin mümkün olduğunu" ifade
ederek sadece 5 yılda bir değiştirilebilir şeklinde bir kural olmadığını kaydetti. Arınç, "Bu yıl içerisinde de hükümetimiz takdir
ederse henüz bu konuyu gündeme alıp görüşmemiştir. Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi'nde bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç olduğunu Milli
Güvenlik Kurulu'na götürebilir, Şu anda böyle bir ihtiyaç içinde
değiliz. Çünkü, henüz değerlendirmedik" açıklamasında bulundu. Sabır gösteriyoruz Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Biz Milli Birlik
ve Kardeşlik Projemizin devam etmesi için sabır gösteriyoruz, bir. İtina gösteriyoruz, iki. Yapılabilecek işlerin azamisini yapmaya çalışıyoruz, üç. Ama şov yapmak veya hakaret etmek, tehdit etmek bizim işimiz değil. İllegal yapılanmalara destek, güç vermek bizim işimiz değil" dedi. Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin kuzey Irak merkezli bir haber ajansında "ikinci
peşmerge grubunun Türkiye üzerinden Kobani'ye geçtiğine" yönelik
haberlerin yer aldığı, haberde "Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun
Sinirlioğlu'nun da kuzey Irak'ta bulunduğu bilgisinin" paylaşıldığını
belirterek, bununla ilgili gelişmenin olup olmadığını sorması üzerine
Arınç, "İkinci bir kafilenin gideceği veya ikinci bir askeri gücün,
grubun gideceği, bu kesinlikle doğru değildir. Bu konuda bir talep de
olmamıştır, bir hazırlık da olmamıştır. Türkiye tarafına bildirilen
herhangi bir bildirim de olmamıştır. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarımız
eğer o bölgedeyse tahmin ediyorum ki bazı gelişmeler için gitmiş
olabilir. Böyle bir konuyu görüştüğünü veya bu konuda Türkiye'ye
herhangi bir istemde bulunulduğunu bilmiyorum" karşılığını verdi. Ayarları yok Aynı gazetecinin HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in
''Barışın anahtarı Kobani'dedir'' açıklamasına yönelik
değerlendirilmesini sorması üzerine Arınç, HDP'li bazı
milletvekillerinin basın toplantısı düzenlediğini ve özellikle Önder'in, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve kendilerini çok açıkça eleştirdiğini
söyledi. Bundan üzüntü duyduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti: "Çünkü ben, HDP içerisindeki bazı milletvekillerinin samimi olarak
çözüm sürecini istediklerini biliyorum. Büyük bir kısmının ise böyle bir görüntüde olmadığını hatta ne olup bittiğinden bile haberdar
olmadığını, farklı etkiler altında kalabildiğini de biliyorum,
kendileriyle görüştüğümüz için. Ama netice itibarıyla HDP siyasi bir
partidir, onun milletvekilleri vardır ve bu konunun içerisinde İmralı
ile Öcalan ile görüşmeler yapan bazı milletvekillerinin olduğu da bütün
kamuoyunun malumudur. Adalet Bakanlığımızın izniyle bazen isimler
değişmek suretiyle, bazen iki kişi mi, üç kişi mi gidecek noktası,
farklılık gösterebilmektedir. Üzüldüğüm şey şudur; HDP'li bazı
milletvekilleri zaman zaman hakaret, zaman zaman tehdit, zaman zaman
şantaj yapma haklarını kendilerinde görüyorlar. Ayarları yok, nerede ne
söyleyeceklerini hiçbir zaman düşünerek hareket etmiyorlar. Ama
kendileri küçücük bir eleştireye uğradığı zaman da yine bas bas
bağırmaya devam ediyorlar. Eleştiri sizin için az bile, eleştirinin en
ağırını sizler için yapacağız. Bunlara tahammül göstereceksiniz. Çok
yanlışlarınız var, bu yanlışlardan dolayı bize bağırıp, çağırmak yerine
kendinize dönüp bir bakmanız lazım." O iş ayrı bu işte ayrıdır Başbakan Davutoğlu'nun ısrarla "kamu güvenliği ve kamu düzeni,
halkımızın rahat, huzurlu ve mutlu yaşaması bizim için asıldır. Bu
hiçbir zaman çözüm sürecinin karşılığı değildir" ifadelerini
kullandığını hatırlatan Arınç, çözüm sürecine önem verdiklerini ve bunu
Türkiye için hayati buldukları bir konu olduğunu vurguladı. Arınç, "Ama
bu proje olacak diye öldürmeler, yakıp yıkmalar, halkımızın yolunun
kesilmesi, sorgulanması hiçbir zaman düşünülemez. O iş ayrı bu işte
ayrıdır. Orada hiçbir asayişsizlik ve hiçbir terör olayı olmayacak ki
Milli Birlik Kardeşlik Projemiz alabildiğince büyüsün ve gelişsin" diye
konuştu. Görevi itibarıyla bölgedeki valilerden raporlar
aldığını dile getiren Arınç, bir validen gelen bilgi notunu da paylaştı. Arınç, şunları söyledi: "Size orta ölçekli bir vilayetin
valisinden gelen bilgi notunu okuyayım; '1-31 Ekim tarihlerinde ilimizde çözüm sürecini etkileyen olaylar sunulmuştur. İlimiz merkez ve
ilçelerinde 98 defa yol kesme ve kimlik kontrolü yapma teşebbüsünde
bulunulmuştur. Bu eylemlerde 25 bin 281 molotofkokteyli, bin 12 havai
fişek, 18 bin el yapımı bomba, 14 el bombası atılmıştır'. Bunlar bir
ilde oluyor, 30 gün içinde. Yine bu eylemlerde, tabi bunların içinde 6-7 Ekim'deki yoğunluğu da dikkate almanız lazım, kamu kurum ve
kuruluşlarına ait 58 bina ve 79 araçla vatandaşlarımıza ait 17 ikamet,
18 iş yeri zarar görmüştür. 3 vatandaşımız, 20 polis memuru ve bir
geçici köy korucusu yaralanmıştır. Bu ilde ölüm olmadı, başka illerde
ölüm de oldu. Yapılan operasyonlarda 27 kaleşnikof marka silah, bir av
tüfeği, bir el yapımı tüp bomba ve devam ediyor, 'bunlar da bulunmuştur' diyor. Bu ilimizdeki olaylar sadece 1-31 Ekim tarihleri arasında
değil, geçmişten bu yana devam ediyor. Bazen çok azalıyor, bazen artıyor bazen de orta ölçekte oluyor." Şov yapmak bizim işimiz değil Bu olayların büyük kısmının HDP'nin ''sokağa çıkın'' çağrısı ve sosyal
medyada bazı örgüt birleşenlerince gönderilen mesajların ardından
yaşandığını belirten Arınç, şöyle devam etti: "Bunun
karşılığında HDP suçlanmıştır. HDP bu suçunu kabullenmek yerine adeta
başka mazeretlerle, alay eder gibi bir tavır içerisine girmiştir. 40'tan fazla canın hayatını kaybettiği bu olaylardaki sorumluluklarını inkar
etme yoluna gitmişlerdir. Ama bu sefer 1 Kasım'da da yine 'sokaklara
çıkın' çağrısıyla bu olayların benzerlerinin tekrarlanabileceği gibi bir endişe doğurmuşlardır. Allahım saklasın, Türkiye bunların her gün
'sokağa çıkın' çağrısıyla canlar ve mallar zarar görecekse, böyle bir
süreçten bahsetmek garip olmaz mı? Bütün bu olayların pek çoğunda HDP il ve ilçe örgütleri baş at rolü oynamıştır. Bazı olayların içinde HDP
milletvekilleri bizzat bulunmuşlardır. Biz, partilerin kapatılması
taraftarı değiliz. Partilerin kapatılmasını imkansız hale getiren
anayasa değişikliğine biz 'evet' oyu verirken BDP'li veya o zamanki
DTP'li hiçbir milletvekili oylamaya katılmamıştı. Ama düşünün bu
tür olaylarda baş at rolü oynayan bir siyasi parti demokratik ülkelerde
bile hayatiyet bulamaz. Burası Türkiye, biz yaşasınlar istiyoruz. O
siyasi partilerin mensupları bireysel suçları bakımından yargılansın ama parti zarar görmesin istiyoruz. Ama bunu istismar etmeye de kimsenin
hakkı yoktur. HDP'nin il, ilçe başkanları, KCK'sı KDK'sı bilmem nesi,
hepsi bu işlerin içerisinde ön planda rol alırken biz onları sadece
eleştirmiş oluyoruz. Onlar da bize karşı ağızlarına gelen her türlü
hakareti savuruyorlar. Bu üsluplarına devam ederse kendileri
bilir. Sürecin ne kadar zararlı sonuçlara yol açabileceğini ve bundan
kimlerin daha çok zarar göreceğini milletvekili olduklarına göre
herkesin çok iyi bilmesi lazım. Biz, Milli Birlik ve Kardeşlik
Projemizin devam etmesi için sabır gösteriyoruz, bir. İtina
gösteriyoruz, iki. Yapılabilecek işlerin azamisini yapmaya çalışıyoruz,
üç. Ama şov yapmak bizim işimiz değil veya hakaret, tehdit etmek bizim
işimiz değil. İllegal yapılanmalara destek vermek, güç vermek bizim
işimiz değil. O yüzden o arkadaşlara buradan tekrar rica ediyorum, siz
kendinize bir bakın, üslubunuza, yaptıklarınıza bir bakın, bunların
gerçekten çözüm sürecine katkı sağlayıp sağlamadığı konusunda bir
kendinizle muhasebeleşin. Ondan sonra gerekiyorsa bize söz söylersiniz." Hiçbir ek güvenlik tedbiri konuşulmuş değil Arınç, bir gazetecinin, toplantıda Doğu ve Güneydoğu Anadolu
bölgesindeki milletvekillerinin, bölgedeki güvenlik
önlemlerini artırılması taleplerinin gündeme gelip gelmediğini sorması
üzerine, şunları söyledi: "Bir gazetede İçişleri Bakanı Efkan
Ala'ya atfen bir haber yer alıyor: 'Alan hakimiyetini kaybettik'. Çok
çirkin bir şey. Ben o toplantıda 6 saat boyunca hiç ayrılmadan duran,
kendime ait soruları cevaplandıran, değerlendirme yapan bir arkadaşınız
olarak, ama bu içeriden bir duyum gibi naklediliyor. Onu bir bakan
söylerse büyük bir suç işler. 'Alan hakimiyetini kaybettik' ne demek
böyle bir şeyi kim kabullenebilir. Bütün güvenlik
güçlerimiz görevlerinin başındadır. 6-7 Ekim'de yaşanan olayların farklı izahı vardır. Oradaki eksiklik görülürse o eksikliklerin giderilmesi
için de 4 kanun tasarısını Meclis'e sevk edildiğini ifade ettim. Orada
bunları tamamlayabilecek, polisin veya emniyet, kolluk güçlerinin daha
etkin çalışmasına imkan verecek düzenlemeler olacak." Arınç,
başka bir gazetenin 6-7 Ekim olaylarına hükümeti zora sokmak için
müdahale edilmediği iddialarına ilişkin ise mülkiye müfettişlerinin
görevlendirildiğini bildirdi. "Bu iddiaların tamamı da mülkiye
müfettişlerince incelemeye alınacaktır" diyen Arınç, bu gazetenin
geçmişte bazı haberlerini eleştirip tekzip ettiğini hatırlattı. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buna benzer bir haber olduğunu düşünüyorum. Bütün bunlar üzerinde
titizlikle duruyoruz. Evet, en kalabalık oturum bizim oturumumuz oldu
çünkü son yaşanan olaylarda sürecin ne şekilde etkilenip etkilenmediği,
bölgede bire bir yaşanan olayların şahidi olan
arkadaşlarımızın anlattıklarını ilgiyle dinledik. Burada hiçbir ek
güvenlik tedbiri vesairesi konuşulmuş değil. Devletin her yerde
varlığını hissettirmesi, güvenlik güçlerinin her yerde vatandaşın
yanında yer alması, eşkıyaya prim vermemesi ve bu yaşadığımız olayların
bir benzerinin tekrar yaşanmaması için bu varlığın bütün gücüyle ortada
durması talep edilmiştir. Bu biraz psikolojik bir olaydır, biraz da
şüphesiz güvenlik güçlerimizin daha etkin olaylara müdahale etmesiyle
ilgili bir konudur. Kimse korkmuyor, kimse çekinmiyor. Herkes
hükümetimizin en iyi şeyler yaptığından emin ve büyük bir
güven içerisinde. Böyle de devam edecek." Bütün riskleri ortadan kaldıracak bir çalışmaya ihtiyaç var Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Artık Türkiye'de
bu tür maden kazalarının yaşanmaması, iş güvenliğinin azami noktaya
gelmesi ve bütün riskleri ortadan kaldıracak bir çalışmaya ihtiyaç
olduğu Bakanlar Kurulu'nda kararlaştırılmış oldu" dedi. Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu Toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Bakanlar Kurulu'nda, gündemlerindeki kapsamlı konuların
tümünün görüşüldüğünü belirten Arınç, "Pek çoğu üzerinde kararımızı
verdik. Dolayısıyla uzamış saymıyoruz, çünkü her konu enine boyuna,
başta Başbakanımız olmak üzere, ilgili bakanlar tarafından konuşuluyor.
Getirilen tasarılar, teklifler üzerinde hem teknik bilgiler hem de
siyasi açıdan bir hükümetin yapması gereken bütün hususlar dikkate
alınıyor” diye konuştu. AK Parti için "3 Kasım"ın önemine işaret eden Arınç, 12 yıl önce, 3 Kasım 2002'de tek başına iktidar
olduklarını, Türk siyasi hayatında hatta Avrupa ve dünyada pek örneği
bulunmayacak şekilde kuruluşlarından 15 ay sonra girdikleri ilk seçimde
tek başına iktidara geldiklerini kaydetti. Sonraki üç genel seçimde,
üç yerel seçimde ve farklı konularda yapılan referandumlarda AK
Parti'nin tuttuğu tarafın her zaman galip geldiğini söyleyen Arınç,
başarıların birbirini kovaladığını, aralıksız 11 yıla yakın başbakanlık
yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın halk tarafından doğrudan seçilen ilk
cumhurbaşkanı olduğunu, 10 Ağustos'ta yüzde 52'lik oy oranıyla büyük bir başarıya imza attığını dile getirdi. "Şimdi artık
13'üncü yılımızın içerisindeyiz ve ümit ediyoruz ki önümüzdeki 2015
seçimlerinde de yine başarılı olacağız, halkımızın güven ve desteğini
alacağız. Bu süreç inşallah çok daha uzun yıllar devam edecek, başarılı
icraatlarımızı halkımızın hizmetinde yerine getirmeye gayret edeceğiz"
diyen Arınç, partinin kuruluşundan bugüne görev almış ve bu
görevi başarıyla ifa etmiş herkese ve her seçimde kendilerini iktidara
getiren millete şükran borçları olduğunu kaydetti. Müslümanlar birlik içinde mamur bir dünyada yaşama imkanı bulsunlar Muharrem ayının önemini de vurgulayan Arınç, muharrem ayının 10'uncu
gününün Müslümanlar tarafından çok mübarek sayıldığını ifade etti. Bu ay içerisinde Hazreti Hüseyin ve şehitlerin acısının yüreklerde
hissedildiğini dile getiren Arınç, "On peygambere, on ikramın yapıldığı
bir muharrem ayından bahsediyoruz. Dolayısıyla milletimizin ve İslam
aleminin muharrem ayını, özellikle şehit edilen Hazreti Hüseyin Ehl-i
Beyt'in acılarını yüreğimizde taşıdığımızın da ifade edilmesi gerekiyor. İnşallah bundan sonra bu acılar yaşanmasın ve Müslümanlar birlik,
beraberlik içerisinde, mamur ve müreffeh bir dünyada yaşama imkanı
bulsunlar" diye konuştu. Bakanlar Kurulu'nda ilk sunumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in yaptığını belirten Arınç, şunları ifade etti: "Ermenek'te bir madende yaşanan facia sebebiyle üç bakan arkadaşımız
olay gününden itibaren oradadır. Sadece Bakanlar Kurulu'na bilgi sunmak
ve bu konuda yapılacak yasal ve idari düzenlemeleri takdim etmek üzere
Sayın Faruk Çelik gelmişti, diğer iki bakanımız hala oradadırlar ve
inşallah maden altındaki yurttaşlarımıza kavuşacağımız, bir şekilde bizi sevindirecek bir kavuşmaya, her an ulaşabilmenin heyecanını taşıyoruz. Madenlerde iş güvenliği konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı.
Teknolojinin gerektirdiği bütün çalışmalar, büyük bir fedakarlıkla,
onlarca insanın gayretiyle devam ediyor. Gelinen noktayı hepimiz
biliyoruz; bir taraftan suyun çekilmesi, bir taraftan da onlara
ulaşabilecek mekanizmanın kurulması devam ediyor. Sayın bakanlarımız
zaman zaman açıklama yapıyorlar. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda
son yıllarda çıkarmış olduğumuz kanunun uygulamalar sırasında yetersiz
kalan bazı hususlarını belki ilave edilmesi gereken yeni düzenlemelere
ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Bunlar kapsamlı olarak ele alındı. Ama
yasal çerçevesi içinde bugün ortaya konulan konuların hemen hemen oy
birliğiyle bir an önce yerine getirilmesi kararlaştırılmış oldu." İşin bir başka boyutuyla da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız'ın ilgili olduğunu ifade eden Arınç, onun da Ankara'ya
gelmesiyle, koordinasyon içerisinde düzenlemelerin süratle hayata
geçirileceğini söyledi. Arınç, "Artık Türkiye'de bu tür maden
kazalarının yaşanmaması, iş güvenliğinin azami noktaya gelmesi ve bütün
riskleri ortadan kaldıracak bir çalışmaya ihtiyaç olduğu Bakanlar
Kurulu'nda kararlaştırılmış oldu" ifadesini kullandı. Kişisel verilen korunması kanun tasarısı imzaya açıldı Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın "Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Kanun Tasarısı" hakkında kurula bilgi verdiğini aktaran Arınç, konunun
geçmişten bu yana tartışıldığını, özel hayatın gizliliği ve kişisel
verilerin korunabilmesi amacıyla bir mekanizma kurulmasının AB
müktesebatının da yüklediği bir görev olduğunu bildirdi. Arınç, geçmiş
yıllarda yapılan tasarı çalışmalarının güncellenerek, Bakan Bozdağ
tarafından Bakanlar Kurulu'na takdim edildiğini, tasarı üzerinde mutabık kalındığını, imzaya açıldığını kaydetti. Söz konusu yasanın, bu yasama
döneminde çıkarılacak önemli kanunlar arasında yer aldığına işaret eden
Arınç, "Bir an evvel ele alınmasını ve Meclisimiz tarafından
yasalaştırılmasını arzu ediyoruz" dedi. Kapsamlı iç güvenlik reformuyla ilgili çalışmaların tamamlandığını bildiren Arınç, şu bilgileri paylaştı: "İçişleri Bakanımız tarafından, kapsamlı bir iç güvenlik reformu
üzerindeki çalışmalar bitirildi. Bugün tartışıldı, imzaya açıldı ve
TBMM'ye gönderilmek üzere karar alındı. Bunlar dört tanedir. Bir, 'Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı'. Bir diğeri, 'Emniyet Teşkilat Kanunu ile Bazı
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı'. Bir diğeri, 'Nüfus Hizmetleri ile Bazı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'. Bir diğeri de, 'Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'dır. Bunların da önümüzdeki
süreç içerisinde bir an önce kanunlaştırılmasını arzu ediyoruz. Başbakanlığımız tarafından TBMM'ye bir tezkere gönderilmesi
kararlaştırıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Avrupa Birliği'nin Orta
Afrika Cumhuriyeti ve Mali'de icra ettiği harekat ve misyonlar
kapsamında yurtdışına asker gönderilmesiyle ilgili Başbakanlığımızın bir talebi oldu. Zamanı geldiğinde TBMM'de değerlendirilecektir." Başbakan Davutoğlu, perşembe günü açıklayacak Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci kapsamında Kasım 2014-Haziran 2015
dönemini kapsayan birinci aşamada, 36 kanun, 142 ikincil mevzuat, 39
kurumsal yapılanma çalışmasının hayata geçirilmesinin kabul edildiğini
anlatan Arınç, "Birinci aşamada yer alan düzenlemelerin önemli bir
bölümü TBMM'ye sevk edilmiş bulunmaktadır. Bu planda yer alan diğer yasa taslakları da Meclisimize acilen sunulacaktır" değerlendirmesini
yaptı. Bakanlar Kurulu toplantısında Ulusal Eylem Planı'nın
2015-2019 dönemini kapsayan ikinci aşamasının ele alındığını, bu
çerçevede gıda güvenliğinden çevreye, toplumsal yaşamın hemen her
alanında yapılacak kapsamlı düzenlemeler ve AB standartlarının dikkate
alındığını söyledi. "Reform İzleme Grubu" olarak her ay bazı illerde
toplantılar yapan grubun isminin "Reform Eylem Grubu" olarak
değiştirildiğini bildiren Arınç, grubun ilk toplantısını 8
Kasım Cumartesi günü Ankara'da yapacağını söyledi. Milli
Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın "Milli Mayın Faaliyetleri Merkezi
Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı"nı Bakanlar Kurulu'na sunduğunu dile
getiren Arınç, tasarının olumlu bulunarak imzalandığını ve TBMM'ye sevk
edileceğini kaydetti. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın, Başbakan
Davutoğlu'nun 6 Kasım Perşembe günü açıklayacağı dönüşüm programıyla
ilgili raporlar konusunda Bakanlar Kurulu'na bilgi verdiğini aktaran
Arınç, "Bu hazırlanan raporlardan 9 program, perşembe günü Sayın
Başbakanımız tarafından bizzat açıklanacaktır. Bunun da ekonomik
çerçevede, yarınki grup toplantısında ana hatları belli edilecek
şekilde, hükümetimizin atak bir çalışma içerisine girdiğini
söyleyebilirim" diye konuştu. Türkiye'de 2013'te 40 bin yasadışı göçmen yakalandı İstanbul Boğazı'nda kaçakları taşıdığı tahmin edilen teknenin alabora
olması sonucu hayatını kaybeden 24 kişinin cesedine ulaşıldığını,
Afganistan uyruklu 6 kişinin kurtarıldığını hatırlatan Arınç, sözlerini
şöyle devam etti: "Bu bir insanlık faciasıdır. Çok zor bir
iştir. Sadece mülteciler değil kaçak ve göçmen işçiler de, dünyanın
neresinde olursa olsun, özellikle müreffeh ülkelere gidişte bu
tehlikeleri yaşamaktadır ve birtakım vicdansız insanlar bunları istismar etmektedir. Maalesef önlemek için bütün çalışmaları yapıyoruz. Şu
aldığım rakamlara bakarsak, Türkiye'de 2013 yılında yakalanan yasadışı
göçmen 39 bin 980'dir, neredeyse 40 bin kişidir. Bunlardan ülkelerine
gönderilen yasa dışı göçmen de 25 bin civarındadır. 15 bini bir şekilde
gönderilememiştir. Bu konuda Geri Kabul Anlaşması imzalanmıştır. Bunun
yürürlüğü eş zamanlı olarak AB üyesi ülkelerle takip edilmektedir. Şu
anda 27 ilde bulunan Geri Gönderme Merkezlerinin toplam kapasitesi 2 bin 166 kişidir. Halen buralarda sınırdışı edilmek üzere bin 675 yabancı
bulunmaktadır. Bir kanun değişikliğiyle göç müdürlükleri de kuruldu. Ama yasadışı yollardan Türkiye'yi terminal olarak kullanmak ve başka
ülkelere gitmek için hayatlarını hiçe sayan, bir takım vicdansız
insanların elinde hayatları zayi edilmiş pek çok insan da bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak adli soruşturma başlamış durumdadır."
AA
AA


















