İsrail’in son dönemde izlediği politika, İran’daki mevcut yönetime karşı sürgündeki Rıza Pehlevi’yi öne çıkaran açık bir stratejiye işaret ediyor. İran’ın son şahının oğlu olan Pehlevi, Tel Aviv tarafından giderek daha görünür biçimde “olası alternatif” olarak sunuluyor. Diplomasi, medya ve dijital ağların birlikte kullanıldığı bu yaklaşım, uzun süre örtük biçimde yürütülürken, Nisan 2023’te Pehlevi’nin İsrail’e yaptığı kamuoyuna açık ziyaretle yeni bir aşamaya taşındı. Bu ziyaret, sembolik bir temas olmanın ötesinde, İsrail’in ülke içinde güçlü bir tabanı bulunmayan bir muhalefet figürüne yatırım yaptığını açıkça gösterdi.Söz konusu hamleler, İran’ın haftalardır süren protestolarla sarsıldığı bir döneme denk geliyor. Ekonomik darboğazla başlayan gösteriler kısa sürede siyasal taleplere ve sert çatışmalara dönüştü. Güvenlik güçlerinin tüm baskısına rağmen sokak hareketliliği sona ermedi. Bu süreçte ABD’nin İran’daki gerilimi tırmandırmaya çalıştığı yönündeki iddialar da sıkça dile getiriliyor. Protestolarda atılan sloganların giderek rejimin meşruiyetini hedef alması, “İran sonrası” senaryolarını yeniden gündeme taşıdı.Bu ortamda Pehlevi’nin İsrail ziyareti, planlı bir algı çalışmasının parçası olarak değerlendiriliyor. Ziyaret boyunca kendisi “İran veliahtı” olarak tanıtıldı ve İsrail-İran geriliminin halklar arasında değil, yönetimler arasında olduğu mesajı verilmeye çalışıldı. Ancak bu söylem, İran toplumunun tarihsel hafızasını görmezden geliyor. Pehlevi, yurt dışındaki bazı İranlı çevrelerden destek alsa da, ülkede baskı ve Batı’ya bağımlılıkla özdeşleşmiş monarşi döneminin mirasını temsil ediyor. Mevcut koşullarda İran halkının böyle bir geçmişe dönüş arzusunda olduğuna dair güçlü bir işaret bulunmuyor.Rıza Pehlevi, kamuoyuna hitap ederken demokrasi, özgürlük ve insan hakları vurgusu yapıyor. Ancak “uluslararası destek” çağrıları, dış müdahaleye açık bir kapı olarak yorumlanıyor. İsrail ziyaretiyle ilgili eleştirilere yanıt verirken sosyal medyadaki destek mesajlarını işaret etmesi de dikkat çekti. Daha sonra yapılan araştırmalar, bu dijital desteğin önemli bir kısmının organize kampanyalarla üretildiğini ortaya koydu.İsrail basınında yayımlanan incelemeler, Farsça yürütülen geniş çaplı bir çevrim içi etki faaliyetini gözler önüne serdi. İsrail merkezli olduğu belirtilen bu operasyonlarda, sahte hesaplar ve yapay zekâ destekli içerikler aracılığıyla Pehlevi lehine algı oluşturuldu. Monarşinin “çözüm” olduğu fikri sistemli biçimde dolaşıma sokuldu. Bazı paylaşımların İsrail’in askeri operasyonlarıyla aynı zaman diliminde yapılması ise propaganda ile sahadaki askeri hamlelerin iç içe geçtiği yönünde soru işaretleri doğurdu.Akademik araştırmalar da bu tabloyu destekledi. Uluslararası bazı araştırma merkezleri, doğrudan ya da dolaylı biçimde İsrail devletiyle bağlantılı olduğu değerlendirilen başka dijital ağların da aktif olduğunu tespit etti. Bu ağların, İran’daki belirli askeri hedeflere yönelik saldırılar sırasında önceden hazırlanmış içerikler paylaşması, bilgi savaşının askeri planlamayla paralel yürütüldüğü izlenimini güçlendirdi.Tüm bu gelişmeler sürerken ABD cephesinden de sert mesajlar geldi. Başkan Donald Trump, İran’daki olaylara karşı askeri seçeneklerin de masada olduğunu açıkladı. Göstericilere yönelik şiddeti “kırmızı çizgi” olarak niteleyen Trump, Washington’un çok sert adımlar atabileceğini söyledi. Buna karşın ABD Kongresi’nde hem Cumhuriyetçi hem Demokrat isimler, doğrudan askeri müdahalenin sonuçları konusunda temkinli açıklamalar yaptı. İsrail ise olası bir ABD hamlesine karşı güvenlik seviyesini yükseltti.İsrail’in Pehlevi üzerinden yürüttüğü bu hesap, aynı zamanda Batı’nın İran’a yönelik siyasi vizyonundaki tıkanmayı da yansıtıyor. Günümüz İran’ının toplumsal yapısı ve talepleri yerine, geçmişten bir figürün çözüm gibi sunulması, gerçekçi bir stratejiden çok dış çıkarları önceleyen bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.Daha da dikkat çekici olan, dijital manipülasyonun artık olağan bir dış politika aracı hâline gelmesi. Kendini demokratik olarak tanımlayan devletlerin, sahte hesaplar ve yapay zekâ yoluyla kamuoyu yönlendirmesi yapması, demokrasi ile otoriterlik arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. İran’a yönelik dijital operasyonlar, gelecekte savaşların yalnızca cephelerde değil, ekranlar üzerinden de yürütüleceğinin güçlü bir göstergesi olarak görülüyor.Sonuçta ortaya çıkan tablo; İran’daki iç gerilimler, İsrail’in stratejik hedefleri ve ABD’nin baskı ile müdahale arasında gidip gelen tutumunun kesiştiği tehlikeli bir denklem. İran halkı sokaklarda bedel öderken, büyük güçler ülkenin geleceğini dijital ve siyasi hamlelerle şekillendirmeye çalışıyor.
Asya
12 Ocak 2026 - 13:24
İsrail'in Şah planı: Dijital propaganda ve İran'daki iç karışıklık
İsrail’in son dönemde izlediği politika, İran’daki mevcut yönetime karşı sürgündeki Rıza Pehlevi’yi öne çıkaran açık bir stratejiye işaret ediyor.
Asya
12 Ocak 2026 - 13:24
İlginizi Çekebilir















