Son günlerde Taksim Gezi Parkı’nda başlayan
ve ülkemizin birçok yerine yayılan protesto gösterileri, sonuçlar ve dersler
çıkartılması bakımından üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken olaylardır.
Bu ve benzeri olaylar basiretli ve ferasetli davranılmadığı takdirde hem can
kayıplarına yol açma riski bakımından, hem de ülkemizi yeni bir krizin eşiğine
getirmesi bakımından vahim sonuçlar doğurabilir.Olayların başlangıcı ve gelişim sürecine
baktığımızda, meselenin 3-5 ağacı korumaktan ve yeşile sahip çıkmaktan öte "Ben
yaptım, oldu!” mantığına karşı bir öfke patlaması olduğu aşikârdır. Öte yandan,
toplumsal öfkenin ortaya çıkmasını pusuda bekleyen ve bunu bir fırsata
dönüştürmek isteyen odakların olayları körüklemedeki manevra kabiliyetini de
göz önünde bulundurduğumuzda sürecin neye evrileceği konusu daha da karmaşık
bir hal almaktadır.Başlangıçta küçük grupların Gezi Parkı
çevresinde toplanmasıyla başlayan ve yetkililerin ifadesine göre yol genişletme
çalışmalarına arka planda ise Topçu Kışlası’nın yeniden imarıyla birlikte
rezidans ve AVM yapımındaki ısrara karşı bir tepki niteliği taşıyan olaylar,
polisin amansız ve orantısız güç kullanımıyla işin içinden çıkılmaz bir hal
almıştır. Ardından gecikmeli de olsa polisin geri çekilmesi tansiyonu biraz
düşürmüş, fakat olaylardan nemalanmak isteyen çevrelerin hızını kesememiştir.
Bu aşamadan sonra olayları organize eden ve sürükleyen odaklar buradan bir
"Türk Baharı” çıkarma gayretine girişmişlerdir.Olayların bu noktaya gelmesinde, kuşkusuz
iktidar sahiplerinin, şeffaf olmayan tavırlarının, her şeyi ranta tahvil etme
gayretlerinin, İstanbul’u dünyanın en fazla AVM’si olan şehir haline getirerek
küresel ekonomiye peşkeş çekmelerinin büyük payı olduğu açıktır. Demokrasiyle
yönetilen toplumlarda, iktidarlar, icraatları hakkında halka bilgi vermek,
açıklama yapmak, işlerini toplumsal mutabakatla sürdürmek zorundadırlar.
Toplumu ilgilendiren konularda bir işi doğru ve güzel yapmak kadar, süreç içerisinde
iletişim kanallarının açık olması da önemlidir. Kendisi gibi düşünmeyenleri,
tahkir etmenin, toplumun bir kesimini ötekileştirmekten başka bir işe
yaramayacağı artık anlaşılmalıdır. Yaşadığımız sürece benzer durumlarda
basiretli ve sağduyulu davranma büyüklüğü öncelikle iktidar sahiplerinin
takınması gereken bir tutumdur. Ancak
yönetimi elinde bulunduranların, toplum psikolojisini anlamakta zaaf
gösterdikleri, algı yönetimini sağlayamadıkları bu olaylarda net olarak
görülmüştür. Doğal sayılabilecek karşı eylemleri dahi polisiye tedbirlerle
bastırma yöntemini seçmenin yanlış olduğu ve karşımıza daha ağır faturalar
çıkartacağı bilinmelidir. Nitekim olayların büyümesinde ve geniş bir çevreye
yayılmasında otoriter tavırların etkili olduğu ve bir öfke patlamasının
yaşandığı göz ardı edilmemelidirAna muhalefet partisi de, olaylar esnasında
takındığı tavır ve oynadığı rolle, siyaset kurumunun misyonundan uzak bir
yaklaşım biçimini benimsemiştir. Siyasetin icra edileceği makamın meclis
olduğu, siyasetçinin yerinin eylem sahası değil, meclis sıraları olması
gerektiği açıktır. Siyasette sonucun tencere tava çalarak değil, halkı ikna
ederek sandıklarda alındığının muhalefet tarafından algılanması gereklidir.
İktidarı yıpratabileceğini anladığı her olayda sahnedeki yerini alan muhalefet
partisi, ambulansın arkasına takılan bir taksi şoförü gibi hareket etmekten
vazgeçmelidir.Sesini duyurmak için
sokağa çıkmak, demokratik tepkilerle iktidarların uygulamalarına karşı hukuk
çerçevesinde mücadele etmek toplumun en doğal hakkıdır. Ancak bunu yaparken
protestocuların şiddete yönelmemesi, halka ve çevreye zarar vermemesi, kamu
menfaatinin gözetilmesi gerektiği de açıktır. Taksim Gezi Parkı bahane edilerek
Türkiye’nin genelinde ortaya çıkan şiddet eylemleri, yağmalama, araçların ateşe
verilmesi, vatandaşların taciz edilmesi, hakarete varan sloganların atılması
gibi davranışlar terör gruplarının işine yaramış ve kaos ortamı oluşturan,
terörize edilmiş böylesi bir durumdan, en fazla, taleplerini dile getirmek için
meydanlara dökülmüş insanlar zarar görmüştür.Sosyal medyanın sorumsuzca kullanılması ile
birçok dezenformasyon ve provokatif kışkırtma haberleri (aslı olmayan ölü ve
yaralı sayıları, fotoları gibi) hızla yayılmış ve şiddetin ivme kazanmasına
sebep olmuştur.Yaşanan sürece küresel güç odaklarının nasıl
yaklaştığı da irdelenmelidir. Yakın geçmişte Arap toplumlarında suni baharlar
üretenler, Gezi Parkı olaylarını bahane ederek, Türkiye’yi küresel sistemin
kurtlar sofrasına meze yapma niyetlerini ortaya koymaktadır. Nitekim Avrupalı
ve ABD’li siyasilerin ‘süreçten duydukları kaygıyı’ dile getiren, vatandaşları
için savaş bölgelerinin gerektirdiği güvenlik kriterlerini gündeme getiren
beyanları da bunu destekler mahiyettedir. Yaşan olaylar, iktidardan muhalefete, sivil
toplumdan medyaya kadar tüm toplum katmanlarının büyük dersler çıkartması
gerektiğini ortaya koymaktadır. Kanaatimizce, alınacak en önemli ders, herkesin
ve her kesimin hakları ve sorumlulukları doğrultusunda haddini bilmesi ve buna
göre hareket etmesi gerektiğidir.
Gündem
04 Haziran 2013 - 00:00
Gezi parkı olayları ve çıkarılacak dersler
Son günlerde Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve ülkemizin birçok yerine yayılan protesto gösterileri, sonuçlar ve dersler çıkartılması bakımından üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken olaylardır.
Gündem
04 Haziran 2013 - 00:00
İlginizi Çekebilir


















