Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bünyesi sağlam olan ülkelerle,
bünyesi zayıf olan ülkeler arasındaki faiz farklarının çok düştüğünü
belirterek, "Avrupa Merkez Bankası herkese garanti verdiğinde artık iyi- kötü, güçlü- zayıf farkı ortadan kalkıyor. Bu riskli bir tablo, işini
sağlam tutan ülkeyle daha gevşek tutan ülkeleri aynı kotaya
koymaktır. Nasıl bankacılık sektöründe ahlaki riziko varsa, ülkeler
açısından da ahlaki rizikonun Avrupa'da gündemde olduğunu maalesef
görüyoruz" dedi. Babacan, TSPB 15. Olağanüstü Genel Kurul
Toplantısı ve genişletilmiş üyelik yapısıyla gerçekleştirilen ilk Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada, bu toplantı TSPB'nin yeni unvanıyla ilk
genel kurulu olsa da Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği
(TSPAKB) adı altında yıllardır güzel hizmetler verdiğini ve önemli
başarılara imza attığını kaydetti. Geçen yıl başında
çıkarttıkları yeni Sermaye Piyasası Kanunu ile TSPB'nin artık çok daha
geniş ve temsil gücü yüksek hale geldiğini ifade eden Babacan, şunları
söyledi: "Aracı kuruluşlarımızın yanında bankalar, portföy
yönetim şirketleri ve yatırım ortaklıkları gibi sermaye piyasamızın
önemli kuruluşları da bu birlik çatısı altında temsil edilmektedir.
Bundan sonra TSPB sermaye piyasalarımızın geldiği yeni aşamada ve
değişen koşullarda zenginleşmiş yapısıyla çok daha faydalı çalışmalar
yapacaktır. Türkiye'de birliklerin pek çoğu yasa ile kurulmuş
yapılardır. Birlikler, yasayla kurulup bir de üyelik zorunlu hale
gelince sivil inisiyatifi mi temsil ediyorlar yoksa biraz devlet
müdahalesi var mı bazen işler karışabiliyor. Bizim asıl arzumuz
(birliklerde) yasa ile bir kredibilite, güvence oluşsun ama çalışma ve
aktivitelerde sektörün görüşlerini, önceliklerini temsil edebilsin. Bu
denge iyi kurulmalı ki hepimiz istifade edebilelim." Başbakan
Yardımcısı Babacan, bazı birliklerin bazı bakanlıkların yan organı gibi
kendilerini hissetmeye başladığını anlatarak, "Bu kötü bir şey. Doğru
olanı konuşmak, savunmak, sektörün geleceği için iyi ne ise hep beraber
çalışmak ve iyi bir istişare ile görüşlerin karar vericilere
aktarılmasında iyi bir fonksiyon yerine getirmek önemli. Oryantasyonu bu şekilde kurgularsak bu birlik de faydalı olacaktır, iyi hizmetler
sunacaktır. Burada da dengeyi iyi kurmak gerekir" diye konuştu. TSPB'nin Genel Kurulunda yeni yönetim kurulu ve yönetim kurulu
başkanının belirleneceğini, yönetim kurulu kimi uygun görürse onun
başkan seçileceğini aktaran Babacan, seçilecek yeni başkana görevinin
hayırlı olmasını diledi. Başbakan Yardımcısı Babacan, şu anda
dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve finansal konjonktürü sıhhatli
şekilde değerlendirmenin, Türkiye olarak hangi alanlarda yoğunlaşılması
gerektiği açısından son derece önemli olduğunu belirterek, "Türkiye'nin
içinde bulunduğu coğrafya gittikçe zorlaşıyor. Bundan 12 sene öncesinin
bölgesel konjonktürü ile bugünkü konjonktür maalesef farklı. Türkiye
daha zor koşullarda iş, ihracat, üretim yapmakta ve kalkınmasını,
büyümesini sürdürmektedir" dedi. "Avrupa'da ahlaki riziko gündemde" 2007 ile 2008 yıllarından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan
krizin farklı safhalardan geçtiğini dile getiren Babacan, şunları
kaydetti: "Bugün itibariyle 'en kötü' gerimizde kaldı. Genel
anlamda dünya ekonomisinde toparlanma görüyoruz. ABD'de büyüme
süreklilik kazanmış durumda ve bunun gereğini de Amerikan Merkez Bankası (Fed) basamak basamak yerine getirmektedir. Her ne kadar bu büyümenin
iş gücü piyasaları üzerinde etkisi henüz gözle görülür olmasa da iş gücü piyasalarındaki gelişmeler nitelik olarak kaygı verici olsa da yine de
bu olumlu tablonun önümüzdeki dönemde Fed'in daha sıkı para
politikalarına doğru adım adım götürmesi sürpriz olmamalı. Belki bunun zamanlaması tartışılır ama nihayetinde böyle bir süreç başlamış
durumda. Avrupa'da toparlanmanın zayıf, kırılgan ve ülkeden ülkeye
farklı tablolar görüyoruz. Kamu borcu pek çok Avrupa ülkesinde çok
yüksek, bankacılık sorunları da henüz çözülebilmiş değil. Çözüm yönünde
olumlu çabaların olduğunu görüyoruz ama şöyle bir bilançolara,
likiditelere baktığınızda hala kaygı verici tablo görüyoruz."
Babacan, pek çok Avrupa ülkesi iş gücü ve ürün piyasalarındaki
reformlarını hala gerçekleştiremediğini ifade ederek, "Avrupa Merkez
Bankası'nın (ECB) hem ülkeler hem de büyük bankalarının arkasında
neredeyse 'ben bunların hepsine garantörüm, zarar gelmesine izin
vermeyeceğim' gibi güçlü bir duruş sergilemesi aslında Avrupa'daki
hükümetler için önemli bir fırsat penceresi. Bu fırsat penceresini
kullanabilen ülke çok az. Maalesef Avrupa'daki tablo ağırlıklı olarak,
ECB'nin olağanüstü likidite taahhütlerine sırtlarını dayayıp bu likidite taahhüdü sayesinde çok düşen faiz oranlarının getirdiği durumu rehavet
vesilesi olarak kullandı" şeklinde konuştu. Ülkelerin borçlanma faizlerinin Avro krizinden önceki tabloya doğru gitmeye başladığını
vurgulayan Babacan, "Bünyesi sağlam olan ülkelerle bünyesi zayıf olan
ülkeler arasındaki faiz farkları çok düştü. ECB herkese garanti
verdiğinde artık iyi, kötü, güçlü, zayıf farkı ortadan kalkıyor. Bu
riskli bir tablo, işini sağlam tutan ülkeyle daha gevşek tutan ülkeleri
aynı kotaya koymaktır. Nasıl bankacılık sektöründe ahlaki riziko varsa,
ülkeler açısından da ahlaki rizikonun Avrupa'da gündemde olduğunu
maalesef görüyoruz" diye konuştu. "ECB'nin kararları orta vadede sıkıntılara zemin hazırlayabilir" Ali Babacan, ECB'nin son kararlarının belki kısa vadeli bakış açısıyla
piyasaları rahatlatan, kısa vadeli olumlu hareketlere sebep olan
kararlar gibi görünse de orta ve uzun vadede bunun ne kadar büyük
sakıncalar oluşturduğunu ve nasıl daha sıkıntılı tabloların zeminini
hazırladığını öngörmenin zor olmadığını belirtti. AB'nin 28
üyelik bir yapı olduğunu anımsatan Babacan, sadece Avro Bölgesi'nde 18
ülke, bu ülkelerin her birinde koalisyon ve meclislerde onlarca parti
bulunduğunu ve herhangi bir politika konusunda uzlaş mümkün olmadığını
söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan, uzlaşmanın olmadığı zaman popülizmin hakim olduğuna işaret ederek, "Avrupa Parlamentosu
seçimlerine bakın, son derece kaygı verici bir tablo. O anda kulağa hoş
gelen ya da geniş kesimlerin belli hayaller peşinde sürüklendiği bir
seçim tablosu gördük. Ulusalcı, içe kapanmacı, yabancı düşmanlığını hep
ön planda tutan partiler Avrupa'da güçlendi. 'Başımıza gelen ne varsa
bunlar hep dışarıdaki sebepler. Biz her şeyi doğru yapıyoruz. Ama
dışarıda olup biten bizi etkiliyor' gibi kolaycı bir yaklaşımla maalesef siyasi tabloda Avrupa sıkıntılı bir noktaya gitti" ifadelerini
kullandı. Babacan, Türkiye'nin temel ihracat pazarı olan
Avrupa'daki gelişmeleri yakından izlemek gerektiğini belirterek,
Avrupa'daki son toparlanmanın Türkiye'nin ihracatı açısından işe
yaradığını ifade etti. Avrupa'da büyüme olduğu ve iç pazar
arttığı zaman Türkiye'nin ihracatının da hemen toparlandığını anlatan
Babacan, Türkiye'nin ihracat performansı açısından bir numaralı faktörün mal satılan ülkenin iç pazarı olduğunu söyledi. Babacan, hem
finans hem ticaret bağlarıyla yakın bir ilişki içinde olunan Avrupa
ekonomisinin Türkiye'yi gelecek dönemde de yakından ilgilendirmeye devam edeceğini dile getirdi. Gelişmekte olan ülkeler 6-7 ay zor bir dönem geçirdi Ali Babacan, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği'nin (TSPB) 15. Olağanüstü
Genel Kurul Toplantısı ve genişletilmiş üyelik yapısıyla
gerçekleştirilen ilk Genel Kurulu'nda, gelişmekte olan ülkelerde geçen
yıl mayıs ayında başlayan ve 6-7 ay süren zor bir dönem geçirildiğini
söyledi. Bu dönemde özellikle aralarında Brezilya,
Hindistan, Endonezya ve Türkiye'nin olduğu 4-5 ülkenin çok ön planda
tutulduğunu ve sürekli olumsuz haberlerin yer aldığını anlatan
Babacan, Türkiye piyasaları üzerinde de bunun olumsuz etkilerinin
görüldüğünü ifade etti. Babacan, "Kendi iç siyasi
gelişmelerimizle de zamanlama olarak çakışınca 2013 yılı piyasalarımız
açısından kolay bir yıl olmadı" dedi. Gelişmekte olan ülkeler
hakkında bu kadar olumsuz propaganda yapmanın, hatta daha ileri gidip
1990'ların Asya kriziyle şu andaki tabloyu karşılaştırmanın doğru bir
yaklaşım olmadığını belirten Babacan, "Sansasyon kuşkusuz medyanın temel motivasyon faktörüdür. Ama piyasa oyuncuları açısından bu böyle
olmamalıdır. Eğer piyasa oyuncuları sansasyona dayalı bir alışveriş ve
yatırım tercihi üzerinde iş yaparlarsa bu gerçekten kısa vadeli bakış
açısıyla büyük olumsuzlukları beraberinde getirebilir" diye konuştu. "Neredeyse her hanede devletten maaş alan bir vatandaşımız var" Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'nin geçen yıl Amerikan Merkez
Bankası'nın (Fed) yeni para politikası sürecini başlatması, Gezi
olayları ve 17 Aralık süreci gibi içeride ve dışarıda yaşadığı tüm
olumsuz gelişmelere rağmen yine de yüzde 4'lük bir büyüme rakamını
yakalanmasının bu konjonktürde önemli bir gelişme olduğunu dile
getirdi. Bu yılın ilk çeyreğinin de yine Türkiye ile ilgili
olumsuz haberlerin sadece iç medyada değil bütün dünyada sayfa sayfa,
boy boy ilk haber verildiği bir dönem olduğunu anlatan Babacan, şunları
kaydetti: "17 Aralık'tan sonraki dönemde manşetlere bir
bakın; zannedersiniz ki bu ülkede her şey durdu, ekonomi gerilemeye
başladı. Ama hamdolsun 2014'ün ilk çeyreğinde yüzde 4,4'lük büyümeyi
yakaladık. Üstelik bu büyüme suni, geçici tedbirlerle elde edilmiş bir
büyüme de değil; daha sıhhatli, daha dengeye kavuşan ve istihdam üreten
bir büyüme. 2013'ün ilk çeyreğinden 2014'ün ilk çeyreğine kadarki 12
aylık dönemde Türkiye'de çalışan sayısı 1 milyon 300 bin kişi arttı. Bu, çok ciddi bir rakam. Bütün o olumsuz tablo, fiiliyatta çok şükür somut
olumsuz bir sonuç getirmemiş. Gürültü var, siyasi gürültü had safhada
ama bir yandan da insanlar işlerini yapmakta ve özel sektörümüz geleceğe güvenle baktığı için eleman almaya devam ediyor. Oluşan
istihdam, özel sektör istihdamıdır. Biz devlette aldığımız kişi sayısı
her sene 80 bindir, 100 bindir, 110 bindir. 50-60 bin de emekli olan
var. Yani devletin istihdama net katkısı 50 bin, 60 bin, 70 bin; bu
kadar. Daha fazla zaten maaş yetiştirmemiz mümkün değil. Şu anda 3
milyonun üzerinde memura, 10 milyonun üzerinde emekliye maaş veriyoruz.
Yani Türkiye'de 13 milyonun üzerindeki kişi şu anda devletten maaş
almakta. Bir de devletin hizmet aldığı kurumlarda 1 milyona yakın
istihdam var. O da eklendiğinde 14 milyon. Neredeyse ortalama her hanede devletten şöyle ya da böyle maaş alan bir vatandaşımız var. Böyle bir
tabloda istihdam sonuçları açısından bakıldığında iyi bir netice
görüyoruz." "Zamanında attığımız adımlar, aldığımız tedbirler işe yaradı" Ali Babacan, geçen yıl Mayıs'tan itibaren dünya ekonomisinin içine
girdiği yeni dönemde Türkiye'nin zamanında attığı adımlar, aldığı
tedbirlerin gerçekten işe yaradığını belirterek, "Bizim cari açık diye
bir gerçeğimiz var. Bir numaralı sebebi petrol ve doğalgaza olan ithalat bağımlılığımızdır. Ama tasarruf oranlarımızın düşüklüğü de yine önemli
bir sebebidir. Böyle bir yapıda iç tüketim, hele hele ithalata dayalı
bir tüketim bizim dış ticaret açığımızı ve cari açığımızı yükseltiyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin şöyle bir çıkmazı olabilir; büyüyelim ama bu
büyümenin yanında büyük bir cari açık meydana getirmeyelim. Büyüme
arttıkça, cari açık arttıkça bu sefer riskler büyüyor. Ya piyasalar bunu düzeltiyor ya da siz kendi elinizle tedbirlerle düzeltmek zorunda
kalıyorsunuz" ifadelerini kullandı. Böyle bir tabloda büyümenin kompozisyonunun çok önemli olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti: "Artık Türkiye'de büyümenin kaynağı mutlaka ve mutlaka yatırım, üretim
ve ihracat olmalı. İç tüketime dayanan bir büyüme modeli bizim şu andaki yapımızla sürdürülebilir bir durum değil. Belki ileride kendi
petrolümüz kendi doğalgazımız olur. Belki Azerbaycan'la, Kuzey Irak'la
yaptığımız anlaşmalar sonuç verir ve gerçekten dışarı olan
bağımlılığımız azalır. Ama onlar sonuç verip de gerçekleşinceye kadar
hala petrol ve doğalgazda ithalata bağımlı bir ekonomi olduğumuz
gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bunun için döviz gerekiyor, dolar
gerekiyor, avro gerekiyor. Bizim ithal ettiğimiz doğalgazı, petrolü Türk Lirası ile ödememiz mümkün değil. İllaki döviz lazım. "Kısa vadeli bakış açısıyla ülkenin uzun vadeli çıkarlarını tehlikeye atmamak gerekiyor" Türkiye'nin açık bir ekonomi olmaktan başka çaresi olmadığını ifade
eden Babacan, dünyayla uyumlu, entegre olmuş ve güven üzerine inşa
edilmiş bir ekonomik yapının olması gerektiğine dikkati çekti. Güveni oluşturmanın zaman aldığını, yıkılmasının ise bir kaç yanlış kararla olabileceğini anlatan Babacan, şöyle konuştu: "Güven yıkıldığında had bir kez daha inşa edin denildiğinde üç-beş yıla ihtiyacımız olabiliyor. Türkiye olarak bulunduğumuz noktanın kıymetini
çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bulunduğumuz nokta iyi bir nokta. 1990'lı
yılların sıkıntılı dönemlerini geride bırakmış ve geleceğe bakan, artık
önemli bir itibar noktasına ulaşmış bir Türkiye var. Bulunduğumuz nokta yeterli mi? Elbette kredibilitemizin artması lazım ve bunun içinde hep
beraber çaba içinde olmamız lazım. Şu anda Türkiye'nin risk primi
170-180 baz puan arasında değişmekte. Bu bütün olumsuzluklara rağmen
fena bir nokta değil. Son dönemde hem büyüme var hem de cari açığımız
düşüş trendinde. Bu da güvene destek veren bir gelişme. Biz büyüme olsun da enflasyon ya da cari açık olsun demiyoruz. Bir yandan büyümeyi makul seviyede tutmaya çalışırken bir yandan da cari açık ve enflasyonla
mücadelemizi devam ettiriyoruz. Siyasette popülizm çok doğal bir hastalık. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor. Kısa vadeli bakış açısıyla
ülkenin uzun vadeli çıkarlarını tehlikeye atmamak gerekiyor. Bugünü
kurtaralım, geniş kitlelerde şöyle bir algı oluşturalım, geleceği sonra
düşünürüz yaklaşımı doğru değil. Er ya da geç millet bedel ödüyor. Biz
bu tuzağa hiç düşmedik. Doğruları olduğu gibi halkımızla paylaştık.
Olumlu ve sıkıntılı gelişmeleri hep milletimizle paylaştık. Sürekli
mutluluk oyunu oynamadık. Bunları yaparken bazıları bizi eleştirdi." "Bazıları son 12 yılda dünyada iyi rüzgarlar ettiği için Türkiye
ekonomisi düzeldiği" diyenlere "biraz insaf edin" dediğini ifade eden
Babacan, 2007-2008 yılında yaşananların dünyanın son 100 yılda yaşanan
en büyük kriz olduğunu ve son bir yılda Türkiye'de yaşananların da az
şeyler olmadığını belirtti. "Polemikler ekonomi yönetimimizin yönünü değiştirmez" Türkiye'nin ekonomi yönetiminde günlük polemiklerden uzak bir anlayışın hakim olduğuna dikkati çeken Babacan, şunları kaydetti: "Günlük siyasi gürültü olabilir, polemikler çıkabilir. Bu ekonomi
yönetimimizin yaptığını ve yönünü asla değiştirmez. Şu parti şöyle
söyledi, bu parti şöyle söyledi. Tabi ki hepsini dinleriz, mutlaka
dikkate alır ve değerlendiririz ama ülkemiz ekonomisi için doğrusu neyse onu yaparız. Türkiye'nin asıl ekonomi yönetiminin can alıcı birimlerine baktığınızda hepsi işlerin yönünü değiştirebilecek birimler. Artık
kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomimiz var. Bütün
kurumlarda görevlendirme ve atama yaparken mutlaka liyakat dikkat
ettik. Hem kurumlarımızdaki yöneticilerin liyakatini biliyoruz hem de
dirayetlerine güveniyoruz. Her kurum kendi üzerine düşeni kendi görev alanı içerisinde doğruları yaptıktan sonra endişe etmeye gerek
yok. Kurumların birbirileriyle sürekli istişare içinde olması gerekiyor. Bütün kurumlarımızın makro çerçevede aynı istikamette ileriye bakmaları ve düzenleme yaparken de yine aynı makro çerçeveden meseleleri el
almaları gerekmektedir. Türkiye'de kurmuş olduğumuz bu denge bir çok
ülke tarafından gıpta edilen bir denge. Şu anda 15-20 ülkeye bu
konularda destek veriyoruz." Başbakan Yardımcısı Babacan,
hükümet programlarında, Orta Vadeli Program'da , 5 Yıllık Kalkınma
Planlarında hep "kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomisine"
yer verildiğini anımsatarak, "Bazen bu 'piyasa' tabirini evirip çevirip
olumsuz tarafa doğru kaydırıp farklı ideolojik ve siyasi gerekçelerle
kullananlar var. Biz onların niyetlerini ve amaçlarını biliyoruz ama
çok önemli değil. Burada önemli olan devletçi bir zihniyetten uzak
duruyor olmamız. Milletimize, çalışanlarımıza, girişimcilerimize ve özel sektörümüze güveniyoruz. İşleyen piyasa ekonomisi bu demek başka bir
şey demek değil. Onun için hiç sağa sola çekmeden doğruları konuşmak
lazım. Türkiye için doğruları yapmaya devam etmek lazım"
değerlendirmesinde bulundu. "Güven inşa etmek sermaye piyasalarımız açısından en önemli konu" Sermaye piyasalarının Türkiye ekonomisinin çok önemli bir ayağı
olduğunu belirten Babacan, Türkiye ekonomisinin 230 milyar dolardan 820
milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını ve bankacılık sektörünün
bilanço büyüklüğünün geçen yıl itibariyle GSYH'yı da geçmiş durumda
olduğunu kaydetti. Sermaye piyasalarına bakıldığında
ise ekonominin büyüklüğü ve bankacılık sektörünün büyüklüğünün yanında
hala arzu edilen noktada olmadığının görüldüğünü kaydeden Babacan, bunun önemli bir eksiklik olduğunu söyledi. Babacan, şu anda Borsa
İstanbul bünyesinde 425 şirket ve 268 milyar dolara ulaşmış bir büyüklük olduğunu belirterek, bir milyonu aşmış yatırımcı sayısının olduğunu
ifade etti. Özellikle son yıllarda sermaye piyasalarına çok yoğun ilgi göstermeye başladıklarını dile getiren Babacan, şunları söyledi: "İlgi derken; yasal düzenleme olsun, SPK'nın yeni Kurul yapısı olsun.
Yeni bir yasal düzenleme, ikincil düzenlemeler, yeni bir birlik.
Dolayısıyla şu anda hükümet olarak özel bir ilgi
konstrasyon olarak piyasalarımızı seçmiş durumdayız. Türkiye'nin bu konudaki potansiyelinin çok büyük olduğuna da inanıyoruz. Ama işte bu güven inşa etmek sermaye piyasalarımız açısından da en önemli konu. Herkese tek
tek görev düşüyor. Şu anda bu Sermaye Piyasaları Birliği'nin her bir
üyesi, her bir şirket, her bir kuruluş ve her bir kuruluşun çalışanının
bu güven faktörüne çok çok dikkat etmesi lazım ki arzu ettiğimiz noktaya gidebilelim. Tahvil piyasası Türkiye'de çok yeni. Burada
ülkelerin farklı farklı yaklaşımları var. Bazı ülkeler diyor ki, teknik
hukuki çerçevesine bakarız ondan sonra tahvili çıkaracak olan çıkarır.
Alacak olan da baksın, etsin. Alanın zaten riskidir. Gerisine
karışmayız. Biz dedik ki en azından ilk 10 yıl bu Türkiye'de böyle
olmamalı. Çok yeni çünkü. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir şirketinin
bir tahvili piyasada, o artık dünyada saygı gören, itibar gören bir
tahvil olmalı. Bu hisse senetleri açısından da böyle." Bir dönem hızlı halka arzı teşvik etmek gibi bir yaklaşım olduğunu ama kaliteden
büyük ödün verildiğini dile getiren Babacan, bu da doğru olmadığını
belirtti. Bunun yine kısa vadeli bakış açısı olduğuna dikkati
çeken Babacan, "Sayıyı artırdık. Artırdık da sonuç ne oldu. Dolayısıyla
mutlaka kaliteye de dikkat etmemiz lazım. Sadece sayılara değil. Bizim
halka açık şirketlerimiz, tahvili piyasada alınıp satılan şirketlerimiz
bunların hepsi böyle pırlanta gibi dünyada geçerliliği olan her an
herkesin ilgi gösterdiği varlıklar olmalı. Bu bakış açısını ben
önemsiyorum. Belli bir noktaya geliriz aradan 10 yıl, 20 yıl geçer,
gelişmiş bir ülke oluruz. Bu konulara daha rahat bakabiliriz"
değerlendirmesinde bulundu. "Borsa İstanbul'un yeri ve konumu çok çok önemli" Başbakan Yardımcısı Babacan, bu açıdan bakıldığında İstanbul'un
uluslararası bir finans merkezi olmasının çok çok önemli bir proje
olduğunu ve 2009 yılında açıkladıkları bu projede 5 yıllık eylem planına açıp baktıklarında oradaki planın tamamını bugün itibariyle yerine
getirmiş durumda olduklarını söyledi. Bütün bu yapıda Borsa
İstanbul'un yerinin ve konumu çok çok önemli olduğuna dikkati çeken
Babacan, sermaye piyasalarının dışarı açık kapısı ve en önemli yüzünün
Borsa İstanbul olduğunu belirtti. TSPB'nin her bir kurumunun da dışarı ile bağlantı noktası olduğunu ifade eden Babacan, sözlerine şöyle devam etti: "Ama Borsa İstanbul'un yeri de önemli. Borsa İstanbul'un da bu son bir
kaç yıldır içinde olmuş olduğu atılım ve kabuk değişimini biz çok çok
önemsiyoruz. Bu dışarıda çok yakından takip ediliyor. Şu anda dünyadaki
büyük finans merkezlerine bakın hepsi İstanbul'a, Borsa İstanbul'a özel
ilgi gösteriyorlar ve çok yakından takip ediyorlar. Bugünün adımları
bundan 10 yıl sonrasının ciddi bir kurumu ve Türkiye açısından
uluslararası finans merkezi taşıyacak bir tablo gösteriyor bize. Tabi bu bazılarının işini gelmeyecek, bazıları bize rakip olacak mı?
Korkacaklar, edecekler, bunların hepsi ile tek tek uğraşmak gerekiyor." "17 Aralık süreci ile başlayan lüzumsuz tartışmalar var" Bir yandan şu anda içeride de bir mücadele olduğunu vurgulayan
Babacan, bunların özellikle 17 Aralık süreci ile başlayan lüzumsuz
tartışmalar olduğunu kaydetti. Sadece Borsa İstanbul değil diğer bazı kuruluşlarla da alakalı tartışmalar olduğunu belirten Babacan, şunları kaydetti: "Biz arkadaşlarımıza hep şunu söylüyoruz. Siz doğruları yapın.
Gerisinden korkmayın. Dirayetinizi, moralinizi de hep yüksek
tutun. Gürültünün çok olduğu dönemlerde maalesef çok farklı kişilikler,
çok farklı eğilimler ortaya çıkabilir. Bir bakıma böyle dönemlerde
insanları test ediyorsunuz. Bazı insanlar, hatta bazı kurumlar
sınavlardan geçiyor. Herkesin doğru bildiğini doğru şekilde yapması
lazım. Kanunlar belli, kurallar belli, çerçeve belli. İkincil
düzenlemelerimiz zaten kurumlarımızın elinde. Dolayısıyla
doğruyu yapmaya her kurumun devam etmesi lazım. Ancak böylelikle, böyle içeride dışarıda sorunların çok olduğu dönemler aşılabilir. Şundan
etkilen, bundan etkilen, şundan moral bozulsun, kurumda şöyle diyorlar.
Böyle bir lüksümüz yok. Hep beraber ısrarla ve inatla doğruları yapmaya
devam ediyoruz. Böyle sisli ortamı fırsat bilen bir sürü tipler ortaya
çıkabilir. Bunların hiçbirisi önemli değil. Sorumluluk kimin üzerinde
ise o sorumluluğu sırtında taşıyanlar her an doğruları yapmakla
mükellef. Kural bu. Her şeyin güllük gülistanlık olduğu dönemlerde işi
yönetmek kolay. İçeride işler iyi, dışarıda işler iyi. Tamam o çok zor
değil. Asıl imtihan hem şahıslar açısından hem kurumlar açısından zor
dönemlerdedir. Bunlarda sınav dönemleridir. Bu imtihanları, bütün
kurumlarımızla, Türkiye ile ekonomi yönetimimizle başarı ile geçeceğiz.
Türkiye'yi, halkımızı layık olduğu yere hep beraber ulaştıracağız."
AA
AA


















