İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, bir muamma gibi başlar ve çoğu zaman dünyevi zevklerin geçiciliğine aldanışla devam eder. Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında dünya, ne mutlak bir amaç ne de mutlak bir terk nesnesidir; o, ancak doğru tanımlandığında anlam kazanan bir "misafirhane" ve bir "imtihan meydanı"dır.
Dünyanın Mahiyeti: Fani Bir Misafirhane
Dünya, "Samedani bir kitap" veya "geçici bir ticaretgâh" olarak nitelendirilir. Huruf ve kelimâtı, yani içindeki varlıklar ve olaylar, kendilerine değil, onları yaratan Zât’ın isim ve sıfatlarına işaret ederler. Bu yönüyle dünya, bir ağacın meyvesi gibidir; nasıl ki bir meyveye sadece kabuğu için değil, çekirdeği ve içindeki sanat için değer veriliyorsa, dünyaya da içindeki ilahi nakışlar için bakılmalıdır.
Dünya bir "mezraadır" (tarla). Burada ekilen her amelin hasadı mahşerde alınacaktır. Ancak insan, bu gerçeği sıkça unutarak "hazır bir dirhem zehirli lezzeti, ileride bir batman safi lezzete" tercih etme gafletine düşer. Oysa dünya, kırılmaya mahkûm şişeler gibidir; ahiretin ebedi elmaslarına kıyasla değeri oldukça düşüktür.
Dünya Sevgisinde Ölçü: Kalben Terk, Kesben Değil
İnsanın dünyayı sevmesi, onu yanlış konumlandırmasından kaynaklanır. Eğer dünya, ahiretin tarlası ve ilahi isimlerin aynası olarak görülürse, bu sevgi bir noksanlık değil, aksine bir kemal vesilesidir. Tehlikeli olan, dünyanın fani lezzetlerini "esas maksat" edinmektir.
Dünyayı kalben terk etmek, onu tamamen terk-i dünya etmek anlamına gelmez. Mesele, onu kalbin merkezine yerleştirmemektir. Nitekim "Dünyayı kesben (çalışarak) değil, kalben terketmek lâzımdır" düsturu, insanın dünya işleriyle meşgul olabileceğini ancak kalbini dünyevi hiçbir şeye bağlamaması gerektiğini ifade eder. Çünkü "Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe."
Hayatın Değeri ve İmtihan Sırrı
Dünya hayatı, bir "dar-ı hizmettir" (hizmet yeri). Burada asıl olan, ücret almak veya lezzet sürmek değil, sorumlulukları yerine getirmektir. İnsan, kendine verilen cihazları nefsin ve dünyanın hesabına kullandığında, o kıymetli ahlaki değerler israf edilmiş olur. Aksine, "hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız" ölçüsüyle hareket eden kişi, dünyayı bir zindan olmaktan çıkarıp bir cennet bahçesine dönüştürebilir.
Ebedi Yolculuğa Hazırlık
Dünya hayatı, "geçici bir uykudan" ibarettir. İnsan, "Dünya bir gün bize 'Haydi dışarı!' diyecek" hakikatini göz ardı etmemelidir. Bu nedenle bahtiyar olan odur ki, dünyayı bir askeri misafirhane gibi görüp, vazifesini tamamlayınca izzetle ayrılabilendir. Dinini dünyaya feda etmek yerine, dünyayı din ve ahiret uğruna feda etmeye hazır olmak, ebedi hayatın kazanılması için atılacak en büyük adımdır.
Özetle, insan bu dünyaya sırf dünyalık için gelmemiştir. Dünyanın şaşaasına aldanıp kalbini ona bağlamak, "bir anlık şimşeği, ebedi güneşe tercih etmek" gibi bir divaneliktir.
Akıllı insan, dünya işlerine bakıp ne kazandığına mesrur ne de kaybettiğine mahzun olur; zira bilir ki dünya durmuyor, gitmektedir ve insan da onunla beraber ebedi menzile doğru yol almaktadır.




















